Fetva Meclisi
Soru
Hocam, acaba namazlıksız namaz kılmanın hükmü nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Namazın kabul olması açısından bir sorun yoktur ama namazı meşgul edecek seccadeleri kullanmamak gerekir.
Selamünaleyküm. Resimli seccadede namaz kılmanın namaz zararı yoktur ama huşu açısından sade bir seccadede kılmayı tavsiye ederiz.
Aleykümselam. Namazı meşgul eden, huşuyu engelleyen her şey sakıncalıdır. 'Namaz olmaz' demesek de 'öyle namaz olmaz' deriz.
Namaz seccadesi konusunda şu ayrıntıları kaydedebiliriz: Âlimlerimiz, namazın direkt çıplak zemin üzerinde kılınmasının müstahab olduğu konusunda söz birliği vardır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin mescidi uzun süre bu şekilde idi. Namazın zemin üzerine konan bir nesne üzerinde kılınmasının caiz olduğu konusunda da âlimlerimiz arasında farklı bir görüşü olan yoktur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin üzerinde namaz kıldığı bir hasırı bulunuyordu. Yalnız bu hasır topraktan bitmiş bir üründü. Kumaş, yün ve deri gibi farklı nesnelerden seccade yapılıp üzerinde namaz kılınması da cumhur ulemaya göre caizdir. Ashab-ı Kiramın bugünkü seccadelere benzer şeyler üzerinde namaz kıldıklarına dair rivayetler bulunmaktadır. Söz konusu seccade bir kibir vesilesi olarak kullanılıyorsa, seccade mescide/camiye önceden konup bir tür yer haczetmek için kullanılıyorsa bunu mekruh görmüşlerdir. Namaz temiz yer üzerinde kılınması gereken bir ibadet olduğu için seccadenin de temiz olması gerekir. Namaz kılınan seccadenin namaz kılanın bedenin temas ettiği noktalarının temiz olması caiz olmak için yeterlidir. Seccadenin durduğu zeminin temiz olmaması sakınca oluşturmaz. Resim bulunan seccadede namazın durumu şöyledir: Özellikle secde noktasında resim varsa o seccadede namaz mekruh görülmüştür ama namaz caizdir. Namaz seccadesinde Kâbe, Medine ve Kudüs resimlerinin bulunması namaza mani değildir ama bu resimler namaz kılanın huşuunu dağıtacağı için seccadelerin resimli ve süslü, işlemeli olmamasını tercih etmek evla olandır. Namaz seccadesinin ön kısmı bükülerek sütre maksadı ile de kullanılabilir. Namaz kılınacak seccadenin secdeye alın konduğunda alnı batacak kadar yumuşak olmaması gerekir. Özellikle yaşlıların veya diz problemi olanların kılması için ayarlanan seccadelerin yumuşaklık oranı secdeye inildiğinde alnın batmış gibi olmamasıdır. Dijital hizmet veren seccadenin iki yönü önemlidir: Unutma hastalığı bulunan birine hatırlatma yapıyorsa bundan istifade edilebilir. Bunun dışındaki uygulamaların tamamı namazda huşuu ve dikkati dağıtmaya sebep olur ki kullanılması en azından mekruhtur. Çocukların eğitimine ve namaza alışmalarına katkı getirmek için üretilen seccadeler için ise çocuklar tarafından kullanıldığı sürece uygundur denebilir.
Bu soruyu ‘namazı seccadede kılsak olur mu?’ Diye sorsa idiniz daha gerçekçi bir soru olurdu. Namazı ilk kılan nesil ashabı kiram toprak ve çakıl üzerinde namaz kıldılar. Halı ve seccade bilmediler. Allah onlardan razı olsun. Yani namazın aslı çıplak zemin üzerinde kılınmasıdır. İlk nesil öyle kılmıştır. Seccade üzerinde kılınması ise fukahanın sakıncalı görmediği bir iştir. Temiz olmak kaydı ile seccade veya benzeri başka bir şey üzerinde kılınabilir. Şunu da tavsiye edebiliriz: Seccadeler ne kadar sade olursa namazda dikkati değıtmaması bakımından o kadar iyi olur. Bunu da böyle bilmiş olalım.
Aleykümselam. Nasıl bir seccadeden söz ettiğinizi bilemiyorum ama zikrullahı ve âyetleri basit duruma düşüren şey seccade de olsa onu kabul edemeyiz. Bir de namazı meşgul edecek şeyleri de tehlikeli buluruz.
caiz mi konusundaki diğer fetvalar
Farz, vacip, Sünnet olarak böyle bir emir yoktur. Yaşadığımız topraklarda bir kültür olarak vardır.
Bu uygulamanın Peygamber aleyhisselam ve ashabı ile bağlantılı bir örneği yoktur. Dolayısıyla böyle bir uygulamayı ‘din böyledir’ diye kurallaştıramayız. Dinin içinde kalan mü'minlerin ya da bir grup mü'minin yaptığı iş olarak görebiliriz. Böyle olunca da o konu fıkıh ulemasının tastik etmesi durumunda dinen bir bağlayıcılık taşıyabilir. Aksi takdirde yok hükmündedir. Bu tür tartışılabilir şeylerden uzak durun. Peygamber aleyhisselamın mübarek Sünnet’i ve fukahamızın bereketli içtihatları ortadadır, hepimize yeter onlar.
İçinde ayet veya mukaddes kelimelerin yazılı olduğu kitapların hatta gazetelerin imha edileceği zaman yakılarak imha edilmeleri gerekir. Çöpe atmak doğru değildir.
Bu ümmetin en zor zamanlarından birinde Allah’a iman davasına büyük hizmetler yapan, dini ve imanı uğruna hayatını zindanlarda geçirmekte sakınca görmeyen bir dava adamı olarak biliriz Said Nursi’yi. Allah ona rahmet etsin. Onu ve bütün çilekeş kullarını cennetlerine aldığında bizi de onlarla buluştursun. Böyle bilir böyle itiraf ederiz. Said Nursi rahmetullahi aleyhin ve eserlerinin etrafında ise şunu söylemeye mecburuz: - Onun iki büyük eseri vardır. Bu eserlerinin birincisi pratik hayatıdır. Eğilip bükülmeyen, kul olarak hata etse de hıyanet etmeyen, taviz vermeyen, zillete rıza göstermeyen kimliği ile bıraktığı pratikliği. Bu onun kitaplarından daha büyük bir eseridir. İkinci eseri de elimizdeki kitaplarıdır. - Bu kitaplardan oluşan eserlerini bir nevi ‘yeni Kur'an’ gibi görmek/göstermek isteyen cahilleri sadece aklı kıtlıkla itham edebiliriz. Onlar için söylenecek başka bir söz yoktur. Kur'an’a hizmet eden eserler düzeyinden onun yerine geçebilecek eserler gibi görülmesini kabul edemeyiz. Bu bir cahilliktir. Said Nursi rahmetullahi aleyhe ve davasına hıyanettir. - Aynı şekilde içi ayetlerle dolu eserleri çöpe atmayı da cahillik ve daha ötesinde bir delilik olarak görürüz. Bu da öyle bir davet adamına karşı terbiyesizliktir. Ondan da önce, içindeki yazılı ayetlere karşı terbiyesizliktir ki, o terbiyesizliğin ucunun nereye dayanabileceğini tahmin bile etmek istemeyiz. - Yine bu çerçeveden olarak, Said Nursi ve eserlerini ümmetin ortak değeri olarak değil de bir zümrenin inhisarında görmek de yanlıştır. Bilhassa yaptıkları,çalışmaları son zamanlarda bütün mü'minlerce reddedilmiş bulunan bir kişi ve fırka ile direk bağlantılı görmek yani ümmetin adamını bir grubun tekelinde görmek hayatı tanımamak olur. Eğer bu kadar kısır bir idrakle bakarsak meseleye çok geçmez, o grup Kur'an’da okurdu der ve ona da tahdit mi getiririz diye endişe edelim mi şimdi? Daha basiretli ve derin düşünmek zorundayız. Biz ümmetiz. Ümmet olarak bin bir rengi barındırıyoruz; çirkin ile güzeli, iyi ile kötüyü, hayırlı ile şerliyi, beyaz ile karayı bir arada tutuyoruz. Ümmetimizin içinde olup bitenlerle ümmetimize mal olmuş kıymetlerimizi karıştıramayız. Allah’tan korkalım. Ahireti düşünerek yapacağımızı yapalım.
Eğer katılacağınız mitingi sizin için hassas ve önemli konular etrafında yararlı aynı zamanda gerekli buluyorsanız oraya katılanlarla aynı karede olma gibi bir sıkıntıyı aşmış olmalısınız. Sözünü ettiğiniz kişi, sizin Cuma namazını kılmak için gittiğiniz camiye gelecek olsa idi camiyi terk edecek mi idiniz? Daha geniş düşünmek zorundayız. Yaşadığımız şartlar, başımıza gelenler zaruret fıkhı diyebileceğimiz bir fıkıh ile anlaşılmalıdır. Aleni bir haram, açık bir tuzak görmedikçe bu tür faaliyetlere katılmamızda sakınca olmaz. Müdafaa edilen ortak değerler ve onların başında da canlarımız varsa tam anlamı ile bir zaruret var demektir.
Umarım bu ifade ile, MİLLETE KARŞI DARBE YAPILAMAZ demeyi kastetmektedirler. Bu ise kasıt, bundan dinen bir sakınca oluşmaz. Eğer kasıt, Allah’ın Şeriat’ının yerine Millet’in Hakim olması yani beğendiğinin uygulanması kastediliyorsa bu bir afettir. Tam anlamı ile bir afettir. İki zıt maksattan hangisinin kastedildiği veya sonucun nasıl tecelli edeceği ise zamanla anlaşılacaktır. Temenni ederiz, yanlış bir mecraya sürüklenmiş olmayalım.