Fetva Meclisi
Soru
Borcu olan sadaka verebilir mi, verse kabul olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Borç ağır bir yüktür ve öncelikli olmalıdır. Sadaka vermek ve borcu ödemek arasında tercih borcun ödenmesinde olmalıdır. Âlimlerin ağırlıklı görüşü böyledir. Ancak sürekli girdi çıktısı olan ama yatırımları devam eden birinin borcu ödeme riski taşımadığı için o sadaka verebilir, onun için böyle bir tercih durumuna gerek yoktur.
Borçlu sadaka vermez diye bir kural yoktur. Borçlunun borcundan kısıp sadaka vermesi yanlıştır deriz. Nice borçlular var ki borcu onu hiç etkilemeden yaşamaktadır, borcu adeta ona daha fazla kazandırmaktadır. Bu sebeple “borçlu sadaka vermez” yerine “borçlu borcunu erteleyip sadaka vermemelidir” desek doğru olur.
Borcu olan bir müminin, o borcu karşılayacak birikimi varsa ya da borç açısından bir risk oluşmuyorsa dilediği gibi sadaka vermesinde bir sakınca olmaz. Borç açısından sıkıntı söz konusu ise öncelikli olarak borcu dikkate alarak hareket etmek gerekir. Öyle bir durumda sadaka tercih edilmemelidir.
Tevbe etti ve tevbesine sadık kaldı ise böyle birine yardım edilebilir. Sadaka verenler mesela “Kudüs için” diye şartlı bir sadaka vermemiş iseler o sadakalardan da verilebilir.
Eşinin borcunu sadaka olarak vermen durumunda iki kere sadaka vermiş gibi olursunuz. Allah kabul etsin.
Borcun sahibi yani alacaklı mal sahibidir. Mal sahibi malı üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabilir. Bu tasarruf çeşitlerinden biri de vekalet vermektir. Borçlu vekil olmayı kabul ediyorsa böyle bir vekalet caizdir. Vekalette vekil ile müvekkilin rızası şarttır. Alacaklı ortadaki borç kadar sadaka vermiş olur. O paranın sadakaya dönüşmesinden sonra da borçlu sorumluluğu üstlenmiş olur.
borç konusundaki diğer fetvalar
Şöyle bilmeliyiz bunu: a. Bir Müslüman borçlu ise ve borcunu ödeyemiyorsa o Müslüman’a borcunu ödemesi için zekât verilmesi caizdir. b. Borcunu kapatabilecek gayrimenkulü veya benzeri bir malı bulunana zekât vermek gerekmez. c. Elindeki gayrimenkulü mesela ekip biçtiği tarlası gibi ihtiyaçlarında kullandığı bir varlığı ise onu satması istenmez, dolayısıyla da ona zekât verilebilir. d. Elindeki arsası veya dairesi resmi yollarla hacizli durumda ise bu nedenle de onu paraya çeviremiyorsa böyle bir gayrimenkulün varlığı ile yokluğu aynı kabul edilir.
Bu soru ile kastınız, zekât alan bir fakirin aldığı zekât parasını bir başkasına borç olarak vermesi ise bunun cevabı kesin olarak şudur: Zekât, hak sahibi olan fakirin eline geçtikten sonra para, onun özel malıdır, dilediği gibi kullanabilir parasını. Bu kullanma alanlarından biri de borç vermedir. Hiçbir sakınca olmadan elindekini borç olarak verebilir. Zekât parasını borç olarak vermeyi zekât verecek kişinin GÜNÜ GELMİŞ VE BELİRLEMİŞ OLDUĞU zekât parasını borç olarak vermesi kastediliyorsa cevap şudur: - Zekât günü gelince yerine getirilmesi gereken bir ibadettir. Dinen geçerli bir sebep olmadıkça zekât ertelenemez. Borç vermek bir çeşit ertelemektir. Bu nedenle zekât verecek kimsenin “zekât parası veya malı olarak belirlediğini” birisine borç olarak vermesi caiz olmaz. - Bu borç verme işini zekâtı vermek üzere vekâleten elinde bulunduran kişi veya kurum ise, zekât olarak elinde bulunan parayı hemen fakire ulaştırması gerekmez. Makul bir gerekçeye dayalı olarak mesela en uygun fakir kişiyi inceleme, daha ağır şartları olanlara ulaştırma gibi bir gerekçe ile bir süre geciktirme yapabilir. Bu süre de uzun kabul edilmeyecek süre olmalıdır. Böyle bir kurum, elindeki zekât paralarını; - Bir heyet kararı ile - Şeffaf bir şekilde - En güçlü kanuni müeyyideler kullanarak - Kısa bir süre için - Acil bir ihtiyaç için onu kullanacak olanlara - Güven veriyorlarsa verebilirler. - Borç verilen zekât parasının geri dönmemesi durumunda ise borcu veren yetkili kişilerin gerekli tedbirleri en üst seviyede almamış olmak gibi bir kusurları varsa zayi olan zekât parasını tazmin etmeleri gerekir.
Size verilen işi hakkıyla yaptıysanız size ücret vermesi onun üzerine gerekli olmuştur. Vermeyip geciktirmesi günahtır. Sizin de elinize geçen fırsatı değerlendirip hakkınızı almanız esasen izin verilen bir iştir. Ancak böyle bir hakkını almanın size ilave sorunlar getirebileceğini unutmasanız daha iyi edersiniz. Yasal yolları denemelisiniz.
Dört mezhep fukahasının sözü, alacağın zekâta sayılmasının caiz olmayacağı şeklindedir. Zekât bir ibadettir. Niyet ister. O niyet para elden çıkarken borç olarak başladıktan sonra zekâta dönüştürülemez.
Hadislerde “Allah’ın adını anarak isteyene verin” buyuruluyor. Buradaki “verin” emri teşvik içindir, verilmezse haram olmaz. Mekruh bir iş olabilir. İsteyen ölümcül bir tehlike anında istiyorsa veya esasen hak sahibi olan birisi Allah’ın adını anarak istiyorsa o zaman vermek farz olur.
Zekât borcunuzu işçilerinizin maaşı olarak veremezsiniz.