Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Namaz vaktini bildirmek için CD, kaset vb. kayıtlardan ezân okunabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Ezân ve kâmet, farz namazların sünnetlerindendir. Farz namazlara çağrı için ezân okumanın dayanağı, Kitap ve Sünnet’tir. Bu konuda Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmaktadır: “Siz namaza çağırdığınız zaman onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar.” (el-Mâide, 5/58); “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman hemen Allah’ın zikrine koşun…” (el-Cum'a, 62/9) Resûlullah (s.a.s.) da “Namaz vakti geldiğinde içinizden biri ezân okusun.” (Buhârî, Ezân, 17-18, 49 [628, 631, 685]; Müslim, Mesâcid, 292 [674]) buyurmuştur. Namaz, Mekke döneminde farz kılınmakla birlikte, ezân hicretten sonra uygulamaya konulmuştur. Medine’ye hicretten sonra Mescid-i Nebevî’nin inşası tamamlanıp düzenli olarak cemaatle namaz kılınmaya başlanınca, Hz. Peygamber (s.a.s.) vakitlerin girdiğini duyurmak için ne yapılabileceğini arkadaşlarıyla görüşmüş, o esnada Hz. Peygamber’e vahiyle ve içlerinde Hz. Ömer (r.a.) ve Abdullah b. Zeyd’in (r.a.) de bulunduğu bazı sahabîlere rüyalarında bugünkü ezânın şekli öğretilmiştir. (Ebû Dâvûd, Salât, 27-28 [498-499]; İbn Mâce, Ezân, 1 [706-707]); bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/383) Ezân, İslâm’ın şiarı (sembolü) olup, müekked bir sünnettir. Ezân aracılığıyla halka hem namaz vaktinin girdiği ilan edilmekte, hem de Allah’ın eşsiz büyüklüğü, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) O’nun kulu ve elçisi olduğu ve namazın kurtuluş yolu olduğu ilan edilmektedir. İmam Muhammed, “Bir belde halkı tümüyle ezânı terk ederlerse onlarla savaşırım.” (Kâsânî, Bedâ’i, 1/146) demiştir. Kâmet ise farz namazlardan önce, namazın başladığını bildiren ve ezân lafızlarına benzeyen sözlerdir. Ezândan farklı olarak, “hayye ale’l-felâh” cümlesinden sonra, “kad kâmeti’s-salât” cümlesi eklenir. Rivâyetlere göre kâmet de yukarıda ismi geçen sahabîlere aynı rüyada öğretilmiştir. (Ebû Dâvûd, Salât, 28 [499, 507])
Ezan vakti girdikten sonra, bir müezzin tarafından herkesin canlı olarak dinleyebileceği şekilde okunan ezan için bir mâni olmayacağını umarız. Bir yandan teknolojinin gelişmesi öte yandan da ezanın hakkını verecek iyi müezzin bulmadaki sıkıntılar karşılaştırıldığında bunun iyi bir iş olacağı umulmaktadır. Elektrik kesintisi, yayın sıkıntıları, camilerdeki görevlilerin tembelleşmesi, ibadetler üzerinde oynama gevşekliğine kapı aralaması, her camide bir ezan okunmasına ait asırlardır süren büyük bir sünnetin eritilmesi, ikinci camilerden duyulan ezanın niyet gibi bir esastan yoksun olması endişeleri de beraberinde getirdiğini tespit etmeliyiz. Asıl olan Müslümanların her camide bir müezzine ezanın hakkı olan düzeyde bir ezan okutturmalarıdır. Bazı sıkıntılar dikkate alınarak böyle bir toplu ezan uygulaması yapılabilir. Bunun genelleşmemesi doğru olandır.
Ezan okumaktan maksat, namaz vaktinin girdiğini duyurmak ve müslümanları cemaate davet etmektir. Bu vesileyle ezanın bilinen sözlerini muhafaza etmek kaydıyla bu ilan ve davetin, hoparlörle veya hoparlörsüz yapılması arasında dini açıdan herhangi bir fark bulunmamaktadır. Zira hoparlör, sesin kuvvetini artırıcı bir cihaz olup çıkan ses, mikrofon başında okuyan kişinin kendi sesidir. Bu itibarla, daha uzaklardan duyulması için ezanın hoparlörle okunmasında dinen bir sakınca yoktur. Nitekim tarihi süreç içinde ezanın duyulabilmesini sağlamak için Müslümanlar, çeşitli arayışlar içine girmişler ve Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde olmadığı halde minareler inşa etmişlerdir.
Böyle bir konuyu ilmihal kitaplarında bulamayabilirsiniz. Yeni bir konu olarak eski kitaplarda olmaması normaldir. Âlimlerin bu konudaki görüşlerini şöyle özetleyebiliriz: Canlı yayın olmayan, bir ses kayıt cihazından aktarılan ezanı normal minaredeki ezan gibi kabul etmemiz gerekmez. Zira ezan bir ibadettir, bu ibadeti insan yaptığında ibadet olarak yerine oturmuş olur. Canlı yayın olarak aktarılan bir ezanı ise müezzini minarede dinliyor gibi kabul edip gerekeni yapmak uygun olandır. Bunu şöyle kabul edebiliriz: Minareden ses cihazı olmadan okunan ezanı çok az bir mesafeden dinleyebiliyorduk. Ses cihazları ile beraber uzaktan da dinleme imkânımız oldu. Canlı yayın da bunun gibi kabul edilmelidir.
Ezân ve kâmet vaktin değil, namazın sünneti olduğu için kaza namazı kılarken de ezân ve kâmet sünnettir. Ezân ve kâmet terk edilerek kılınan namaz geçerli olmakla birlikte, uygun değildir. Aynı ortamda birden fazla kaza namazı kılınacaksa, her bir namaz için ayrı ezân okunup kâmet getirilmesi daha faziletli olmakla birlikte, başta bir kere ezân okunup, her bir kaza namazı için ayrı kâmet getirilmesi de yeterlidir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/390-391)
Cuma namazını kılmakla yükümlü olan erkeklerin, cuma namazını camide cemaatle kılmaları farz; beş vakit namazın farzlarını cemaatle camide kılmaları ise Hanefîlere ve Mâlikîlere göre müekked/kuvvetli sünnettir. Cemaatle namaz kılmanın önemini belirten hadislerden ve ilgili âyetlerden hareketle Hanbelîler beş vakit namazın cemaatle kılınmasının, erkekler için farz-ı ayn, Şâfiîler ise farz-ı kifâye olduğunu söylemişlerdir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/56-57; Kâsânî, Bedâ’i, 1/155; Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erbe‘a, 1/368-369) Ramazan ve Kurban Bayramı namazları vâcip namazlardan olup cemaatle kılınır. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/85) Sünnet namazlardan teravih namazı cemaatle kılınabilir. Teravih namazı cemaatle kılındığında vitir namazı da cemaatle kılınabilir. Ramazan ayının dışında vitir namazını cemaatle kılmak mekruhtur. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/69) Nâfile namazlardan küsûf (güneş tutulması) namazı ve İmameyn’e göre istiskâ namazı da cemaatle kılınır. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/70-72) Bunların dışındaki tüm sünnet ve nâfile namazları herkesin tek başına kılması uygun, cemaatle kılması ise mekruh görülmüştür. (Serahsî, el-Mebsût, 2/144) Nâfile namazlardan olan tesbih namazının (Ebû Dâvûd, Tatavvu, 302 [1297]) cemaatle kılınabileceğine dair kaynaklarımızda bir bilgi bulunmadığından bu namazın da tek başına kılınması daha uygundur.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Düzenli olarak cemaatle beş vakit namaz kılınan camilere o vaktin farz namazını kılmak üzere giren kimselerin, cemaatle veya yalnız başına namaz kılacak olmaları hâlinde tekrar ezân okuyup kâmet getirmelerine gerek yoktur. Düzenli olarak beş vakit namazın kılınmadığı cami ve mescitlerde ise ezân okuyarak ve kâmet getirerek namaz kılmak daha faziletli olup (Alâüddîn, el-Hediyyetü’l-‘Alâiyye, 37) sadece kâmetle de yetinilebilir. Hanefîlerin bu yaklaşımına karşılık diğer birçok mezhep, her iki ihtimalde de kâmet getirmenin mendup olduğunu söylemiştir.
Sözleri bizzat Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünneti ile sabit olan ezân, dünyanın neresinde olursa olsun, Müslüman varlığının ve kimliğinin bir göstergesidir. Ezânın, Hz. Peygamber’e (s.a.s.) vahyedilip uygulandığı özgün şekliyle okunması gerektiği konusunda 15 asırlık bir gelenek ve ittifak söz konusudur. Ezânın asıl amacı, vaktin girdiğini bildirip namaza davet olduğundan değişik dilleri konuşan Müslümanların hepsine bu davetin ulaştırılması, ancak yine hepsinin ortak bilincine hitap etmekle olur ki, bu da ezânın bilinen aslî lafızlarıyla yani Arapça olarak okunmasıyla gerçekleşir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/383) Dolayısıyla ezânın aslî şekli dışında bir dille okunması caiz değildir.
Tesbîhât, münferit olarak yapılabileceği gibi cemaat hâlinde de yapılabilir. Namazdan bağımsız ve yerine getirilmesi müstehap bir taat olduğu için tesbîhâtın terk edilmesi namaz için bir eksiklik sayılmaz. Bu bakımdan namaz kılındıktan sonra tesbîhât yapmadan camiden çıkmanın caiz olmadığı söylenemez. Fakat Yüce Allah’ı anmak ve rızasını kazanmak için bunun büyük bir fırsat olduğu da unutulmamalıdır.
Cemaatle kılınan namazda, cemaatin namaz için ayağa ne zaman kalkacağı hususu, namazın özüyle değil, adap ve müstehaplarıyla ilgilidir. İmam-ı A’zam’a göre cemaatle namaz kılmak üzere “Kad kâmeti’s-salât” yani “namaz başladı”denildiği anda imamın namaza başlaması, namazın adabındandır. İmam, bu hareketi ile müezzinin sözünü doğrulamış olur. Bu içtihada göre imamın ve cemaatinbu cümlenin söylenmesinden önce saf düzenini almaları gerekecektir. (el-Fetâva’l-Hindiyye,1/57) Fakat namaza kâmet bittikten sonra başlanılmasında da bir sakınca yoktur. Hatta İmam Ebû Yûsuf ve diğer pek çok müçtehide göre, uygun olan budur. (Aliyyü’l-Kârî, Fethu bâbi’l-‘inâye, 1/230; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/479) Hanefî mezhebindeki başka bir görüşe göre ise müezzin “haydi kurtuluşa” anlamına gelen “hayye ale’l-felâh” cümlesini söylediğinde imam ve cemaat ayağa kalkar,(İbn Nüceym, el-Bahr, 1/321) imam namaza başlar, cemaat da ona uyar. Şâfiî mezhebine göre ise kâmet bittikten sonra namaz için ayağa kalkmak müstehaptır. (Nevevî, el-Mecmû’, 3/252-253) İmam ayağa kalkmadan yahut henüz gelmeden cemaat namaz için ayağa kalkmamalıdır. Kâmet yapılırken ne zaman kalkılacağı konusu, ibadetin özüyle değil âdâbıyla ilgili olduğundan, caminin büyüklüğüne, saf düzenini almaya ve namaza imamla birliktebaşlamaya göre düşünülmelidir. Normal büyüklükteki cami veya mescidlerde imamın mihraba doğru yürüdüğü görülünce kalkılması daha uygundur. Zira Resûl-i Ekrem (s.a.s.), “Namaz için kâmet getirildiğinde beni görmeden ayağa kalkmayın.” (Buhârî, Ezân, 22 [637]; Müslim, Mesâcid, 156 [604]) buyurmuştur. Buna göre kişi, imamdan çok geri kalmayacak ölçüde ve imam ile birlikte namaza başlayacak şekildehazır olabileceği kadar bir süre önce yerindenkalkmalıdır. (bk. Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 1/719)
Kâmet cümlelerinin kaçar sefer okunacağı konusundaki uygulama farklılıkları, bu konuda Hz. Peygamber’den (s.a.s.) farklı rivâyetlerin gelmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Hanefî mezhebinin yanında Süfyân-ı Sevrî ve İbnü’l-Mübârek gibi diğer bazı âlimler dört sefer okunan baştaki tekbir cümleleri dışındakiezân ve kâmet cümlelerinin ikişer sefer okunacağını söylemişlerdir. Delil olarak sahabîlerden Abdullahb. Zeyd’in ezân ve kâmete dair gördüğü ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.) de tasdik ettiği rüya rivâyetini gösterirler. Bu rüya ile ilgili rivâyetlerde kâmet ve ezânın başındaki tekbir dört defa, diğer cümleler ise çift olarakzikredilmiştir. Yine şu rivâyeti de delil olarak zikrederler: “Resûlullah’ın (s.a.s.) ezânında ve kâmetinde cümleler çift çift idi.” (Tirmizî, Salât, 142 [194]; bk. Şeybânî, el-Âsâr, 1/105 [62]; Serahsî, el-Mebsût, 1/128; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/388) Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ezân okunurken, yukarıdaki görüşte olduğu gibi ilk tekbirler dört, diğer cümleler ikişer kere söylenir. Kâmete gelince; bu mezheplere göre baştaki tekbir ile “kad kâmeti’s-salât”cümlesi ve sondaki tekbirler ikişer sefer, diğer cümleler birer sefer söylenir. Mâlikî mezhebine göre ise kâmette sadece tekbirler ikişer sefer, diğer cümleler birer sefer söylenir. (Nevevî, el-Mecmû’, 3/91-94) Bu görüşte olanlar şu rivâyeti delil almışlardır: “Resûlullah(s.a.s.), Hz. Bilâl’e cümleler iikişer kere söyleyerek ezân, birer kere söyleyerek de kâmet okumasını emretti.” (Buhârî, Ezân, 2-3 [605, 607]; Müslim, Salât, 2-3, 5 [378])