Fetva Meclisi
Soru
Belalı günlerde Allah bizi korusun diye sadaka vermek istiyorum. Kurban mı kessem, para mı versem önceliğim ne olsun?
Cevap
Benzer fetvalar
Sadaka belaları defeder, böyle inanıyoruz. Kurban da bir ibadettir ve sadaka çeşitlerinden olabilir. Ancak, ŞU SIKINTIDA KURBAN KESERSEN SIKINTIN GİDER şeklinde kesin bir dini bilgimiz yoktur. İnsanların ete çok muhtaç oldukları bir zamanda kurban kesip et dağıtmak iyi bir sadaka olduğu için belayı defedebilir ama bu dönemde et birinci derecede muhtaçlara verilebilecek bir sadaka çeşidi değildir. Kimi durumlarda basit bir çocuk bezi bile etten daha değerli olabilmektedir. Bu sebeple o günde hangi ihtiyaç daha önde duruyorsa sadaka olarak onu öne çıkarmak en güzeli olur. Bunu da sadaka ibadetine niyet ederek yapmak gerekir. Belanın gitmesi için ödenecek bir vergi anlaşılırsa sadaka olma özelliğini yitirebilir.
Sadaka, “olmayana” vermektir. Malı olmayana mal vermek, sağlığı olmayana sağlık verecek bir şey vermek, morali olmayana moral vermek sadakadır. Sadaka kesinlikle bela defeder. Kim neye muhtaç ise ve veren ne kadar verebilir kapasitede ise bu ikisinin ortalaması sadakadır ve beladan korur. Yalnız iki nokta unutulmamalıdır: a- Dua dâhil hiçbir ibadet, hâşâ Allah’ı denemek için yapılmaz. Öyle olursa bir anlam ifade etmeyebilir. b- Sadaka kendi başına bir ibadettir ama mesela namazın yerine geçmez, orucun yerine sayılmaz. Sadakayı sadece kendi çapında bir ibadet olarak yapmak gerekir. Allah Teâlâ hakkıyla yapmaya muvaffak kılsın.
Kurban kesmek de sadaka vermek de ibadetlerdendir. Her ibadet sevap olarak Müslüman ölüye hediye edildiğinde biiznillah ona ulaşır ve faydası olur. Et mi para mı diye sorulduğunda ise bunun cevabı fakirin lehine hangisi ise o olur. İnsanların et bulamadıkları bir zamanda et daha değerli olabilir, nakit paranın daha acil işler görebileceği bir zamanda ise para daha değerlidir. Zamana ve fakirin kimliğine göre karar verilmelidir.
Kesilen kurbandan yemek caizdir, yememek ise günah değildir, kurbana zararı yoktur. Kesilen kurbandan hediye vermek caizdir, vermeyen için de bir eksiklik yoktur. Bir miktarını sadaka olarak vermek gerekir şeklinde bir görüş varsa da kurbandan bir bölümünü sadaka olarak verme mecburiyeti yoktur.
Geçmişte kesilmemiş vacip kurbanın o günkü fiyatı ne ise o kadarı sadaka olarak bir yere verilebilir.
Aleykümselam. Seksen bir gram altın alacak kadar birikiminiz bir kenarda bekliyordu ise sizin kurban kesmeniz gerekiyordu. Kesemedi iseniz, bir kurban kaça kesiliyordu ise o kadar parayı bir vakfa sadaka olarak verirsiniz. Allah mağfiret buyursun.
bela konusundaki diğer fetvalar
Bu dünya hayatının belli kuralları vardır. Bunlara tabiat kuralları veya başka bir isim verilmesi sonucu değiştirmez; bu kurallar üzerinden biz ve diğer canlılar yaşıyoruz. İnsanların hataları ve isyanlarının yaşadığımız dünyaya ve buna bağlı olarak da hayatımıza olumsuz etki bıraktığını gözlerimizle de izleyebiliriz. İnsanların iyi olmasının hayatımızı etkileyen olumsuzlukları da iyileştirmeye katkı vereceği kesindir. Ne var ki bu iyi olma durumu bir iki kişinin namaz kılması ile sınırlı tutulabilecek kadar basit zannedilmemelidir. İnsanlık iyileşmeye doğru yön çevirmelidir ki toplu bir bereket ve iyileşme görülsün. Öyle veya böyle biz üzerimize düşeni yapar ve iyi olmaya gayret edersek en azından Allah katındaki sorumluluğumuz ve taşıdığımız vicdanımız için gerekeni yapmış oluruz. Bu da yarın ahirette azap çekmememizi sağlar biiznillah.
İnsanların başına gelen belalar, musibetler için GÜNAHLARI NEDENİYLE şeklinde bir tespit yapmamız yeterli değildir. Evet, günahlar da bir nedendir ama tek neden günahlar değildir. Peygamberler örneğinde olduğu gibi mesela hiçbir günahı olmayan çocukların da başına belalar gelebilmektedir. Belalar ve musibetler konusuna daha geniş bir açıdan bakılmalıdır. Biz insanız, bilgimiz ve idrakimiz bizim biyolojimizle sınırlıdır. Duyu organlarımız, aklımız gibi kapasitesi sınırlı ve fani nitelikte yardımcılarla biliyor ve kavrıyoruz. Bu durumumuz bizi ve bu büyük evreni yaratan Allah’ın her işini kavrama seviyesinde asla değildir ve olamaz da. Bu nedenle Allah’ın yaratması ile alakalı işlerde bizim kapasitemizin çok üstünde derin hikmetler olmasını kabul etmek zorundayız. Belki ahirette cennet ile mükâfatlandırıldığımızda buradaki meraklarımızın cevaplarını bulabileceğiz orada. Peygamberlerin başına gelen musibetleri de bu çerçevede anlayabiliriz. Onların derecelerinin yükselmesi, kendilerinden sonraki iman edenlerine mükemmel bir örnek olarak kalmaları gibi muhtemel nedenler de bu başlığa ilave edilebilir. En doğrusunu ise Allah Teâlâ bilir.
- Bütün varlığın Allah’a ait olduğunu, üzerinde bulunduğumuz dünyanın da onun mülkü olduğunu, Allah’tan gelip ona gideceğimizi anlamaya çalış. Ve Allah’a, kaderine güven. Yapabileceğini yaptı isen kendini rahat bil. - Dünyanın gerçeğini anlamış ol. “Dünya bu imiş” de. Sonra da dünyaya takılmak yerine kendini cennete koşan bir mü'min olarak yetiştir. - Üzerine düşeni yaptın ve bilinçli bir eksikliğin yoksa başına gelenlerin biraz çile çekmene sebep olsa da sana ecir kazandıracağını, günahlarını temizleyeceğini bil. - Olaylar yoğunlaştıkça sen namazı, zikri ve duayı arttır. - Özel saatler belirleyip Peygamber aleyhisselama salavat getir. Buna en az kırk gün devam et. - Başına gelenleri yorumlarken senden daha beter olanlara bak. - Geçmişi kurcalama, gelecekten korkma. Sen Allah’a aitsin ve onun mülkündesin. - Âyeti unutma: “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”
Hayır böyle bir söz söylenemez. Peygamberlerden bazıları ağır hastalıklar geçirmişlerdir. Onlar için de mi aynı şeyi söyleyeceğiz? Evet, Allah Teâlâ, bazı kullarının bazı hatalarını dünyada iken cezalandırmış olabilir. Bu cezalardan biri de hastalık olabilir ama bunu “şunun hastalığı şu günahındandır” şeklinde söylemek sadece bilmeden konuşmak olabilir.
Bir kere kıldıkları o namazlarla o vaktin namazlarına ait sorumluluktan kurtulmuş olurlar. Namazı hastalık korkusuna dayalı bir sebeple kılmış olmaları namaz sevabını engellemez biiznillah. Böyle bir nedenle de namazı süreklileştirmiş olurlar.
Hiç şüphesiz bu dünyada olup bitenler Allah’ın emri ve dilemesi iledir. Biz kulları olarak her şeyin ayrıntısını bilemeyiz. Bu olayların da sebeplerini ve sonuçlarını sadece tahmin edebiliriz. Olaylara karşı tedbirler alabiliriz. Başka yapabileceğimiz bir şey yoktur. Genel olarak deriz ki, bu olaylar bize: • Bu dünyanın asıl sahibinin insan olmadığını, • Allah’a yalvarmaya, duaya ve boynu bükük huzurunda durmaya ne kadar muhtaç olduğumuzu, • Bütün ayrıntıları ve çeşitleri ile sabretmeye ihtiyacımızı, • Belalardan önceki nimetlerin kıymetini takdir etmemizi, • Belalara karşı Müslümanca tavır gösterebilirsek onların günahlarımızı eritebileceğini, • Kaderimize rıza göstermekle Allah’ın rızasını kazanacağımızı öğretmektedir.