Fetva Meclisi
Soru
Hocam, son günlerde haberlerde görmüşsünüzdür. Pensilvaya'da bulunan adamın kitaplarını ve onun yayınevinin ürünlerini, Kur'an bile olsa çöplere attılar. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Cevap
Benzer fetvalar
Üzerinde Arapça Allah’ın adı veya ayet yazan kâğıtların kesinlikle çöp gibi yerlere atılması caiz değildir. Yakılmalıdır. Türkçe veya başka bir dil ile yazılanları ise mümkün olduğu kadar çöpe atmamalıyız. Onların da yakılması doğru olandır.
Üzerinde âyet/hadis veya dinimizin mukaddesatına dair bilgi bulunan kâğıt ve benzeri şeylerin ambalaj malzemesi, sofra sergisi olarak kullanılması, çöp gibi değerlendirilmesi, ayakla basılacak yere bırakılması caiz olmaz. Kendi mukaddesatımıza başkalarından önce bizim saygılı olmamız gerekir. Bu saygısızlığı yapmamalı, yapılmasına engel olmalıyız. Bunun yapılması en azından edep dışı olmaktır. Yapış tarzına göre haram da olabilir maazallah dinden çıkaran bir tutum da olabilir.
O kutuların geri dönüşümü ile ilgili bir emir ve teamül yoksa yani çöpe gidecekse sizin onları değerlendirmeniz, çöpten alma hükmündedir. Şu kadar ki, onlara ayırdığınız vakit, işte olmanız gereken vakit olmamalıdır. Allah'a emanet olun.
Kanunların ve örfün normal çöp muamelesi görmesini sakıncalı bulduğu bir atığı normal gibi değerlendirmek yeryüzünde fesat çıkarmaktır. Hastane atıklarını devletlerin özel bir yöntemle imha ettiği bir dünyada birkaç kuruşluk menfaat uğruna kurala uymamak bir nevi cinayettir. Bu cinayete göz yummak da onu yapmak gibi hatadır. Bildiğiniz yanlışta zan yürütmüyorsanız yani yüzde yüz doğru biliyorsanız bunu yetkili mercilere iletmek zorundasınız.
Burada ince bir çizgiden size söz etmeliyim. Sözünü ettiğiniz kişinin doğru yolu bulmasını sağlamakla sizin anlatıp ikna etme hobinizin tatmini arasında nerede bulunduğunuzu iyi tespit edin. Zevkinizi tatmin için dini meseleleri kullanma hatasına düşmüş olabilirsiniz. Bu tür insanlara bir bilemediniz iki kere anlatıp terk etmek gerekir, aksi takdirde siz bile ona kayabilirsiniz. Allah'a emanet olun.
Önce şunu düzeltelim: Siz EVİMDE BİR MUSHAF VAR demek istediniz. Kur'an, Allah’ın indirdiği ayetlerin adıdır. Onun kâğıda yazılıp kitap gibi basılmış şekline MUSHAF denir. Evet, eskiyen Mushafların ne yapılacağı konusu eskiden beri merak edilir. Kadim âlimlerimiz, temiz ayak basılmayacak bir yere defnedilmesini tavsiye etmişlerdir. Şu anda pek çok mü'min öyle bir yer bulmakta zorlanacaktır. Artık bulundurulamaz, saklanmasında (okunamayacağı için) fayda kalmamış Mushafları ve âyet hadis yazılı kitapları, kâğıt parçalarını yakıp külünü temiz bir yere gömmek de caiz görülen uygulamalardandır. Yapabilirsiniz.
caiz mi konusundaki diğer fetvalar
Bu ümmetin en zor zamanlarından birinde Allah’a iman davasına büyük hizmetler yapan, dini ve imanı uğruna hayatını zindanlarda geçirmekte sakınca görmeyen bir dava adamı olarak biliriz Said Nursi’yi. Allah ona rahmet etsin. Onu ve bütün çilekeş kullarını cennetlerine aldığında bizi de onlarla buluştursun. Böyle bilir böyle itiraf ederiz. Said Nursi rahmetullahi aleyhin ve eserlerinin etrafında ise şunu söylemeye mecburuz: - Onun iki büyük eseri vardır. Bu eserlerinin birincisi pratik hayatıdır. Eğilip bükülmeyen, kul olarak hata etse de hıyanet etmeyen, taviz vermeyen, zillete rıza göstermeyen kimliği ile bıraktığı pratikliği. Bu onun kitaplarından daha büyük bir eseridir. İkinci eseri de elimizdeki kitaplarıdır. - Bu kitaplardan oluşan eserlerini bir nevi ‘yeni Kur'an’ gibi görmek/göstermek isteyen cahilleri sadece aklı kıtlıkla itham edebiliriz. Onlar için söylenecek başka bir söz yoktur. Kur'an’a hizmet eden eserler düzeyinden onun yerine geçebilecek eserler gibi görülmesini kabul edemeyiz. Bu bir cahilliktir. Said Nursi rahmetullahi aleyhe ve davasına hıyanettir. - Aynı şekilde içi ayetlerle dolu eserleri çöpe atmayı da cahillik ve daha ötesinde bir delilik olarak görürüz. Bu da öyle bir davet adamına karşı terbiyesizliktir. Ondan da önce, içindeki yazılı ayetlere karşı terbiyesizliktir ki, o terbiyesizliğin ucunun nereye dayanabileceğini tahmin bile etmek istemeyiz. - Yine bu çerçeveden olarak, Said Nursi ve eserlerini ümmetin ortak değeri olarak değil de bir zümrenin inhisarında görmek de yanlıştır. Bilhassa yaptıkları,çalışmaları son zamanlarda bütün mü'minlerce reddedilmiş bulunan bir kişi ve fırka ile direk bağlantılı görmek yani ümmetin adamını bir grubun tekelinde görmek hayatı tanımamak olur. Eğer bu kadar kısır bir idrakle bakarsak meseleye çok geçmez, o grup Kur'an’da okurdu der ve ona da tahdit mi getiririz diye endişe edelim mi şimdi? Daha basiretli ve derin düşünmek zorundayız. Biz ümmetiz. Ümmet olarak bin bir rengi barındırıyoruz; çirkin ile güzeli, iyi ile kötüyü, hayırlı ile şerliyi, beyaz ile karayı bir arada tutuyoruz. Ümmetimizin içinde olup bitenlerle ümmetimize mal olmuş kıymetlerimizi karıştıramayız. Allah’tan korkalım. Ahireti düşünerek yapacağımızı yapalım.
Eğer katılacağınız mitingi sizin için hassas ve önemli konular etrafında yararlı aynı zamanda gerekli buluyorsanız oraya katılanlarla aynı karede olma gibi bir sıkıntıyı aşmış olmalısınız. Sözünü ettiğiniz kişi, sizin Cuma namazını kılmak için gittiğiniz camiye gelecek olsa idi camiyi terk edecek mi idiniz? Daha geniş düşünmek zorundayız. Yaşadığımız şartlar, başımıza gelenler zaruret fıkhı diyebileceğimiz bir fıkıh ile anlaşılmalıdır. Aleni bir haram, açık bir tuzak görmedikçe bu tür faaliyetlere katılmamızda sakınca olmaz. Müdafaa edilen ortak değerler ve onların başında da canlarımız varsa tam anlamı ile bir zaruret var demektir.
Bu uygulamanın Peygamber aleyhisselam ve ashabı ile bağlantılı bir örneği yoktur. Dolayısıyla böyle bir uygulamayı ‘din böyledir’ diye kurallaştıramayız. Dinin içinde kalan mü'minlerin ya da bir grup mü'minin yaptığı iş olarak görebiliriz. Böyle olunca da o konu fıkıh ulemasının tastik etmesi durumunda dinen bir bağlayıcılık taşıyabilir. Aksi takdirde yok hükmündedir. Bu tür tartışılabilir şeylerden uzak durun. Peygamber aleyhisselamın mübarek Sünnet’i ve fukahamızın bereketli içtihatları ortadadır, hepimize yeter onlar.
Umarım bu ifade ile, MİLLETE KARŞI DARBE YAPILAMAZ demeyi kastetmektedirler. Bu ise kasıt, bundan dinen bir sakınca oluşmaz. Eğer kasıt, Allah’ın Şeriat’ının yerine Millet’in Hakim olması yani beğendiğinin uygulanması kastediliyorsa bu bir afettir. Tam anlamı ile bir afettir. İki zıt maksattan hangisinin kastedildiği veya sonucun nasıl tecelli edeceği ise zamanla anlaşılacaktır. Temenni ederiz, yanlış bir mecraya sürüklenmiş olmayalım.
Farz, vacip, Sünnet olarak böyle bir emir yoktur. Yaşadığımız topraklarda bir kültür olarak vardır.
Namazlık ile kastınız seccade denen şey ise, namaz kılınan yer necaset ihtiva etmiyorsa namaz açısından yokluğu bir eksiklik değildir. Seccadeli veya seccadesiz namaz kılınabilir. Önemli olan mekânın necasetten arınmış bir mekân olmasıdır. Namaza tazim bakımından kullanılması ise bir fazilettir.