Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Süt haramlığının delili nedir? Süt akrabalığının oluşma şartları nelerdir?
Cevap
Benzer fetvalar
Çocuğun emzirilmesiyle ilgili temel hükümler Kur’an ve Sünnet’te belirlenmiştir. (el-Bakara, 2/233; en-Nisâ, 4/23; et-Talâk, 65/6; Buhârî, Şehâdât, 7 [2645]; Nikâh, 27 [5110]; Müslim, Rada‘, 9 [1445], 12 [1447]) Bu çerçevede İslam âlimleri, süt akrabalığının belirli yakınlar arasında mahremiyet oluşturduğu hususunda ittifak etmekle birlikte bazı detay hükümlerde farklı kanaatler serdetmişlerdir. Fakihlerin çoğunluğuna göre ilk iki yaş içerisinde annesinden başka bir kadının sütünü emen çocuk o kadının süt çocuğu olur. (Kâsânî, Bedâʾi, 4/7; İbn Kudâme, el-Muğnî, 8/178; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 5/127-128) Böyle bir çocuk mahremiyet bakımından o kadının öz çocuğu gibidir. Hanefî ve Mâlikîlere göre çocuğun süt emme yaşı içerisinde emdiği süt, az olsun çok olsun süt hısımlığı meydana getirir. (Serahsî, el-Mebsût, 5/134; Kâsânî, Bedâʾi, 4/7; Sahnûn, el-Müdevvene, 2/295; Nemerî, el-Kâfî, 2/539-540) Şafiî ve Hanbelîler ise süt hısımlığının oluşabilmesi için süt çağındaki bebeğin doyup kendiliğinden bırakması sureti ile ayrı ayrı beş kez emmesinin şart olduğunu söylemektedirler. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 5/130-131; İbn Kudâme, el-Muğnî, 8/171, 173) Süt akrabalığının oluşması için sütün çocuğa doğrudan emzirilmesi ile biberon ve benzeri araçlarla içirilmesi arasında fark yoktur. (Kâsânî, Bedâʾi, 4/9; Haraşî, Şerhu Muhtasar, 4/177; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 5/136; İbn Kudâme, el-Muğnî, 8/173) Bu bağlamda farklı kadınlara ait sütlerin biberon vb. araçlarla karıştırılması durumunda süt veren kadınlarla bu sütleri içen çocuklar arasında süt hısımlığı oluşmuş olur. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/119-120; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/344-345; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, 5/125-126; İlîş, Minehu’l-celîl, 4/374) Bebeklerin, annelerinden başka kadınlar tarafından emzirilmesinde ve sütlerin şartlarına uygun bir şekilde saklanarak daha sonra bebeklere verilmesinde dinen bir sakınca yoktur. Ancak süt akrabalığında herhangi bir karışıklığa meydan vermemek ve dinen haram sayılan bir evliliğe yol açmamak için her türlü tedbirin alınması ve bu tedbirlerin hassasiyetle uygulanması gerekir. Bu itibarla emzirme veya saklama yoluyla sütlerin başka bebeklere verilmesi konusunda şu hususlara dikkat edilmelidir: 1. Meşru bir mazeret olmadıkça annelerin çocuklarını emzirmekten kaçınmamaları esastır. (el-Bakara, 2/233) Kendi annesinin sütü ile yeterli bir şekilde beslenme imkânı bulunan bebeklere ise başka kadınların sütü verilmemelidir. (bk. İbn Nüceym, el-Bahr, 3/238) 2. Süt veren kadın ile süt verilen bebek arasındaki süt bağı yazıyla kayıt altına alınmalı; tarafların kimlik bilgileri açıkça mutlaka kaydedilmelidir. Sütanneye kimi/kimleri emzirdiğine dair kayıtların; süt emenlere de (velilerine) kimden süt emdikleri ve aynı sütanneden başka kimlerin süt emdiği bilgisi/belgesi verilmelidir. (bk. Mevsılî, İhtiyâr, 3/120; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/212; İbn Nüceym, el-Bahr, 3/238) 3. Bir çocuğu sadece bir sütanne emzirmeli ve zorunluluk oluşmadıkça sütanne sayısının artırılmamasına özen gösterilmelidir. 4. Evliliğe engel teşkil eden süt akrabalığı dairesinin genişlememesi, süt akrabalığı konusunda bir karışıklığın oluşmaması ve konuyla ilgili bilginin belirgin olması için birden fazla anneye ait sütler karıştırılmamalıdır. 5. Çocuğun sütanneye verilmesi durumunda emzirme karşılığında bir ücret talep edilirse bu ücret baba tarafından ödenir. (el-Bakara, 2/233; et-Talâk, 65/6) Ancak bir kadının sütünün biberon vb. bir kaba sağılarak satılması caiz değildir. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/46; İbn Nüceym, el-Bahr, 6/87)
Süt emme ve emzirmenin evlilik engeli sayılabilmesi için emme olayının kesin olarak sabit olması gerekir. Fıkıh bilginlerinin çoğunluğuna göre çocuğun ilk iki yaş içerisinde emdiği süt, az olsun çok olsun süt hısımlığının meydana gelmesi için yeterlidir. Buna göre; iki yaş içerisinde aynı kadından bir defa da olsa süt emen kız ve erkeğin birbirleriyle evlenmeleri caiz değildir. (Serahsî, el-Mebsût, 5/137; Kâsânî, Bedâ’i, 4/8) Şâfiî ve Hanbelîler ise süt hısımlığının oluşabilmesi için ilk iki yaş içinde ve bebeğin doyup da kendiliğinden bırakması sûreti ile ayrı ayrı beş kez emmesinin şart olduğunu söylemektedir. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 8/171; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 5/130-131) Kocanın, eşiyle sütkardeş olduğunu ikrar edip, ikrarında ısrar etmesi ya da âdil iki erkek veya bir erkek ve iki kadının şahitliği ile sütkardeş oldukları sabit olan evli çiftlerin araları ayrılır. Bu durumda, çiftler arasında cinsel yakınlık olmuş ise kadın, belirlenen mehir ile mehr-i misilden en az olanı hak eder. Cinsel yakınlaşma olmamış ise kadın, mehir olarak bir şey alamaz. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/380-381) Şâfiî mezhebine göre süt akrabalığının varlığı, erişkin iki erkek, bir erkek iki kadın veya dört kadının şahitliğiyle ispat edilebilir. Yine bu mezhebin kuvvetli görüşüne göre, süt emmeye şahitlik etmek, mahremiyetin sabit olması için yeterli değildir. Şahitlerin; süt emme vaktini, emme sayısını ve sütün, emen çocuğun midesine ulaştığını söylemeleri gerekir. (Şâfiî, el-Ümm, 5/36; Nevevî, el-Mecmû’, 20/260) Buna göre, evlendikten sonra sütkardeş oldukları ihtimali beliren çiftler, Şâfiî mezhebinde ileri sürülen şartlar gerçekleşmemişse bu mezhebin görüşü doğrultusunda evlilik hayatına devam edebilirler.
Kadınlarda süt; doğum yoluyla oluşabildiği gibi kendiliğinden veya süt salgılayan oksitosin hormonunun bazı ilaçlarla ve destek yöntemlerle uyarılması yoluyla da gelebilmektedir. Bebeğin ilk iki yaş içerisinde annesi dışında bir kadının sütünü emmesiyle, süt hısımlığı oluşur. (el-Bakara, 2/233) Bu noktada sütün hangi sebebe bağlı olarak geldiğinin önemi yoktur. Dolayısıyla hangi sebeple gelirse gelsin, bir kadının sütünü, süt çağındaki bir çocuğun emmesi halinde, bu çocukla, emziren kadın ve belli derecedeki yakınları arasında süt hısımlığı oluşur. Doğum dışında bir yolla süt gelmesi durumunda, sütün oluşumunda etkisi bulunmadığından kadının kocası sütbaba olmaz; emen çocuğun üvey babası olur. Buna bağlı olarak süt çocukla üvey baba arasında tesettür vb. konularda mahrem akrabalara ilişkin ölçü ve hükümler geçerli hale gelir. Bu hükümlerin geçerlilik kazanması, eşler arasında cinsel ilişki yaşanmış olmasına bağlıdır. Ayrıca bu durumda süt hısımlığına ilişkin hükümler koca ile sınırlı olup; onun başka eşinden çocuklarını ve diğer akrabalarını kapsamaz. (bk. Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/118-119; Kâsânî, Bedâ’i, 4/11; el-Fetâva’l-Hindiye, 1/343- 344; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 5/139-142; Kalyûbî, Hâşiyetu Kalyûbî, 4/68; İbn Rüşd el-Cedd, el-Beyân ve’t-tahsîl, 5/164-165)
Aralarında süt hısımlığı bulunan kimseler birbirlerinin mahremidirler yani bunların birbirleriyle evlenmeleri ebediyen haramdır. Süt akrabalığı ile nesep akrabalığı arasında mahremiyet açısından bir fark yoktur. Dolayısıyla bakma, dokunma, bir arada bulunma, beraber seyahat etme vb. konularda nesep akrabası için söz konusu olan kurallar süt akrabası için de aynen geçerlidir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 4/155)
Kur’ân-ı Kerîm’de, sütanneler ve sütkardeşlerle evlenmek yasaklanmıştır. (en-Nisâ, 4/23) Hz. Peygamber de (s.a.s.) “Nesep bakımından haram olan süt bakımından da haramdır.” (Buhârî, Şehâdât, 7 [2645]; Müslim, Radâ‘, 12 [1447]) buyurmuştur. Bu yüzden kişi, kendi baba bir kardeşiyle evlenemeyeceği gibi sütbabasının diğer hanımından olan çocuğu da baba bir sütkardeşi olduğundan, onunla da evlenemez. (Serahsî, el-Mebsût, 5/133)
Süt akrabalığı, bebeğin memeden sütü emmesiyle oluştuğu gibi kadından alınan sütün içirilmesiyle de oluşur. Dolayısıyla süt bankasından temin edilen sütün emme yaşındaki çocuklara verilmesiyle süt akrabalığı oluşur. Bu nedenle süt akrabalığında herhangi bir karışıklığa meydan vermemek ve dinen haram sayılan bir evliliğe sebep olmamak için süt verenlerle süt emenlerin kimliklerinin kayda alınması ve bu konuda titizlik gösterilmesi şarttır. Süt bankasına farklı kadınlar tarafından verilen sütlerin karıştırılmış olması bu hükmü değiştirmez. Bu durumda süt veren kadınların tamamıyla bu sütleri içen çocuklar arasında süt hısımlığı oluşmuş olur. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/343-344)
AİLE HAYATI konusundaki diğer fetvalar
İslâm dini, gerek inanç ve ibadet esasları, gerekse sosyal hayat ve ahlak ilkeleri itibarıyla, fert ve toplum olarak insanın yaratılışına uygundur. Fıtrat dini olan İslâm’ın, insanın fıtrat gereği olan ihtiyaç ve arzularının karşılanmasına önem vereceği açıktır. Bu itibarla, insanın maddî/bedensel ihtiyaç ve isteklerinin karşılanmasını mubah gördüğü gibi ruhi-manevî, bedîî- estetik ihtiyaç ve arzularının karşılanmasını da aynı şekilde mubah görmüştür. Burada düğünlerde müzikli eğlence yapmanın sakıncalı olup olmadığı akla gelmektedir. Kur’ân ve Sünnet’te müzik dinlemenin haram olduğunu ve müzik dinleyenlerin günahkâr olacağını ispata yetecek yeterli açık delil bulunmadığı görülmektedir. Nitekim Resûlullah (s.a.s.), nikâhın duyurulması için def çalınmasını öğütlemiştir. (Tirmizî, Nikâh, 6 [1089]; İbn Mâce, Nikâh, 20 [1895]) Yine bir bayram günü Hz. Âişe’nin yanında def çalıp türkü söyleyen iki kız çocuğunu yadırgayanları “Bırakın bugün bayramdır.” diyerek uyarmıştır. (Buhârî, ʽÎdeyn, 25 [987]; Müslim, Salâtü’l-ʽîdeyn, 17 [892]) Hz. Âişe (r.a.) anlatıyor: “Benim yanımda iki kız çocuğu, Buas savaşı ile ilgili hamâsî ezgiler söylerken Resûlullah (s.a.s.) çıkageldi. Gidip yatağın üzerine yan üstü uzandı ve yüzünü de aksi istikamete çevirdi, derken babam Ebû Bekir (r.a.) içeri girdi. Beni azarladı ve ‘Resûlullah’ın hane-i saadetlerinde şeytan çalgısı ha!’ dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.), ona yönelip ‘Bırak onları (söylesinler!)’ buyurdu. Onlar sohbete dalıp, bizden dikkatlerini çekince, ben çocuklara göz işareti yaptım, kalkıp gittiler.” (Buhârî, ʽÎdeyn, 2 [949]; Müslim, Salâtü’l-ʽîdeyn, 19 [892]) Diğer bir rivâyette Hz. Âişe (r.a.) der ki: “Bir bayram günüydü. Habeşliler, mescitte kılıç-kalkan oyunu oynuyorlardı. Ben mi Resûlullah’tan (s.a.s.) talep etmiştim yoksa o mu dedi, bilemiyorum; - Seyretmek ister misin? Buyurdular. Ben de; - Tabii! Dedim. Kalktı, beni arkasına aldı, yanağım yanağına yakın hâlde durduk. - Ey Erfideoğulları göreyim sizi (oynayın)! Diyordu. Ben usanıncaya kadar böyle devam ettik. (Usandığımı fark edince), - Yeter mi? buyurdular. Ben, - Evet! Dedim. Bunun üzerine; - Öyleyse git! dediler.” (Buhârî, ʽÎdeyn, 2 [950]; Müslim, Salâtü’l-ʽîdeyn, 19 [892]) Âmir b. Sa’d (r.a.) anlatıyor: “Bir düğün sırasında Karaza İbn Ka’b ve Ebû Mes’ûd el-Ensârî’nin yanına girdim, bazı kız çocukları şarkı söylüyorlardı. Ben dayanamayıp, ‘Sizler, Resûlullah’ın (s.a.s.) Bedir ashâbından olun da yanınızda şu iş yapılsın, olacak şey değil!’ dedim. Bunun üzerine onlar, ‘Otur, dilersen bizimle dinle, dilersen git, Bize düğünde eğlenme ruhsatı verildi!’ dediler.” (Nesâî, Nikâh, 80 [3383]) Bütün bunları göz önünde bulunduran âlimler, düğünlerde ve bayramlarda insanların haram sözler söylemeden ve haram işler işlemeden def çalıp, türkü söyleyip oynayabileceklerini ve eğlenebileceklerini söylemişlerdir. (bk. Kettânî, et-Terâtîbü’l-idâriyye, 2/79-80) Ancak haram olan bir şeyi tasvir etmek, haramları güzel göstermek, cinsel duyguları tahrik etmek ve mahremiyet kurallarına riâyet etmemek gibi davranışlar caiz değildir.
İster aynı doğumda ister başka doğumlarda olsun, bir kadından süt emen bütün çocuklar birbirleriyle sütkardeşi olurlar. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/343) Nitekim Kur'ân-ı Kerîm’de kendisinden süt emilen kadınlar “sütanne”, aynı kadından süt emen çocuklar da “sütkardeş” olarak isimlendirilmiş ve bunlar arasında süt akrabalığının meydana geleceği bildirilmiştir. (en-Nisâ, 4/23; Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân, 3/52-63)
Aralarında dinî açıdan evlenme engeli bulunmayan bir erkekle bir kadının, erkeğin vereceği bir bedel karşılığında belirli bir süre karı-koca hayatı yaşamak üzere anlaşmalarına “müt‘a nikâhı” denmektedir. İslâm öncesi dönemde müt‘a, zaman zaman başvurulan bir uygulama olarak mevcuttu. Hz. Peygamber de tedrîcîlik (belli bir sürece yayarak hukukî düzenleme yapma) ilkesi gereği ilk dönemlerde bu uygulamaya engel olmamıştı. Ancak aile ve toplumun dokusuna zarar verebilecek olan bu uygulama biçimi bilahare yasaklanmıştır. (Tirmizî, Nikâh, 29 [1121-1122]) Abdullah b. Abbas, Mü’minûn sûresinin 5-7.âyetlerinin nazil olmasıyla müt‘anın yasaklandığını ifade etmiştir. (Tirmizî, Nikâh, 29 [1122]) Hz. Ali de (r.a.), Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Hayber gazvesi sırasında, müt‘ayı yasakladığını bildirmiştir. (Buhârî, Megâzî, 38 [4216]; Nikâh, 32 [5115]; Müslim, Nikâh, 29-32 [1407]) Söz konusu âyete ve ilgili rivâyetlere dayanarak, tarih boyunca Ehl-i sünnet âlimleri müt‘a nikâhı uygulamasının haram kılındığı konusunda ittifak etmişler ve bu konuda görüş birliği (icmâ) hâsıl olmuştur. (bk. İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 9/173) Esas itibarıyla İslâm dininde nikâhın ve ailenin fert ve toplum açısından ifade ettiği amaç ve anlam dikkate alındığında, Ehl-i sünnet bilginleri tarafından benimsenen bu görüşün çağımız değerleri açısından da gayet tutarlı ve isabetli olduğu görülür.
Süt hısımlığının oluşması için sütün bebeğin midesine ulaşması gerekir. Bunun sebebi, emilen sütün çocuğun beslenmesi ve büyümesindeki katkısıdır. Göze veya kulağa damlatılan sütün beslenme ve büyümede etkisi yoktur. Dolayısıyla bu organlara damlatılan süt sebebiyle süt akrabalığı meydana gelmez. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/120; İbn Kudâme, el-Muğnî, 8/173; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/344)
Süt akrabalığının oluşması için emziren kadının sütünün bebeğin midesine ulaşması gerekir. Dolayısıyla süt gelmeyen memeyi emmekle süt akrabalığı oluşmaz. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/120)