Fetva Meclisi
Soru
Yaşadığımız covid-19 belasından olsa gerek evimizden bela uzak olsun diye sadaka vermek istiyoruz. Sadaka ne kadar verilirse sadaka olur, kime verilirse olur ve sadaka bizi beladan korur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Sadaka belayı def eder biiznillah. Her zaman ama özellikle bela zamanlarında çok sadaka vermek gerekir. En iyi sadaka: En uygun zamanda, En işe yarar, En ehli olana verilen sadakadır. Bugünlerde kurban kesip sadaka olarak et dağıtmanın işe yaramıyor olması muhtemeldir. İnsanların bir liraya muhtaç olduğu günlere doğru hızla yürüyoruz. Böyle geniş bir açı ile bakınız. Allah kabul etsin.
Vefat etmiş bir kişi adına sadaka vermek, onun amel defterine bir sevap olarak yazılabilir. Ancak kişinin imanla gidip gitmediği hususu önemlidir. Eğer bir Müslüman olarak vefat ettiyse onun adına sadaka vermekte sakınca yoktur. Hatta bu, onun için bir bağışlanma vesilesi olabilir. Ancak iman üzere vefat etmediğine dair açık bir delil yoksa kişi adına sadaka vermek veya hayır yapmak ümitvar bir davranış olarak görülebilir. Eğer içiniz rahat etmiyorsa sadakayı genel bir hayır niyetiyle verebilir ve sevabını Allah’ın dilediğine ulaştırmasını niyet edebilirsiniz.
Sadaka, dinimizin bize öğrettiği en mühim nefis terbiyesi vesilesi ve Allah’a yaklaştıran en önemli nafilelerden biridir. Sadakanın faziletini konuşmamıza hacet yoktur. Bununla beraber şunu da bilmeliyiz: Ailemizin geçindirilmesi ve benzeri görevlerimiz sadaka vermemizden daha önemsiz şeyler değildir. Bu bir. Bir de, günümüzde suiistimal edilen en önemli alanlardan biri sadakadır. Bir tür sadaka sömürüsünden söz edebiliriz. Bu nedenle sadakayı kurumsallaştırmamızda yarar vardır. İtimat ettiğiniz bir vakıf veya derneğe verebileceğiniz kadar sadakayı vererek hem bu sıkıntıdan kurtulursunuz hem de sadaka kazancınızı kaybetmemiş olursunuz. Böyle bir yol bulmaya çalışın. Allah yardımcımız olsun, ibadetlerimizi kabul buyursun.
Sadaka belaları defeder, böyle inanıyoruz. Kurban da bir ibadettir ve sadaka çeşitlerinden olabilir. Ancak, ŞU SIKINTIDA KURBAN KESERSEN SIKINTIN GİDER şeklinde kesin bir dini bilgimiz yoktur. İnsanların ete çok muhtaç oldukları bir zamanda kurban kesip et dağıtmak iyi bir sadaka olduğu için belayı defedebilir ama bu dönemde et birinci derecede muhtaçlara verilebilecek bir sadaka çeşidi değildir. Kimi durumlarda basit bir çocuk bezi bile etten daha değerli olabilmektedir. Bu sebeple o günde hangi ihtiyaç daha önde duruyorsa sadaka olarak onu öne çıkarmak en güzeli olur. Bunu da sadaka ibadetine niyet ederek yapmak gerekir. Belanın gitmesi için ödenecek bir vergi anlaşılırsa sadaka olma özelliğini yitirebilir.
Sadaka vermek, sadece fakirler için değil, aynı zamanda kişinin manevi huzuru, duaların kabulü ve Allah’ın rızasını kazanması için de çok önemli bir ibadettir. Ancak, unutma ki Allah, kullarının kalbini ve samimiyetini en iyi şekilde bilir. Sadaka verirken niyetinin Allah’a yaklaşmak, dileklerini O'na sunmak ve O'na güvenmek olmalıdır.
Hayır, sadaka veren yapabileceği kadarı ile araştırıp sadaka verdi ise sadaka verilen kişinin yanlış uygulamalarının sadaka verene sakıncası yoktur.
Corona konusundaki diğer fetvalar
Peki, şu soruya ne diyeceğiz: Neden kötüler ecelleri gelince öldüğü gibi mü'minler de ecelleri gelince ölüyorlar bu dünyada? Bu sorunun cevabı nedir? Ölüm bir kanundur; iyiyi de bulur kötüyü de. Sonra da herkes hak ettiği yere ve layık olduğuna gider. Bundan başka cevabı olamaz. Veba da öyledir; geldiği zaman kötülerin yüzünden gelir ama iyileri de alır götürür. Bu haliyle herkese bir ceza olur ama sonrasına bakıldığında iyi mü'min vebadan ötürü Rabbine şehit olarak gidince çektikleri ona rahmet olmuş olur. Kâfir de cezasının gereği olan yere gitmiş olur. Gerçek böyledir güzel kardeşim. Allah Teâlâ hepimizi rahmeti ile kuşatsın. Âmin.
1. Hemen güzel bir tevbe yap. Bütün günahlarını sil. Yeniden doğmuş gibi ol. Ve artık o tevbenin adamı ol. 2. Namaz enerjidir. Sürekli enerji depola. Vakit namazları ve nafileleri adeta biriktir. 3. Duadan üşenme. Evde otururken, yürürken, uyumadan önce, kalkınca, yemekten önce... Hep dua et. Arapça bildiklerini yap, Türkçe yap… Hep dua yap. 4. Karşılıksız iyilikler belayı def eder. Para vermekten, tatlı söz söylemeye varıncaya kadar çok iyilik yap. O iyiliklerin sana bir koruma çadırı oluşturur. 5. Çok tesbih yap. Subhanallah de, Elhamdülillah de, Allahu ekber de. Yürürken, otururken, bakarken… Hep yap. Dilin zikirle taptaze kalsın. 6. Haram ortamları terk et. İnternetin haramından kop. 7. Anne babanın duasını al. Onlar yoksa onların yaşıtı akrabalarını ara, dualarını iste. 8. Çok istiğfar et. Sürekli “estağfurullah/Allah’ım beni bağışla” demeye alış. 9. Kur'an oku. Onu oku. Oku, oku… 10. Bil ki, sabretmeden cennete girilmez. Sabrı nefesin bil, soluğun say.
Bu tespit tıbben doğru değildir. Tıp adamları, normal sağlıklı insanın oruç tutmakla bağışıklık sisteminin bozulmayacağını, Afrika’daki gibi “açlık” denen bir sürece maruz kalmanın bağışıklık sistemine zarar vereceğini söylemektedirler. Bu nedenle bu salgın zamanında oruç tutmanın salgına karşı zayıf düşmeye etkisi olur denmesinin tıbben desteği yoktur. Özellikle; - Sahur yemeğini güzel yiyerek, - Sahuru son vakte taşıyarak, - Yeterli sıvıyı almış olarak tutulan oruç biiznillah hiçbir tehlike oluşturmaz. Bu kuraldan sadece kontrolsüz diyabet hastaları veya kronik böbrek ya da karaciğer hastalığı olanlar istisna olabilirler. Onlar için zaten normal zamanlarda bile orucu erteleme ruhsatı verilebilmekte idi. Bu Ramazan ayının rahmet şemsiyesi altına daha çok girmeye muhtaç olduğumuz bir zamanda orucun azametini hafifletebilecek bu tür şayialara kulak asmamak gerekir
Evet, dinimiz zorlu günler için ZARURET ZAMANI RUHSATLARI getirmiştir. Bu ruhsatların kullanılabilmesi için bazı ilkeler de konmuştur. Bu ilkelerin oluştuğu durumda zaruret çizgisine gelinmiş sayılır ve hükümler ona göre uygulanır. Sözünü ettiğimiz bu zaruret durumu özel olarak şu hususların gerçekleşmesi ile ortaya çıkar: 1. Zorunlu durum, muhtemel değil mevcut olmalıdır. Mesela bir ekonomik kriz bekleniyor başka şeydir, fiilen var olan ekonomik kriz başka şeydir. Zaruret ancak fiilen var olan için kullanılabilir. 2. Bu durum oluşunca Müslüman için hiçbir alternatif kalmamış olmalıdır. Mesela Müslüman, normal ticaretini veya geçimini ancak yedek arsasını satarak sürdürebilecek ise onun için faize ruhsat verebilecek bir zaruret konuşulamaz. 3. Böyle bir zaruret uygulaması, dinin temel kurallarını çiğneme nedeni olmamalıdır. Mesela başka bir insanın can ve mal güvenliğinin yok kabul edilmesi gibi bir yöntem olmamalıdır. 4. Bir şeye zaruri ruhsat verilmesi yasağın kaldırılmış olması değildir. Sadece bir merhaleyi aşmak ve bir sorunu gidermek içindir. Ruhsat bu sınırlı an için kullanılabilir, genel bir izin gibi kullanılamaz. Ruhsat kullanırken de en az zararlıdan daha zararlıya doğru atlanarak tercih yapılır. En temel ölçüleri ile bu şartlarda bir zaruret ruhsatından söz edilebilir.
İnna lillahi ve inna ileyhi racuûn. Allahüme’curna fi musîbetina hazihi ve ehlifna hayren minha. Âmîn. İnsanlık büyük bir darboğaza doğru yaklaşmıştır. Tarihten hikâyelerini okurken kolay olan şeyleri yaşamak zormuş, bunu iyice anladık şimdi. Kitabımız Kur'an’ımız neden onlarca kere ÖNCEKİ ÜMMETLER konusunu önümüze getiriyor bunu anladık. Nuh aleyhisselam zamanındaki tufanın alt yapısını, işleyişini, ağırlığını ve neden sonra insanların her şeye yeniden döndüklerini anladık. Anladık inşaallah. Bu, elimizin kolumuzun, dillerimizin bağlandığı garip dünyada olanca çığlığımızla şunu deriz de başkasını bilmeyiz: Hasbunellah. Hasbunellah. Hasbunellah. Bizim için bu zaman, bu kaos ortamı tam bir ibadet ve Allah’a avdet zamanıdır. İbadetleri artırmalı, dua ve zikri yoğunlaştırmalıyız. Gafletimiz sürerse ve bir zaman sonra hiçbir şey olmamışa dönersek maazallah, bizim için böyle muhtemel bir sonuç felaketten daha büyük bir felakete neden olabilir. Erken uyanmak ve büyük bir gayret ve samimiyetle; • İstiğfarlar ederek, • Günahlarımızdan tevbeler ederek, • Kul haklarından helalleşerek, • Kaza namazlarımızı kılarak, • Zikirler yaparak, • Kur'anlar okuyarak, • Ailemizi muhkem bir kaleye çevirip, içinde cenneti kazanacağımız bir yuvaya dönüştürerek, • Bu belayı, Allah’a dönüş için bir milat yaparak silkinirsek Allah’tan umut ederiz ki bizi mahcup etmez ve tertemiz kullar durumuna gelmemizi kolay kılar. Şuna hazır olalım: Allah’ın kullarından bazıları, böyle bir felaketi bile battıkları çukurdan çıkmak için kullanmak yerine hiçbir şey yokmuş gibi hatta “biz ettik, biz becerdik” sözleri ile geçiştireceklerdir. Tarih hep böyle görmüştür insanları. Bundan daha büyük belalar bile, nasibi olmayanları uyandıramamıştır. Gaflet ve dalalet böyle bir şeydir. Mecburen bu durumda, “biz” ve “onlar” demek zorunda kalacağız. Biz uyanıp Rabbimize döneriz, onların hâli de Allah’a kalır. Yarın, Allah’ın lütfu ile bu beladan kurtulduğumuzda birilerinin “belayı yendik, ezdik geçtik, bir daha gelemez…” gibi çürük sözlerine hazır olalım. O sözleri duyunca da onlar adına ve onlara bu fırsatı vermede kusurumuz olabileceği için bizim adımıza hep beraber yine istiğfarlar edelim. Budur dünya, böyledir dünya. İlk gününden beri böyledir, son gününe kadar böyle gidecek. Şaşmaya gerek yok, elimizde Kur'an’ımız var. Bildik bunları önceden, önceden. Elhamdülillah.
Sıradan insanlar bu felakete, BİR SALGIN gözüyle bakarlar. Bu bakış onların çapında doğrudur da. Allah’ı ve ahireti gözünün önünde tutan bir âlim ise aynı şeye; a. SALGIN BİR HASTALIK ve b. ALLAH’IN AZABI olarak bakar. Bir nesneyi çıplak gözle görenin bakışı ile mikroskop altında görenin bakışı ve tepkisi aynı olabilir mi? Konu, nereden ve nasıl baktığımızla alakalıdır.