Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben çalışan bir kadınım, eşim de çalışıyor. Bu soruyu çoğu Müslüman kadınının ortak problemi olarak yazıyorum. Kadın çalışıyor ama ev işleri de onun omzunda ve eve getirdiği para da ortak kullanılıyor. Müslüman erkekler kadınlara karşı hep kendi haklarını öne sürüyor. Ev işi görevimiz değil beraber yapalım deyince benim işim değil, o zaman ikinci kadın getirelim veya işten çık diye konu açıyorlar. Kazandığım parayı eve vermek görevim değil deyince feminist, paragöz olmakla suçlanıyorlar. Sorumsuzsun gibi sözler işitiyorlar. Kocaları paralarını alıp Müslümanın evinde karı kocanın ayrı parası olmaz diye ahkâm kesiyorlar. Allah aşkına hocam Müslüman erkekler ne zaman adil olacak? Peygamberleri ve Ashabı örnek gösterince sanki siz Peygamber eşi misiniz diye kızıyorlar, yani ne yapacağımızı şaşırdık. Her iki tarafa da nasihat eder misiniz, hak olan nedir, nasıl davranılması doğrudur? Sizler bizlere öğretir misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Ailede geçim ve çalışma konusunu şöyle özetleyebiliriz: Nikâh kıyıldıktan sonra evin geçimi erkeğin üzerinedir. Kadın evi içeriden idare eder, erkek de dışarıdan gereken desteği sağlar. Genel kural böyledir. Müslüman bir kadın, evi geçindirmek için çalışmaya ve para bulmaya zorlanamaz. Kadının çalışıp para kazanmak istemesi durumunda, bu isteğini nikâhtan önce belirtmiş ve erkek de kabul etmiş ise kadın çalışabilir, erkek de buna mani olamaz. Eğer kadının çalışma ortamı haram bir ortam ise veya çalışması ile evde “kadın yok” gibi bir ortam oluşuyorsa erkek bu çalışmaya itiraz edebilir. Burada da ne kadar “kadın yok” denecek durum oluştuğunu örf belirler. Bu örfe de bir aile büyükleri heyeti karar verebilir. Kadının çalıştığından kazandığı parada erkeğin hakkı yoktur. Kadın çalıştığından eve aktarmak zorunda değildir. Kâğıt üzerinde kural böyledir ama bir aile içindeki güzel geçim uğruna elbette kadın evin bütçesine katkı sağlar, sağlarsa bunu mutluluk olarak kendisinde hisseder. Bu ayrı bir konudur. Kadının parası kadınındır. Zekâtını verir, kurbanını keser, özel harcama yapar, infak eder… Hürdür bu konuda. Kadının katkısı ile yapılan gayrimenkul veya benzeri yatırımlarda kadın, katkısı kadar ortak kabul edilir. Bu katılma oranı da önceden belirlenmeli, tapu ve benzeri belgeler ona göre düzenlenmelidir. İlk baştaki iltifatlara itimat edilmemelidir. Aile içinde bu tür tartışmalar, yarınki çatlakları gösteriyor olabilir. Ailenizi bu sıkıntıdan uzak tutmanızı tavsiye ederiz size.
‘Kadın evde oturmalıdır’ diye bir kuralı, ‘evden çıkmasın, çalışmasın, çalışması hiç mümkün değildir’ diye demiyoruz. Mevcut çalışma şartlarının kadını evinden çıkarırken kimliğinden de çıkardığına dikkat çekmek istiyoruz. Elbette kadın da yeri gelir çalışabilir, hele hele dinine hizmette mesafe kat edebilir; neden olmasın? Ama nerede ve nasıl sorularının cevabına dikkat etmek gerekir. Sözünü ettiğiniz iyi niyetler kolay konuşuluyor da uygulamaya gelince göremiyoruz maalesef. Herkesin kalbi ile Rabbi arasında bir köprü vardır. O köprüye başkası müdahale edemez. Kadınlık ve annelik ruhu zedelenmiyorsa, iş esnasında bir haram işlenmiyorsa neden çalışmasın kadın? Kadının evinden dışarı çıkmasında eşinin izni temel ilkedir. Anne baba ziyareti, mesela ayda bir ziyaret ise eşin bunu engellemesi hakkı değildir. Üç günde bir yatıya gitme gibi bir ziyareti engeller, bu eşin hakkıdır. Durumu şu şekilde anlamamız gerekiyor. ‘Kadın, nikâh akdinden sonra kendi başına değildir, eşinin emretme hakkını bilmelidir.’ 4-Kadın çalışıyorsa, kazandığı üzerinde eşinin tasarruf hakkı yoktur. Bu konuda erkek, kadına müdahalede bulunamaz. Kadın, zekâtını verir, kurbanını keser, dilediği gibi harcama yapar. Bütçesinin sorumlusu kendisidir.
Kimsenin dini üzere yaşayıp gitme garantisi yoktur. Gece ve gündüzün birbirini kovaladığı gibi bir macera içinde kendimizi ölünceye kadar sürecek bir mücadele içinde tutmalıyız. Yılmak ve yıkılmak yoktur. İmtihandır bu, biiznillah kazanıncaya kadar sürdüreceğiz o mücadeleyi. Asıl olan Müslüman kadının evinde kalıp çalışmamasıdır. Kadın, evinin kraliçesi gibi olmalıdır. Asıl olan budur. Kadın, ağır hayat şartları gibi bir nedenle çalışabilir. Bu haram değildir. “Kadın çalışmaz, haramdır” diye bir kural yoktur. Kadın, kendisini yabancıların suyunda kaybetmez diye bir kural vardır. Herkes çalıştığı için çalışmak olmaz. Kadınlığın ve anneliğin zarar görmeyeceği bir işte çalışılabilir. Bir önemli husus da iş nedeniyle haramla temas sorunudur. Kadın erkek karma ortamlar, erkeklerin tacizi ile karşılaşma gibi durumlar söz konusu ise çalışma için de yasak devreye girmiş demektir. Böyle bakıp değerlendirebilirsiniz.
Değerli hanım kardeş, 'Müslüman kadın çalışamaz' şeklinde bir kural koyamayız. Çalışmayı, rızık temin etmeyi erkeklere tahsis etmenin bir dayanağı yoktur. Kadın da çalışabilir, kazanabilir, servet sahibi olabilir. Sonunda da sadakalar veren, hayırlar yapan bir kadın olarak Rabb’ine gidebilir. Bunun hiçbir dinî engeli yoktur. Tekrar ediyorum: Kadının çalışmasının dinen bir engeli yoktur. Engel, kadının, kadınlığının zarar görmesindedir. Zira Müslüman toplumun, kadınını kaybetmesi ile topraklarını kaybetmesi arasında fark görmeyecek kadar önemli bir yerde görüyoruz kadını. Müslümanlar, kadınlarını iş yerlerine gönderdikten sonra nesil yetiştirme kabiliyetlerini zedelemektedirler. Bireysel şartlar, istisnai durumlar bu genel kuralı aşamaz. Kadının çalışması ile alakalı olarak şu üç tespiti yapabiliriz. Birinci tespit: Kadının fiilen bulunması zorunlu alanlar vardır. Tıp da bunların başında gelmektedir. Doğumu teşvik eden, önünde çocuk doğurmuş bir kadına, cepheden gelmiş bir gaziye dizilen övgüleri dizen, onun doğumuna katkıda bulunmaktan sevaplar uman bir 'kadın doğumcu' doktorun ne büyük bir hizmet yaptığını takdir edebiliyor musunuz? Sadece kadın doğumcular da değil. İnsan sıhhati ile alakalı her branş, kadının da o branşta bulunmasını gerektiriyor. Bunun için kadınların, zekâ ve özel şartları izin veriyorsa, Allah'ın Şeriat'ının aşılmadığı zeminlerde tıp öğrenmelerini ve ibadet niyeti ile bu işi icra etmelerini tavsiye etmekte bir sakınca görmüyoruz. İkinci tespit: Kadının, şu veya bu nedenle çalışması zorunlu olabilir. Rızkını temin etme zorluğu veya kendisinin takdir edeceği bir zorunluluk, kadını çalışmaya mecbur edebilir. Bu da olur diyeceğimiz alanda kalmaktadır. Bu durumda Müslüman hanım, en zararsız, en az yıpratan işi tercih eder ve çalışır. Buna da zaruret dairesi içinde tutabiliriz. Üçüncü tespit: Kadın çalışınca ne oluyor? Ya da kadının çalışmasını sürekli canlı bir konu olarak önümüze getirenler ne amaçlıyorlar? Bunu düşünmemiz gerekmez mi? Mesele sadece kadının da para kazanması ile sınırlandırılabilecek kadar basit görülebilir mi? Şu çıkmazlar, kadının çalışmasının ürünüdür; biz de bir mü'min olarak konuyu, daha geniş bir pencereden görmek zorundayız: - Kadının çalışması, erkeğe göre daha narin olan bedeninin yıpranması demektir. İşin sekreterlik veya santralde görevli olması ile bu sonuç değişmiyor. Bedeni yıpranan kadın insanlık için bir kayıptır. - Kadının çalışması, doğum oranının azalması demektir. Ne kadar doğurma yanlısı olursa olsun, çalışan kadın zor doğurur. - Kadının çalışması, doğurduğu çocuğu istediği gibi büyütememesi demektir. Ya eksik büyütecek ya da anne olmayan birine çocuğunu büyüttürecek. Kreşe, anaokuluna ve okula annelik yaptıracak. Bu da olduğu gibi zarardır. Kimse, anne gibi anne olamaz. - Kadının çalışması, eşi açısından yetersiz bir kadınla yaşama sonucunu getirecektir. Bu da, aile içi sorunları ateşleyecek, erkeği kadın düşmanı, kadını erkek düşmanı yapacaktır. Elinde, hesabında parası olan kadınla, eşinin kazancını yiyen kadının psikolojisi aynı değildir. Gencecik kızlar, daha baliğa olmadan boşandığında nasıl yaşayacağını hesaplayarak diploma sahibi olmayı düşünüyorlarsa önümüzde ciddi bir sorun var demektir. Neden ne olursa olsun, çalışan her kadın Ümmet için bir kayıptır. Meselenin bir de ahlâk boyutu vardır ki ona değinmeye gerek görmüyorum. Sıhhat ve afiyet içinde olmanızı dilerim.
Dinimiz, "Müslüman kadının çalışması yasaktır." şeklinde bir kural koymamıştır. Bu yüzden kadının çalışması, para kazanması, zengin olmasında hiçbir sakınca yoktur. Kadın için de erkek için de çalışırken dikkat edilmesi gereken kurallar vardır. Bu kurallar yok sayıldığında çalışmak erkek için de kadın için de sıkıntı oluşturabilir. Bir hanım çalışacağı zaman kadınlığı, tesettürü zarar görmemelidir. Halvet (bir erkekle başkasının giremeyeceği bir ortamda yalnız kalma), erkeklerle karma bir ortamda mahremiyet kurallarını aşacak şekilde bulunma, göz kirliliği, temas sıkıntısı gibi sakıncalardan uzak olmalıdır. Çalışma şartları, kadının anneliğine de zarar vermemeli. Onu, çocuklarını ihmal edeceği bir pozisyona düşürmemelidir. Bu şartlara dikkat edildikten sonra kadının çalışmasında bir sakınca yoktur.
Evi erkek geçindirir. Erkeğin parasını kadına bildirmesi de gerekmez. Kadın, evin geçimi sağlanıyor olduğu sürece bir şey talep edemez/etmemelidir. Kadın da çalışıyorsa kazandığı ona aittir. Kadının parasını erkek saklar veya harcamasına karışır diye bir şey yoktur. Aile içinde bu tür konular tartışma alanının konusu olursa şeytan o aileye kolay sızar, bunu unutmayınız.
adaletsizlik konusundaki diğer fetvalar
Evlat, üzerine düşeni yaptıktan sonra anne ve babanın yanlış işler yapmaları elbette onlardan sorulacaktır. Şu kadar ki evlat, anne babasına düşman gibi davranırsa haklı olduğu işte haksıza düşebilir.
Miras öldükten sonraki alınan maldır. Ölmeden önce babadan alınan miras değil hibedir. Babanın sadece erkek evladına vermesi, kızlarına vermemesi bir zulümdür. Bu zulüm kıyamet günü ondan sorulacaktır. Buna göre babasını düşünen bir evlat ise olana rıza göstermesi, dini alet ederek az aldığını söylememesi daha isabetli olur. Evet, kızların erkekle eşit olması dinen uygun değil ama kızların hibeden yoksun bırakılması da dine uygun değil.
Selamünaleyküm. Siz, eşinizle ilişkinizi düzgün tutun. İyi bir eş olun, eşiniz dışında kimse ile iyi geçinmek zorunda değilsiniz. Bu bir insanlık meselesidir, görev değildir. Hak etmeyene insanlık yapılması gerekmeyebilir.