Fetva Meclisi
Soru
Hocam birine borcumuz varken sadaka vermemiz dinen uygun mudur? Özellikle herhangi bir tehlikeyi atlattığımızda bunun bir şükrü olarak.
Cevap
Benzer fetvalar
Borçlu sadaka vermez diye bir kural yoktur. Borçlunun borcundan kısıp sadaka vermesi yanlıştır deriz. Nice borçlular var ki borcu onu hiç etkilemeden yaşamaktadır, borcu adeta ona daha fazla kazandırmaktadır. Bu sebeple “borçlu sadaka vermez” yerine “borçlu borcunu erteleyip sadaka vermemelidir” desek doğru olur.
Borç ağır bir yüktür ve öncelikli olmalıdır. Sadaka vermek ve borcu ödemek arasında tercih borcun ödenmesinde olmalıdır. Âlimlerin ağırlıklı görüşü böyledir. Ancak sürekli girdi çıktısı olan ama yatırımları devam eden birinin borcu ödeme riski taşımadığı için o sadaka verebilir, onun için böyle bir tercih durumuna gerek yoktur.
Eşinin borcunu sadaka olarak vermen durumunda iki kere sadaka vermiş gibi olursunuz. Allah kabul etsin.
Sadaka vermek, sadece fakirler için değil, aynı zamanda kişinin manevi huzuru, duaların kabulü ve Allah’ın rızasını kazanması için de çok önemli bir ibadettir. Ancak, unutma ki Allah, kullarının kalbini ve samimiyetini en iyi şekilde bilir. Sadaka verirken niyetinin Allah’a yaklaşmak, dileklerini O'na sunmak ve O'na güvenmek olmalıdır.
Borç sebebi ile çıkmaza giren bir Müslüman'ı zekât fonundan kurtarmak bu âyetle hükme bağlanmaktadır. Bu, o Müslüman'ın sadaka vermek gibi işlerden men edilmesine delil değildir.
Tevbe etti ve tevbesine sadık kaldı ise böyle birine yardım edilebilir. Sadaka verenler mesela “Kudüs için” diye şartlı bir sadaka vermemiş iseler o sadakalardan da verilebilir.
bela konusundaki diğer fetvalar
Ne yazık ki dediğinizde haklısınız. Allah’a sığınıyoruz. Hasbunellah. İmanımızı korumak, Daha ağır fitnelere neden olmamak, Dinimize ait kavramların yıpranmasına karşı eğitim tedbirleri almak gibi ek faaliyetlerle üzerimize düşeni yapacağız. Ama unutmayalım: Açık bir belanın içinde gizli bir bela yaşıyoruz.
Hayır olmaz. Bilakis güzel bir iş yapmış olursunuz. Buna dini literatürde “salih amelle Allah’a tevessül etmek” denir. Bu da dinimizin tavsiye ettiği amellerdendir. Fakirleri sevindirmek, onlardan dua talep etmek, ilim talebelerine destek olmak ve bunu yaparken “işlerim iyi gitsin, sıkıntılarım kalksın, belalar kalksın…” gibi niyetleri yapmakta sakınca yoktur.
Hayır böyle bir söz söylenemez. Peygamberlerden bazıları ağır hastalıklar geçirmişlerdir. Onlar için de mi aynı şeyi söyleyeceğiz? Evet, Allah Teâlâ, bazı kullarının bazı hatalarını dünyada iken cezalandırmış olabilir. Bu cezalardan biri de hastalık olabilir ama bunu “şunun hastalığı şu günahındandır” şeklinde söylemek sadece bilmeden konuşmak olabilir.
Bu dünya hayatının belli kuralları vardır. Bunlara tabiat kuralları veya başka bir isim verilmesi sonucu değiştirmez; bu kurallar üzerinden biz ve diğer canlılar yaşıyoruz. İnsanların hataları ve isyanlarının yaşadığımız dünyaya ve buna bağlı olarak da hayatımıza olumsuz etki bıraktığını gözlerimizle de izleyebiliriz. İnsanların iyi olmasının hayatımızı etkileyen olumsuzlukları da iyileştirmeye katkı vereceği kesindir. Ne var ki bu iyi olma durumu bir iki kişinin namaz kılması ile sınırlı tutulabilecek kadar basit zannedilmemelidir. İnsanlık iyileşmeye doğru yön çevirmelidir ki toplu bir bereket ve iyileşme görülsün. Öyle veya böyle biz üzerimize düşeni yapar ve iyi olmaya gayret edersek en azından Allah katındaki sorumluluğumuz ve taşıdığımız vicdanımız için gerekeni yapmış oluruz. Bu da yarın ahirette azap çekmememizi sağlar biiznillah.
Sadaka belayı def eder biiznillah. Her zaman ama özellikle bela zamanlarında çok sadaka vermek gerekir. En iyi sadaka: En uygun zamanda, En işe yarar, En ehli olana verilen sadakadır. Bugünlerde kurban kesip sadaka olarak et dağıtmanın işe yaramıyor olması muhtemeldir. İnsanların bir liraya muhtaç olduğu günlere doğru hızla yürüyoruz. Böyle geniş bir açı ile bakınız. Allah kabul etsin.
İnsanların başına gelen belalar, musibetler için GÜNAHLARI NEDENİYLE şeklinde bir tespit yapmamız yeterli değildir. Evet, günahlar da bir nedendir ama tek neden günahlar değildir. Peygamberler örneğinde olduğu gibi mesela hiçbir günahı olmayan çocukların da başına belalar gelebilmektedir. Belalar ve musibetler konusuna daha geniş bir açıdan bakılmalıdır. Biz insanız, bilgimiz ve idrakimiz bizim biyolojimizle sınırlıdır. Duyu organlarımız, aklımız gibi kapasitesi sınırlı ve fani nitelikte yardımcılarla biliyor ve kavrıyoruz. Bu durumumuz bizi ve bu büyük evreni yaratan Allah’ın her işini kavrama seviyesinde asla değildir ve olamaz da. Bu nedenle Allah’ın yaratması ile alakalı işlerde bizim kapasitemizin çok üstünde derin hikmetler olmasını kabul etmek zorundayız. Belki ahirette cennet ile mükâfatlandırıldığımızda buradaki meraklarımızın cevaplarını bulabileceğiz orada. Peygamberlerin başına gelen musibetleri de bu çerçevede anlayabiliriz. Onların derecelerinin yükselmesi, kendilerinden sonraki iman edenlerine mükemmel bir örnek olarak kalmaları gibi muhtemel nedenler de bu başlığa ilave edilebilir. En doğrusunu ise Allah Teâlâ bilir.