Fetva Meclisi
Soru
Bir şahsın evinde çalıştım, istediğini yaptım. Tamam, gidebilirsin dedi ama ücretimi ödemedi. Bugün yarın derken beni sürekli oyalıyor. Şimdi elimde bir fırsat var, ona ait inşaat malzemesi elime geçti. Alacağımı o eşyadan kesebilir miyim?
Cevap
Benzer fetvalar
Sizin bir hakkınız yeniyor veya size vaat edilen bir şey yerine getirilmiyorsa hakkınızı arayabilirsiniz elbette. Başkasının böyle bir işine ise asla karışmamalısınız. Kendinizi sivil müfettiş yerine koymayın.
Selamünaleyküm. Bir bayan olarak çalışmamalısınız. Eviniz sizin için en iyi iştir. Kasıt olmadıkça kaza ile olan değmeden günah olmaz ama siz, günahın zemininde durduğunuz için hatalısınız. Evinize geçin, huzurunuz oradadır.
Size iş veren iş sahibinin sizden beklentilerini karşılama konusunda bir sorun yoksa sizin aldığınız ücrette sıkıntı yoktur. İş sahibiniz sizi yetersiz buluyorsa zaten ücreti kısacaktır.
Sizin belirttiğiniz gibi verdiği sözde durmadığı bir durum varsa ortada elbette hakkınızı bütün kanuni yollarla aramanız caiz olur.
Aleykümselam. İki taraf için de anlaşma şartlarına riayet edildi ise onun bir fazlalık istemesi hakkı değildi. Anlaşmanın ilerisinde bir ilave iş yaptırdınız da onun için fark istedi ise şu anda hak sahibi gibi durmaktadır. Bunu da bir hakemle çözmeniz daha uygun olur. İstediğini verme cömertliği gösterirseniz çok daha iyisini yapmış olursunuz.
Burada iki durum var. Birincisi, anlaşılan işin eksik yapılması yani ortadaki eksikliğin giderilmesi veya ücretten kısılmasıdır. Buna yerine getirilmeyen hakkın alınması da diyebiliriz. İkincisi de ustanın cezalandırılmasıdır. Önce ikinci durumu netleştirelim: Mahkeme dışında kişilerin kendilerinin manevi zararı tazmin, hatayı cezalandırma gibi uygulamalar yapması yoktur, helal değildir. Bunu ancak mahkeme yapabilir. Birinci duruma gelince yani eksik bırakılanı isteme durumunda ise ustanın eksik bıraktığı ama ücretini de istediği bölümü vermeme durumunda şöyle yapabilirsiniz: Aynı işi yapan/yaptıran iki kişi ile görüşüp onlardan sözleşilen ile yapılan arasındaki farkı tespit ettirirsiniz. Bunlar bilirkişi konumunda olmuş olurlar. Aradaki eksik bırakılan farka karşılık olan miktarı yapmanız gereken ödemeden kısabilirsiniz. Yalnız bunu yaparken hak yiyen duruma düşmemeniz için; Yazılı sözleşmenizi ölçü almalısınız. Bilirkişi durumundakileri yönlendirmemelisiniz. Yasal yollarla zararınızın tazmini mümkün ise bunu kendiniz yapmamalısınız. İlave bir kesinti yapmamalısınız. Sadece ortadaki zararı alabilirsiniz. Mesela sözleşmede bulunduğu halde kapıyı takmadı ise o kapıya karşılık olan ücreti kesebilirsiniz. Fıkıh kitaplarımızda bunun örnekleri vardır.
borç konusundaki diğer fetvalar
Bu soru ile kastınız, zekât alan bir fakirin aldığı zekât parasını bir başkasına borç olarak vermesi ise bunun cevabı kesin olarak şudur: Zekât, hak sahibi olan fakirin eline geçtikten sonra para, onun özel malıdır, dilediği gibi kullanabilir parasını. Bu kullanma alanlarından biri de borç vermedir. Hiçbir sakınca olmadan elindekini borç olarak verebilir. Zekât parasını borç olarak vermeyi zekât verecek kişinin GÜNÜ GELMİŞ VE BELİRLEMİŞ OLDUĞU zekât parasını borç olarak vermesi kastediliyorsa cevap şudur: - Zekât günü gelince yerine getirilmesi gereken bir ibadettir. Dinen geçerli bir sebep olmadıkça zekât ertelenemez. Borç vermek bir çeşit ertelemektir. Bu nedenle zekât verecek kimsenin “zekât parası veya malı olarak belirlediğini” birisine borç olarak vermesi caiz olmaz. - Bu borç verme işini zekâtı vermek üzere vekâleten elinde bulunduran kişi veya kurum ise, zekât olarak elinde bulunan parayı hemen fakire ulaştırması gerekmez. Makul bir gerekçeye dayalı olarak mesela en uygun fakir kişiyi inceleme, daha ağır şartları olanlara ulaştırma gibi bir gerekçe ile bir süre geciktirme yapabilir. Bu süre de uzun kabul edilmeyecek süre olmalıdır. Böyle bir kurum, elindeki zekât paralarını; - Bir heyet kararı ile - Şeffaf bir şekilde - En güçlü kanuni müeyyideler kullanarak - Kısa bir süre için - Acil bir ihtiyaç için onu kullanacak olanlara - Güven veriyorlarsa verebilirler. - Borç verilen zekât parasının geri dönmemesi durumunda ise borcu veren yetkili kişilerin gerekli tedbirleri en üst seviyede almamış olmak gibi bir kusurları varsa zayi olan zekât parasını tazmin etmeleri gerekir.
Hadislerde “Allah’ın adını anarak isteyene verin” buyuruluyor. Buradaki “verin” emri teşvik içindir, verilmezse haram olmaz. Mekruh bir iş olabilir. İsteyen ölümcül bir tehlike anında istiyorsa veya esasen hak sahibi olan birisi Allah’ın adını anarak istiyorsa o zaman vermek farz olur.
Şöyle bilmeliyiz bunu: a. Bir Müslüman borçlu ise ve borcunu ödeyemiyorsa o Müslüman’a borcunu ödemesi için zekât verilmesi caizdir. b. Borcunu kapatabilecek gayrimenkulü veya benzeri bir malı bulunana zekât vermek gerekmez. c. Elindeki gayrimenkulü mesela ekip biçtiği tarlası gibi ihtiyaçlarında kullandığı bir varlığı ise onu satması istenmez, dolayısıyla da ona zekât verilebilir. d. Elindeki arsası veya dairesi resmi yollarla hacizli durumda ise bu nedenle de onu paraya çeviremiyorsa böyle bir gayrimenkulün varlığı ile yokluğu aynı kabul edilir.
“Sadaka” kişinin yükümlü olmadığı hâlde iyilik yapmasıdır. “Borç” ise kişinin yükümlülüğünün adıdır. İnsanın yükümlü olduğunu bırakıp yükümlü olmadığını yerine getirmesi makul olmaz. Ancak borç açısından etkili olmayan bir sadakada sıkıntı yoktur. Verilecek sadakadan dolayı borcu ertelemek gibi bir durum oluşursa sakıncalı olan odur.
Hayır, satmaya karar vermediğiniz sürece tır için zekât vermeniz gerekmez. O sizin ekmek teknenizdir. Ondan kazandığınızdan biriktirirseniz o paradan zekât vereceksiniz. Şu anda borcunuz da bulunuyor. O borç oranını elinizde para olsa da ondan düşebilirsiniz. Allah Teâlâ işinize bereket versin. Aman kul hakkına dikkat edin. Özellikle yollarda kural ihlali yapmamaya çalışınız. Bereketini göreceğiniz bir iş üzere olmaya çalışınız.
Eşinin borcunu sadaka olarak vermen durumunda iki kere sadaka vermiş gibi olursunuz. Allah kabul etsin.