İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

“Müt’a nikâhı” ne demektir, hükmü nedir?

Cevap

Aralarında dinî açıdan evlenme engeli bulunmayan bir erkekle bir kadının, erkeğin vereceği bir bedel karşılığında belirli bir süre karı-koca hayatı yaşamak üzere anlaşmalarına “müt‘a nikâhı” denmektedir. İslâm öncesi dönemde müt‘a, zaman zaman başvurulan bir uygulama olarak mevcuttu. Hz. Peygamber de tedrîcîlik (belli bir sürece yayarak hukukî düzenleme yapma) ilkesi gereği ilk dönemlerde bu uygulamaya engel olmamıştı. Ancak aile ve toplumun dokusuna zarar verebilecek olan bu uygulama biçimi bilahare yasaklanmıştır. (Tirmizî, Nikâh, 29 [1121-1122]) Abdullah b. Abbas, Mü’minûn sûresinin 5-7.âyetlerinin nazil olmasıyla müt‘anın yasaklandığını ifade etmiştir. (Tirmizî, Nikâh, 29 [1122]) Hz. Ali de (r.a.), Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Hayber gazvesi sırasında, müt‘ayı yasakladığını bildirmiştir. (Buhârî, Megâzî, 38 [4216]; Nikâh, 32 [5115]; Müslim, Nikâh, 29-32 [1407]) Söz konusu âyete ve ilgili rivâyetlere dayanarak, tarih boyunca Ehl-i sünnet âlimleri müt‘a nikâhı uygulamasının haram kılındığı konusunda ittifak etmişler ve bu konuda görüş birliği (icmâ) hâsıl olmuştur. (bk. İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 9/173) Esas itibarıyla İslâm dininde nikâhın ve ailenin fert ve toplum açısından ifade ettiği amaç ve anlam dikkate alındığında, Ehl-i sünnet bilginleri tarafından benimsenen bu görüşün çağımız değerleri açısından da gayet tutarlı ve isabetli olduğu görülür.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Muta nikâhı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında yasaklanmıştır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vefat etmeden önce altı ayrı yerde altı kere muta nikâhını yasakladığı bilinmektedir. Ömer bin Hattab radıyallahu anh ile yasağın bir alakası yoktur. Yanlış bilinmiş bir bilgi olarak bunu düzeltiniz.

Selamünaleyküm hocam. Muta nikahı, Peygamber efendimiz zamanında izin verilen bi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslâm, evliliği ve evlilik yoluyla neslin devamını emretmiştir. Nitekim âlimlerimiz neslin devamını, İslâm’ın gerçekleştirmeyi hedeflediği beş temel zarurî esastan biri olarak görmüşlerdir. Zira Kur’ân-ı Kerîm’de evli olmayanların evlendirilmesi emredilmiş, fakir olsalar bile Allah’ın onları kendi lütfundan rızıklandıracağı bildirilmiş; (en-Nûr, 24/32) evlilik hükümleri detaylı bir şekilde anlatılmış (en-Nisâ, 4/3, 23) ve insana kendi türünden huzur bulacağı eşlerin yaratılması da Allah’ın varlığının ve hikmet sahibi oluşunun delili olarak gösterilmiştir. (er-Rûm, 30/21) Hz. Peygamber (s.a.s.) Müslümanları evlenmeye teşvik ederek; “Ey gençler! Sizden evlenmeye güç yetirenler evlensin.” (Buhârî, Nikâh, 2-3 [5065-5066]; Müslim, Nikâh, 1 [1400]) ve “Nikâh benim sünnetimdir. Benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir. Evleniniz. Çünkü ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar ederim.” (İbn Mâce, Nikâh, 1 [1846]; bk. Buhârî, Nikâh, 1 [5063]; Müslim, Nikâh, 5 [1401]; Abdürrezzâk, el-Musannef, 6/173 [10391]) buyurmaktadır. Bu itibarla evlilik, meşru bir mazeret olmadıkça terk edilmemesi gereken bir sünnet olarak görülmüştür. (bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/7) Bununla birlikte evlenmediği takdirde günaha girme ihtimali yüksek olan kimsenin evlenmesi vâciptir. Bir kimsenin davranışlarına yansıyan kişilik bozuklukları sebebiyle evleneceği eşine zulmetmesinden endişe edilmesi hâlinde ise evlenmesi mekruhtur. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/82)

Evlenmenin dinî hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Tarafların şahitler huzurunda irâde beyanında bulunmalarına rağmen ailelerinden ve yakın çevrelerinden gizleyerek yaptıkları akit, gizli nikâh olarak adlandırılır. Böyle bir akit, nikâhta bulunması gereken aleniyet niteliğini taşımadığından dinin nikâh ile ilgili genel ilkelerine aykırıdır. Sadece iki şahidin bildiği bir nikâh akdinin alenî olduğu söylenemeyeceğinden tarafların ailelerinin ve yakın akrabalarının muttali olmadığı bir akit gizli nikâh olmaktan çıkmaz. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) “Bu nikâhı ilan edip duyurun...” (Tirmizî, Nikâh, 6 [1089]; İbn Mâce, Nikâh, 20 [1895]); “Haram olan (ilişki) ile helal olanı (evlilik) ayıran şey, def çalmak ve duyurmaktır.” (Tirmizî, Nikâh, 6 [1088]; Nesâî, Nikâh, 72 [3369-3370]) buyurarak alenîliğin gerekliliğine işaret etmektedir. Hz. Ebû Bekir de gizlenmesi şartıyla yapılan nikâh akdini geçersiz saymıştır. (Sahnûn, el-Müdevvene, 2/129)

Gizli nikâhın hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslâm’a göre nikâh, evlenme ehliyetine sahip ve aralarında evlenmelerine dinî açıdan bir engel bulunmayan kadın ile erkeğin (veya vekillerinin) şahitler huzurunda “seni nikâhladım, seninle nikâhlandım, seni eş olarak kabul ettim, seninle evlendim.” gibi yoruma ve inkâra imkân vermeyecek sözlerle, birbirleriyle evlenmeleri konusunda karşılıklı rızalarını ifade etmelerinden (îcap ve kabul) ibarettir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/82-83) Bu nikâh akdinin gizli değil, evlenecek olanların kendi aileleri ve yakın çevrelerinin bilgisi dâhilinde icra edilmesi gerekir. Bütün şartların yerine getirilmesi neticesinde icra edilen bu şekildeki bir resmî nikâh, dinen de muteberdir. Nikâh dairelerinde kıyılan resmî nikâhlarda nikâh memurunun “evlenmeyi kabul ediyor musun?” şeklindeki sözün tarafların “evet” veya “kabul ediyorum” şeklinde verdikleri cevaplar bu akdin dinen geçersiz olmasını gerektirmez. Çünkü yapılan nikâh akdinin kesin olduğu hem resmî tescille hem de ortam karinesi ile sabittir. Evlenecek kişiler resmî nikâhtan sonra, isterlerse evlerinde veya münasip bir yerde istedikleri kişilere Kur’ân-ı Kerîm’den bir bölüm okutup dua ettirip nikâh kıydırabilirler. Kurulan yuvanın mutluluklar getirmesi, sâlih ve sağlıklı nesillere vesile olması için dua edilmesi elbette iyidir. Bu aynı zamanda örfümüze de uygundur. Ancak günümüzde resmî nikâh olmadan dinî nikâh yapılması kadının ve çocukların haklarının korunması açısından uygun değildir. Nitekim Osmanlı Hukûk-ı Âile Kararnâmesinde de şehrin kadısına kayıt yaptırılması şart koşulmuş ve nikâhın tescili üzerinde ısrarla durulmuştur.

Resmi nikâh kıydıran kimse ayrıca dinî nikâh kıydırmalı mıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Nikâh akdinin geçerli olmasının şartlarından biri de nikâhın şahitler huzurunda akdedilmesidir. En az iki şahit bulunmadan kıyılan nikâh akdi geçerli değildir. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.); “…iki âdil şahit olmadıkça kıyılan nikâh (geçerli) olmaz.” (İbn Hibbân, es-Sahîh, 9/386 [4075]; bk. Tirmizî, Nikâh, 15 [1104]) buyurarak nikâhtaki en önemli şartlardan birinin şahitlik olduğunu belirtmiştir. Nikâh akdinde şahitlerin; erkeğin şahidi ve kadının şahidi şeklinde bir ayrıma tâbi tutulması şart değildir. Hanefî âlimleri dışındaki müçtehitler, şahitlerin ikisinin de erkek olmasını şart koşmuş, Hanefîler ise bir erkek ve iki kadının şahitliğini yeterli görmüşlerdir. Nikâhta şahitliğin şart koşulması aleniliği sağlamak ve yapılan evliliğe şaibe karışmasını önlemek içindir. Ayrıca şahitlerin Müslüman ve tam ehliyetli (temyiz gücüne sahip, âkil baliğ) olması gerekir. Şu kadar var ki evlenilecek kadın Ehl-i kitaptan biri ise şahitler de Ehl-i kitaptan olabilir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/185-186)

Nikâhta şahitliğin hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Böyle bir nikâh yapan haram işlemektedir. Bu haram da ağır haramlardan biridir. Haram işleyen biri dinden çıkmış olmaz. Dinden çıkmadıkça da bir erkek, karısının nikâhı ondan düşmez. Bu durumda sizin, kadınlık gayreti ile eşinizin bir haramı irtikâp etmesi arasında hangisinin daha ağırlıklı etkisi altında olduğunuzu iyi kestirmeniz gerekir ki, özel nefretinizle dini heyecanınızı karıştırmış olmayasınız. Eğer bu konuda kalbiniz mutmain ise yani o haramı hafif gördüğü için bunu yaptığınızdan emin iseniz, öyle bir erkeğin karısı olmamayı istemenizde sakınca yoktur. Ne var ki aradaki bu çizgiyi yani iki durum arasındaki farkı iyi tespit etmelisiniz. Sabırla ve teenni ile hareket edin. Allah yardımcınız olsun.

Selamünaleyküm hocam. Dört yıllık evliyim, iki tane çocuğum var. Eşim her halüka

AİLE HAYATI konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslâm dini, gerek inanç ve ibadet esasları, gerekse sosyal hayat ve ahlak ilkeleri itibarıyla, fert ve toplum olarak insanın yaratılışına uygundur. Fıtrat dini olan İslâm’ın, insanın fıtrat gereği olan ihtiyaç ve arzularının karşılanmasına önem vereceği açıktır. Bu itibarla, insanın maddî/bedensel ihtiyaç ve isteklerinin karşılanmasını mubah gördüğü gibi ruhi-manevî, bedîî- estetik ihtiyaç ve arzularının karşılanmasını da aynı şekilde mubah görmüştür. Burada düğünlerde müzikli eğlence yapmanın sakıncalı olup olmadığı akla gelmektedir. Kur’ân ve Sünnet’te müzik dinlemenin haram olduğunu ve müzik dinleyenlerin günahkâr olacağını ispata yetecek yeterli açık delil bulunmadığı görülmektedir. Nitekim Resûlullah (s.a.s.), nikâhın duyurulması için def çalınmasını öğütlemiştir. (Tirmizî, Nikâh, 6 [1089]; İbn Mâce, Nikâh, 20 [1895]) Yine bir bayram günü Hz. Âişe’nin yanında def çalıp türkü söyleyen iki kız çocuğunu yadırgayanları “Bırakın bugün bayramdır.” diyerek uyarmıştır. (Buhârî, ʽÎdeyn, 25 [987]; Müslim, Salâtü’l-ʽîdeyn, 17 [892]) Hz. Âişe (r.a.) anlatıyor: “Benim yanımda iki kız çocuğu, Buas savaşı ile ilgili hamâsî ezgiler söylerken Resûlullah (s.a.s.) çıkageldi. Gidip yatağın üzerine yan üstü uzandı ve yüzünü de aksi istikamete çevirdi, derken babam Ebû Bekir (r.a.) içeri girdi. Beni azarladı ve ‘Resûlullah’ın hane-i saadetlerinde şeytan çalgısı ha!’ dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.), ona yönelip ‘Bırak onları (söylesinler!)’ buyurdu. Onlar sohbete dalıp, bizden dikkatlerini çekince, ben çocuklara göz işareti yaptım, kalkıp gittiler.” (Buhârî, ʽÎdeyn, 2 [949]; Müslim, Salâtü’l-ʽîdeyn, 19 [892]) Diğer bir rivâyette Hz. Âişe (r.a.) der ki: “Bir bayram günüydü. Habeşliler, mescitte kılıç-kalkan oyunu oynuyorlardı. Ben mi Resûlullah’tan (s.a.s.) talep etmiştim yoksa o mu dedi, bilemiyorum; - Seyretmek ister misin? Buyurdular. Ben de; - Tabii! Dedim. Kalktı, beni arkasına aldı, yanağım yanağına yakın hâlde durduk. - Ey Erfideoğulları göreyim sizi (oynayın)! Diyordu. Ben usanıncaya kadar böyle devam ettik. (Usandığımı fark edince), - Yeter mi? buyurdular. Ben, - Evet! Dedim. Bunun üzerine; - Öyleyse git! dediler.” (Buhârî, ʽÎdeyn, 2 [950]; Müslim, Salâtü’l-ʽîdeyn, 19 [892]) Âmir b. Sa’d (r.a.) anlatıyor: “Bir düğün sırasında Karaza İbn Ka’b ve Ebû Mes’ûd el-Ensârî’nin yanına girdim, bazı kız çocukları şarkı söylüyorlardı. Ben dayanamayıp, ‘Sizler, Resûlullah’ın (s.a.s.) Bedir ashâbından olun da yanınızda şu iş yapılsın, olacak şey değil!’ dedim. Bunun üzerine onlar, ‘Otur, dilersen bizimle dinle, dilersen git, Bize düğünde eğlenme ruhsatı verildi!’ dediler.” (Nesâî, Nikâh, 80 [3383]) Bütün bunları göz önünde bulunduran âlimler, düğünlerde ve bayramlarda insanların haram sözler söylemeden ve haram işler işlemeden def çalıp, türkü söyleyip oynayabileceklerini ve eğlenebileceklerini söylemişlerdir. (bk. Kettânî, et-Terâtîbü’l-idâriyye, 2/79-80) Ancak haram olan bir şeyi tasvir etmek, haramları güzel göstermek, cinsel duyguları tahrik etmek ve mahremiyet kurallarına riâyet etmemek gibi davranışlar caiz değildir.

Düğünde eğlenmenin hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Süt akrabalığının oluşması için emziren kadının sütünün bebeğin midesine ulaşması gerekir. Dolayısıyla süt gelmeyen memeyi emmekle süt akrabalığı oluşmaz. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/120)

Çocuğun süt gelmeyen memeyi emmesiyle süt akrabalığı oluşur mu?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Çok evlilik konusunda Hz. Peygamber’in (s.a.s.) özel bir durumu olduğu şüphesizdir. O’nun hayatının sonlarına doğru dokuz hanımını bir nikâh altında toplamış olması, bazıları tarafından dünyevî zevklere düşkünlükle yorumlanmak istenmiştir. Oysa onun evliliklerine bakıldığında durumun böyle olmadığı görülür. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) 25 yaşında iken ilk evliliğini, kendisinden yaşça hayli büyük ve dul bir kadın olan Hz. Hatice (r.a.) ile yapmış ve bu evlilik yaklaşık 25 yıl sürmüştür. Kendisine yapılan onca teklife rağmen hayatının bu zinde döneminde başka bir kadınla evlenmemiştir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) çok evlenmesinin başlıca sebepleri şunlardır: a) Onun getirdiği din şüphesiz erkekler kadar kadınları da ilgilendiriyordu. Kadınlara yönelik tebliğlerde Hz. Peygamber’in (s.a.s.) hanımları da eğitim ve öğretim görevini îfâ ediyorlardı. Hz. Hatice’nin Peygamberliğin ilk döneminde, Hz. Peygamber’e yardım ve destek konusunda göstermiş olduğu büyük fedakârlıklar herkesçe bilinmektedir. Hz. Peygamber’den (s.a.s.) sonra uzun seneler yaşamış olan Hz. Âişe de hadis rivâyetinde, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ahlakı ve özel hayatı konusunda ve kadınlara ait özel durumlara ilişkin hükümlerde Müslümanlara adeta öğretmenlik yapmıştır. Diğer eşlerinden her biri de kendi çevrelerinde ve değişik şekillerde Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünnetinin öğretilmesine katkıda bulunmuşlardır. b) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) eşlerinin hemen her biriyle ilgili özel evlenme sebepleri de bulunmaktadır. Bunlar arasında Hz. Sevde, Zeynep ve Hind ile evlenmesinde olduğu gibi kocasının ölümü üzerine dul ve desteksiz kalan ve İslâm’a bağlılıkta sebat eden mümin kadınları himayesine alma, onları ödüllendirme; önceden evlatlığı olan Hz. Zeyd’in boşadığı Hz. Zeynep ile evlenmesinde olduğu gibi evlatlığı öz evlat olarak görme şeklindeki yanlış anlayışları değiştirmede fiilen öncülük etme; Hz. Hafsa, Ümmü Habibe ve Safiye ile evlenmesinde olduğu gibi ashâbın ileri gelenleriyle, köklü Arap kabileleriyle ve komşu halklarla akrabalık kurarak İslâm toplumunun bütünleşmesini sağlama gibi amaç ve sebepler sayılabilir.

Hz. Peygamber’in çok evliliği nasıl izah edilmektedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur’ân-ı Kerîm’de, sütanneler ve sütkardeşlerle evlenmek yasaklanmıştır. (en-Nisâ, 4/23) Hz. Peygamber de (s.a.s.) “Nesep yoluyla evlenilmeleri haram olanlar, süt yoluyla da haramdır.” (Buhârî, Şehâdât, 7 [2645]; Müslim, Radâ‘, 12 [1447]) buyurmuştur. Fıkıh bilginlerinin çoğunluğuna göre çocuğun ilk iki yaş içerisinde emdiği süt, az olsun çok olsun süt hısımlığının meydana gelmesi için yeterlidir. Buna göre; iki yaş içerisinde aynı kadından bir defa da olsa süt emen kız ve erkeğin birbirleriyle evlenmeleri caiz değildir. (Serahsî, el-Mebsût, 5/137; Kâsânî, Bedâ’i, 4/8) Şâfiî ve Hanbelîler ise süt hısımlığının oluşabilmesi için ilk iki yaş içinde ve bebeğin doyup da kendiliğinden bırakması sûreti ile ayrı ayrı beş kez emmesinin şart olduğunu söylemektedir. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 8/171; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 5/130-131)

Süt haramlığının delili nedir? Süt akrabalığının oluşma şartları nelerdir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İster aynı doğumda ister başka doğumlarda olsun, bir kadından süt emen bütün çocuklar birbirleriyle sütkardeşi olurlar. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/343) Nitekim Kur'ân-ı Kerîm’de kendisinden süt emilen kadınlar “sütanne”, aynı kadından süt emen çocuklar da “sütkardeş” olarak isimlendirilmiş ve bunlar arasında süt akrabalığının meydana geleceği bildirilmiştir. (en-Nisâ, 4/23; Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân, 3/52-63)

Bir kadının kendi çocukları dışında farklı doğumlarda emzirdikleri arasında süt
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Cuma namazı, akıllı, ergenlik çağına erişmiş, sağlıklı, hür ve misafir olmayan Müslüman erkeklere farz kılınmıştır. Kadınlar, hürriyeti kısıtlı olanlar, yolcular ve cemaate gelemeyecek kadar mazereti olanlar cuma namazı kılmakla yükümlü değildirler. Cuma namazını terk edenlere yönelik tehditkâr ifadeler taşıyan hadisler, cumanın önemini vurgulamak ve mazeretsiz terk edenlerin cezayı hak edeceklerini bildirmek amacını taşırlar. Bu hadislerden bir kısmında Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Birtakım insanlar ya cuma namazını terk etmeyi bırakırlar yahut da Allah onların kalplerini mühürler, artık gafillerden olurlar.” (Müslim, Cum‘a, 40 [865]); “Her kim önemsemediği için üç cumayı terk ederse, Allah onun kalbini mühürler.” (Ebû Dâvûd, Salât, 209 [1052]; İbn Mâce, İkâmetü's-salavât, 93 [1125]) Buna göre, özürsüz olarak cuma namazını terk eden bir Müslüman büyük günah işlemiş olur. Fakat farziyetini inkâr etmedikçe ve hafife almadıkça; cumayı üç kez terk etmekle nikâhı düşmez.

Mazeretsiz olarak cuma namazına üst üste üç defa gitmeyenin nikâhı düşer mi?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.