Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Bir kadının kendi çocukları dışında farklı doğumlarda emzirdikleri arasında süt kardeşliği olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Süt akrabalığı, emziren ve emen arasındaki süt emme fiilinden doğduğu için sütanne ve bazı akrabaları ile; süt emenin kendisi ve öz çocukları ile sınırlı kalmakta, bunların dışındaki akrabalar arasında evlenme engeli meydana gelmemektedir. (Kâsânî, Bedâ’i, 3/4; Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/118) Bu yüzden kişi, kardeşinin sütkardeşiyle evlenebilir.
Aleykümselam. Bir kadının emzirdiği bütün çocuklar kardeştirler. O kadının doğurdukları da, emzirdikleri de emen her çocuğun kardeşidir.
Süt emdiğiniz kadın sizin annenizdir. Onun kardeşi de dayınızdır. Dayı ile evlenilmez. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. Normal doğumdan hangi akrabalıklar oluşuyorsa ve ne tür hükümler çıkıyorsa süt anneliğinden de aynı akrabalıklar ve hükümler oluşur.
Aleykümselam. Görümcenizin oğlunu emzirdiğinizde o çocuk yani görümcenizin sizden süt emen oğlu iki yaşını geçmemiş idiyse eğer süt kardeşliği oluşur. İki yaşından fazla idiyse kardeşlik olmaz. Buna göre de durum şöyledir. O emzirdiğiniz çocuk sizin üçüncü çocuğunuz gibidir. Sizin çocuklarınızın hepsi ile kardeştir. Adeta üçüncü çocuğunuz var kabul edeceksiniz. O çocuğun dışındaki çocukların ise sizinle ve çocuklarınızla bir alakaları yoktur kabul edeceksiniz. Sadece yirmi dört ayı bitmeden sizden süt emen çocuk sizin çocuğunuz, çocuklarınızın hepsinin kardeşi olur, gerisinin sizinle alakası olmaz.
Sizin öz kardeşiniz bir kadının sütünü emdi ise o kadının çocukların ile sizin kardeşiniz sadece sütkardeş olmuşlardır. Onlar arasında evlilik haramdır. Sizin o kardeşinizin adeta evlat olduğu aile ile bir ilişkiniz yoktur. Siz o evden bir kız ile başka bir mani yoksa evlenebilirsiniz.
AİLE HAYATI konusundaki diğer fetvalar
Kur’ân-ı Kerîm’de, sütanneler ve sütkardeşlerle evlenmek yasaklanmıştır. (en-Nisâ, 4/23) Hz. Peygamber de (s.a.s.) “Nesep yoluyla evlenilmeleri haram olanlar, süt yoluyla da haramdır.” (Buhârî, Şehâdât, 7 [2645]; Müslim, Radâ‘, 12 [1447]) buyurmuştur. Fıkıh bilginlerinin çoğunluğuna göre çocuğun ilk iki yaş içerisinde emdiği süt, az olsun çok olsun süt hısımlığının meydana gelmesi için yeterlidir. Buna göre; iki yaş içerisinde aynı kadından bir defa da olsa süt emen kız ve erkeğin birbirleriyle evlenmeleri caiz değildir. (Serahsî, el-Mebsût, 5/137; Kâsânî, Bedâ’i, 4/8) Şâfiî ve Hanbelîler ise süt hısımlığının oluşabilmesi için ilk iki yaş içinde ve bebeğin doyup da kendiliğinden bırakması sûreti ile ayrı ayrı beş kez emmesinin şart olduğunu söylemektedir. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 8/171; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 5/130-131)
Süt akrabalığı, bebeğin memeden sütü emmesiyle oluştuğu gibi kadından alınan sütün içirilmesiyle de oluşur. Dolayısıyla süt bankasından temin edilen sütün emme yaşındaki çocuklara verilmesiyle süt akrabalığı oluşur. Bu nedenle süt akrabalığında herhangi bir karışıklığa meydan vermemek ve dinen haram sayılan bir evliliğe sebep olmamak için süt verenlerle süt emenlerin kimliklerinin kayda alınması ve bu konuda titizlik gösterilmesi şarttır. Süt bankasına farklı kadınlar tarafından verilen sütlerin karıştırılmış olması bu hükmü değiştirmez. Bu durumda süt veren kadınların tamamıyla bu sütleri içen çocuklar arasında süt hısımlığı oluşmuş olur. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/343-344)
Süt hısımlığının oluşması için sütün bebeğin midesine ulaşması gerekir. Bunun sebebi, emilen sütün çocuğun beslenmesi ve büyümesindeki katkısıdır. Göze veya kulağa damlatılan sütün beslenme ve büyümede etkisi yoktur. Dolayısıyla bu organlara damlatılan süt sebebiyle süt akrabalığı meydana gelmez. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/120; İbn Kudâme, el-Muğnî, 8/173; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/344)
İslâm dini, gerek inanç ve ibadet esasları, gerekse sosyal hayat ve ahlak ilkeleri itibarıyla, fert ve toplum olarak insanın yaratılışına uygundur. Fıtrat dini olan İslâm’ın, insanın fıtrat gereği olan ihtiyaç ve arzularının karşılanmasına önem vereceği açıktır. Bu itibarla, insanın maddî/bedensel ihtiyaç ve isteklerinin karşılanmasını mubah gördüğü gibi ruhi-manevî, bedîî- estetik ihtiyaç ve arzularının karşılanmasını da aynı şekilde mubah görmüştür. Burada düğünlerde müzikli eğlence yapmanın sakıncalı olup olmadığı akla gelmektedir. Kur’ân ve Sünnet’te müzik dinlemenin haram olduğunu ve müzik dinleyenlerin günahkâr olacağını ispata yetecek yeterli açık delil bulunmadığı görülmektedir. Nitekim Resûlullah (s.a.s.), nikâhın duyurulması için def çalınmasını öğütlemiştir. (Tirmizî, Nikâh, 6 [1089]; İbn Mâce, Nikâh, 20 [1895]) Yine bir bayram günü Hz. Âişe’nin yanında def çalıp türkü söyleyen iki kız çocuğunu yadırgayanları “Bırakın bugün bayramdır.” diyerek uyarmıştır. (Buhârî, ʽÎdeyn, 25 [987]; Müslim, Salâtü’l-ʽîdeyn, 17 [892]) Hz. Âişe (r.a.) anlatıyor: “Benim yanımda iki kız çocuğu, Buas savaşı ile ilgili hamâsî ezgiler söylerken Resûlullah (s.a.s.) çıkageldi. Gidip yatağın üzerine yan üstü uzandı ve yüzünü de aksi istikamete çevirdi, derken babam Ebû Bekir (r.a.) içeri girdi. Beni azarladı ve ‘Resûlullah’ın hane-i saadetlerinde şeytan çalgısı ha!’ dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.), ona yönelip ‘Bırak onları (söylesinler!)’ buyurdu. Onlar sohbete dalıp, bizden dikkatlerini çekince, ben çocuklara göz işareti yaptım, kalkıp gittiler.” (Buhârî, ʽÎdeyn, 2 [949]; Müslim, Salâtü’l-ʽîdeyn, 19 [892]) Diğer bir rivâyette Hz. Âişe (r.a.) der ki: “Bir bayram günüydü. Habeşliler, mescitte kılıç-kalkan oyunu oynuyorlardı. Ben mi Resûlullah’tan (s.a.s.) talep etmiştim yoksa o mu dedi, bilemiyorum; - Seyretmek ister misin? Buyurdular. Ben de; - Tabii! Dedim. Kalktı, beni arkasına aldı, yanağım yanağına yakın hâlde durduk. - Ey Erfideoğulları göreyim sizi (oynayın)! Diyordu. Ben usanıncaya kadar böyle devam ettik. (Usandığımı fark edince), - Yeter mi? buyurdular. Ben, - Evet! Dedim. Bunun üzerine; - Öyleyse git! dediler.” (Buhârî, ʽÎdeyn, 2 [950]; Müslim, Salâtü’l-ʽîdeyn, 19 [892]) Âmir b. Sa’d (r.a.) anlatıyor: “Bir düğün sırasında Karaza İbn Ka’b ve Ebû Mes’ûd el-Ensârî’nin yanına girdim, bazı kız çocukları şarkı söylüyorlardı. Ben dayanamayıp, ‘Sizler, Resûlullah’ın (s.a.s.) Bedir ashâbından olun da yanınızda şu iş yapılsın, olacak şey değil!’ dedim. Bunun üzerine onlar, ‘Otur, dilersen bizimle dinle, dilersen git, Bize düğünde eğlenme ruhsatı verildi!’ dediler.” (Nesâî, Nikâh, 80 [3383]) Bütün bunları göz önünde bulunduran âlimler, düğünlerde ve bayramlarda insanların haram sözler söylemeden ve haram işler işlemeden def çalıp, türkü söyleyip oynayabileceklerini ve eğlenebileceklerini söylemişlerdir. (bk. Kettânî, et-Terâtîbü’l-idâriyye, 2/79-80) Ancak haram olan bir şeyi tasvir etmek, haramları güzel göstermek, cinsel duyguları tahrik etmek ve mahremiyet kurallarına riâyet etmemek gibi davranışlar caiz değildir.
İnek sütü vb. bir sıvı ile karıştırılan insan sütü ile süt hısımlığının oluşabilmesi için insan sütünün diğer sıvıdan daha fazla olması gerekir. Buna bağlı olarak inek sütü ile karıştırılmış insan sütüne bakılır; şayet insan sütü daha fazla ise bu sütü içirmekle süt hısımlığı meydana gelmiş olur ve evlilik mahremiyeti oluşur, aksi hâlde mahremiyet oluşmaz. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/218)
Aralarında dinî açıdan evlenme engeli bulunmayan bir erkekle bir kadının, erkeğin vereceği bir bedel karşılığında belirli bir süre karı-koca hayatı yaşamak üzere anlaşmalarına “müt‘a nikâhı” denmektedir. İslâm öncesi dönemde müt‘a, zaman zaman başvurulan bir uygulama olarak mevcuttu. Hz. Peygamber de tedrîcîlik (belli bir sürece yayarak hukukî düzenleme yapma) ilkesi gereği ilk dönemlerde bu uygulamaya engel olmamıştı. Ancak aile ve toplumun dokusuna zarar verebilecek olan bu uygulama biçimi bilahare yasaklanmıştır. (Tirmizî, Nikâh, 29 [1121-1122]) Abdullah b. Abbas, Mü’minûn sûresinin 5-7.âyetlerinin nazil olmasıyla müt‘anın yasaklandığını ifade etmiştir. (Tirmizî, Nikâh, 29 [1122]) Hz. Ali de (r.a.), Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Hayber gazvesi sırasında, müt‘ayı yasakladığını bildirmiştir. (Buhârî, Megâzî, 38 [4216]; Nikâh, 32 [5115]; Müslim, Nikâh, 29-32 [1407]) Söz konusu âyete ve ilgili rivâyetlere dayanarak, tarih boyunca Ehl-i sünnet âlimleri müt‘a nikâhı uygulamasının haram kılındığı konusunda ittifak etmişler ve bu konuda görüş birliği (icmâ) hâsıl olmuştur. (bk. İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 9/173) Esas itibarıyla İslâm dininde nikâhın ve ailenin fert ve toplum açısından ifade ettiği amaç ve anlam dikkate alındığında, Ehl-i sünnet bilginleri tarafından benimsenen bu görüşün çağımız değerleri açısından da gayet tutarlı ve isabetli olduğu görülür.