Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben bazı duaları ezberlemek için kâğıda yazıyorum. Ezberledikten sonra o kâğıtları atsam günah olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Üzerinde âyet/hadis veya dinimizin mukaddesatına dair bilgi bulunan kâğıt ve benzeri şeylerin ambalaj malzemesi, sofra sergisi olarak kullanılması, çöp gibi değerlendirilmesi, ayakla basılacak yere bırakılması caiz olmaz. Kendi mukaddesatımıza başkalarından önce bizim saygılı olmamız gerekir. Bu saygısızlığı yapmamalı, yapılmasına engel olmalıyız. Bunun yapılması en azından edep dışı olmaktır. Yapış tarzına göre haram da olabilir maazallah dinden çıkaran bir tutum da olabilir.
İçinde ayet veya mukaddes kelimelerin yazılı olduğu kitapların hatta gazetelerin imha edileceği zaman yakılarak imha edilmeleri gerekir. Çöpe atmak doğru değildir.
Haram işlenen bir yerde “hakaret kastı ile” Kur'an okumak dinden çıkaran bir günah olabilir. Bunun haricinde “dinden çıkarma/küfre düşme” sözünü kullanmayız ama günah olacağından şüphe yoktur.
Âdet halinde Kur'an'dan dua amaçlı bazı âyet veya sûreleri okumanızda bir sakınca yoktur.
Allah’ın âyetleri (özellikle de Arapça metin ile yazıldığında) gerekli saygının gösterilemeyeceği bir yere yazılamaz. Tişört veya benzeri bir kıyafette âyet yazılması ise gerekli saygının gösterilemeyeceği bir zemini gösterir. Bu sebeple giysi üzerine âyet yazılmasını caiz görmeyiz.
İman ettiğin dinine zarar verecek, onu insanların tartışma ortamına çekecek her ne varsa ahirette seni ateşe yaklaştıracaktır.
ayet konusundaki diğer fetvalar
Bir kat veya yedi kat sonucu değiştirmez. Kadının bedenine ait ayrıntılar izlenebiliyor olduktan sonra tesettür sıkıntılıdır. Rakamlara takılı kalmak yanlıştır. Öyle bir kural da yoktur. Aynı ölçüyü başörtüsü için de kullanabilirsiniz.
İlk insan Âdem aleyhisselamdır. Ondan önce bir insan yoktur. Zümer Suresinin altıncı ayeti de, bütün insanların babasının Âdem aleyhisselam olduğunu, eşinin de ondan yaratıldığını daha sonra da bütün insanların bir ana rahminde belli merhalelerle yaratıldığını haber vermektedir.
Kur'an'ımızdaki ayetlerin hangisinin nesh edildiği ve yerine neyin geldiği meselesini fıkıh yolu ile kesin sonuca ulaştırabiliriz. Bugün müminlerin dışında kalan kitlelerle nasıl yaşayacağımız konusu fıkhın konusudur. Bu konuda ilk asırlardan itibaren fukaha eserler vermiştir. Günümüzde de muasır ulema bu konu ile alakalı ayrıntılı çalışmalar yapmışlardır. Dolayısıyla Kur'an'ımızdaki bir veya iki ayeti esas alarak bugün nasıl bir siyaset izleneceğini belirlemede başarılı olamayabiliriz. Esasen fukahanın da Kur'an dışına taşma gibi bir durumu da yoktur. Ayetlerin bir bütün olarak ele alınması şeklinde de anlaşılabilir bu durum. Özet olarak sorunun çözümünün fıkıhta olduğunu ve çözülmüş olduğunu söyleyebiliriz.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin iki hadis-i şerifi bu sorunun cevabı bağlamında öne çıkarılmalıdır: “Her ümmetin bir imtihanı vardır. Benim ümmetimin imtihanı da maldır.” “Mal” tabii ki para ve diğer her çeşit mülk anlamındadır. İsrailoğulları bir buzağıya tapınıp tapınmamakla sınanmışlardı. Salih aleyhisselamın kavmi bir deve yavrusunu kesmekle sınanmıştı. İbrahim aleyhisselamın kavmi putlarla, İsa aleyhisselamın milleti de doğum mucizesiyle imtihan edilmişti. O ümmetlere başka sınavlar da verilmişti ama öne çıkan konular bunlardı. Bizim ümmetimizin sınavı da mal konusundadır. Başka bir hadis-i şerifinde Efendimiz aleyhisselam, kıyamet saati yaklaştıkça malın çoğalacağını, konforun artacağını, dünyanın yemyeşil bir vadiye dönüşeceğini, ümmetinin de bu noktada perişanlık yaşama ihtimalinin bulunduğunu bildirmektedir. Hadisin başında da “Sizin fakirlik ve yokluk çekmenizden korkmuyorum.” buyurmuş, dünya servetinden ötürü birbirimize düşerek ibadetlerimizi yapamamamızdan endişe ettiğini haber vermiştir. Bizim de elbette şehvetler, cihat ve başka imtihan konularımız vardır lâkin ileri çıkan sınanmamız mal üzerinden gerçekleşmektedir. Mal söz konusu olduğunda da faiz, bir tür atar-toplardamar gibi konunun en yüksek bölümünü temsil eder. Ekonomisi iyi durumda olan ülkelerin dahi faizle sorunları hep vardır. Bir ülkenin faizi bir puan artırması veya indirmesi sadece oradaki değil bütün dünyadaki dengelerin etkilenmesine yol açmaktadır. Allah’ın en büyük haramlarından sayıldığı hâlde, mal illetine teslim olduktan sonra faiz diye bir ayrıntıya artık gerek kalmamaktadır. Bunu, kalp krizi geçirmiş birinin parmak uçlarındaki hareket dengesizliğini de merak etmeye benzetebiliriz. Kalp krizi geçiren bir bünyede en son merak edilecek konu budur hâlbuki. Merkez kan pompalamakla ilgili sorun yaşadığında parmaklar çok da önemli olmaz. Ümmetimiz mal üzerinden sınandığında malın bütün türevleriyle sınanma söz konusu olacaktır; malla alakalı herhangi bir şeyle. Faiz dünya ekonomisinin en hareketli konularından olduğu sürece de imanı zayıf kimselerin bir numaralı sınavı olarak kalmaya da devam edecektir. Konu yine imandaki zafiyet veya kuvvet göstergelerine çıkar.
Günümüzde faizli bankaların ayet ve hadisin “ribâ” olarak ifade ettiği faiz işlemiyle tam olarak örtüştüğünü ve işlemlerinin kesin biçimde haram olduğunu söyleyebiliriz. Bu hususta tereddüt söz konusu değildir. Belki faizin farklı çeşitleri, mesela gıda ürünlerinden beli bir kısmına da faiz denmesi gibi bir ayrıntıdan ötürü tanımın uygulamayla uyuşmadığından söz edilebilirse de faizin para, bazı temel ihtiyaçlar ve aynî eşya üzerinde söz konusu olabileceğinden hareketle bu bankaların bildiğimiz faiz tanımıyla uyuşmadığı söylenemez.
Katılım bankalarının çalışma sistemini en ince ayrıntısına kadar okumuş değilim. Ekonomiyle bağlantısı çok güçlü olmayan, dışarıdan bir vatandaşın gördüğü ve fetva açısından incelediğimiz kadarıyla görebiliyorum manzarayı. Bu tür bankaların kâr-zarar işleyişi, vatandaşa sundukları yüzeysel bilgi açısından yani kâğıt üzerinde, ayet ve hadise ters değildir. Özel işlemler, bazı ayrıntılarda haramlığa bulaşma gibi durumlar söz konusu olabilirse de bir ekonomist gözüyle bakamadığımız meseleler olduğundan genel itibarla işin helal olduğu kanaatindeyiz.