Fetva Meclisi
Soru
Hocam Katılım bankalarının kâr-zarar işleyişi ayet ve hadisler açısından nasıl değerlendirilebilir?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu bankaların bize görünen şeklinde faiz yoktur diye biliyoruz ama nasıl işliyor, ne yapıyorlar bilemiyoruz. Zaruret durumunda oralara gidilebilir diyoruz. Kâğıt üzerinde helale yakın çalıştıkları görülüyor.
Selamünaleyküm. Şeriat'ımıza uygun bir bankacılığın bugünkü şartlarda olmayacağını ve olmadığını bilmeliyiz. Sözünü ettiğiniz kurumlardan biri ile zaruretten çalışılabilir. O kurumların da saf helal olduğunu söyleyemeyiz. Onlarda da sözünü ettiğiniz gibi bir sıkıntı mevcuttur. En ehvenini tercih ederek mecburiyet karşısında çalışabilirsiniz. Yalnız onların içinde de bir sıralama yapılması gerektiğini unutmayın.
Aleykümselam. Sizin, ağırlıklı bir kanaat kullanmışsınız ama gördüğünüz gibi bir şeye helal veya haram demek öyle kolay olmuyor. Allah Teâlâ ayağımızı kaymaktan muhafaza buyursun. Sürekli istiğfar edelim. Endişe edilecek bir durum yoktur
KÂĞIT ÜZERİNDE ifadesi ile yüzeysel olarak bakıldığında helal olduğunu söylemek istiyoruz. Ayrıntılarına girildiğinde sıkıntı doğabilir. Mevcut şartlarda ancak bu kadarı yapılabiliyor diye bu izahı vermek durumundayız.
Katılım bankalarının İslam'a uygun çalıştıklarını söylemek çok zordur. Söylenebilecek doğruya en yakın söz, işletenlerinin diğer bankaların işleticileri gibi düşünmediği olabilir. Bu da bize zaruret halinde onlarla çalışmaya bir ruhsat oluşturabilir. Buna göre değerlendirebilirsiniz. Allah'a emanet olun.
Aleykümselam. Siz, ağırlıklı bir kanaat kullanmışsınız ama gördüğünüz gibi bir şeye helal veya haram demek öyle kolay olmuyor. Allah Teâlâ ayağımızı kaymaktan muhafaza buyursun. Sürekli istiğfar edelim. Endişe edilecek bir durum yoktur.
ayet konusundaki diğer fetvalar
Günümüzde faizli bankaların ayet ve hadisin “ribâ” olarak ifade ettiği faiz işlemiyle tam olarak örtüştüğünü ve işlemlerinin kesin biçimde haram olduğunu söyleyebiliriz. Bu hususta tereddüt söz konusu değildir. Belki faizin farklı çeşitleri, mesela gıda ürünlerinden beli bir kısmına da faiz denmesi gibi bir ayrıntıdan ötürü tanımın uygulamayla uyuşmadığından söz edilebilirse de faizin para, bazı temel ihtiyaçlar ve aynî eşya üzerinde söz konusu olabileceğinden hareketle bu bankaların bildiğimiz faiz tanımıyla uyuşmadığı söylenemez.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin iki hadis-i şerifi bu sorunun cevabı bağlamında öne çıkarılmalıdır: “Her ümmetin bir imtihanı vardır. Benim ümmetimin imtihanı da maldır.” “Mal” tabii ki para ve diğer her çeşit mülk anlamındadır. İsrailoğulları bir buzağıya tapınıp tapınmamakla sınanmışlardı. Salih aleyhisselamın kavmi bir deve yavrusunu kesmekle sınanmıştı. İbrahim aleyhisselamın kavmi putlarla, İsa aleyhisselamın milleti de doğum mucizesiyle imtihan edilmişti. O ümmetlere başka sınavlar da verilmişti ama öne çıkan konular bunlardı. Bizim ümmetimizin sınavı da mal konusundadır. Başka bir hadis-i şerifinde Efendimiz aleyhisselam, kıyamet saati yaklaştıkça malın çoğalacağını, konforun artacağını, dünyanın yemyeşil bir vadiye dönüşeceğini, ümmetinin de bu noktada perişanlık yaşama ihtimalinin bulunduğunu bildirmektedir. Hadisin başında da “Sizin fakirlik ve yokluk çekmenizden korkmuyorum.” buyurmuş, dünya servetinden ötürü birbirimize düşerek ibadetlerimizi yapamamamızdan endişe ettiğini haber vermiştir. Bizim de elbette şehvetler, cihat ve başka imtihan konularımız vardır lâkin ileri çıkan sınanmamız mal üzerinden gerçekleşmektedir. Mal söz konusu olduğunda da faiz, bir tür atar-toplardamar gibi konunun en yüksek bölümünü temsil eder. Ekonomisi iyi durumda olan ülkelerin dahi faizle sorunları hep vardır. Bir ülkenin faizi bir puan artırması veya indirmesi sadece oradaki değil bütün dünyadaki dengelerin etkilenmesine yol açmaktadır. Allah’ın en büyük haramlarından sayıldığı hâlde, mal illetine teslim olduktan sonra faiz diye bir ayrıntıya artık gerek kalmamaktadır. Bunu, kalp krizi geçirmiş birinin parmak uçlarındaki hareket dengesizliğini de merak etmeye benzetebiliriz. Kalp krizi geçiren bir bünyede en son merak edilecek konu budur hâlbuki. Merkez kan pompalamakla ilgili sorun yaşadığında parmaklar çok da önemli olmaz. Ümmetimiz mal üzerinden sınandığında malın bütün türevleriyle sınanma söz konusu olacaktır; malla alakalı herhangi bir şeyle. Faiz dünya ekonomisinin en hareketli konularından olduğu sürece de imanı zayıf kimselerin bir numaralı sınavı olarak kalmaya da devam edecektir. Konu yine imandaki zafiyet veya kuvvet göstergelerine çıkar.
Üzerinde Arapça Allah’ın adı veya ayet yazan kâğıtların kesinlikle çöp gibi yerlere atılması caiz değildir. Yakılmalıdır. Türkçe veya başka bir dil ile yazılanları ise mümkün olduğu kadar çöpe atmamalıyız. Onların da yakılması doğru olandır.
Bir kat veya yedi kat sonucu değiştirmez. Kadının bedenine ait ayrıntılar izlenebiliyor olduktan sonra tesettür sıkıntılıdır. Rakamlara takılı kalmak yanlıştır. Öyle bir kural da yoktur. Aynı ölçüyü başörtüsü için de kullanabilirsiniz.
İlk insan Âdem aleyhisselamdır. Ondan önce bir insan yoktur. Zümer Suresinin altıncı ayeti de, bütün insanların babasının Âdem aleyhisselam olduğunu, eşinin de ondan yaratıldığını daha sonra da bütün insanların bir ana rahminde belli merhalelerle yaratıldığını haber vermektedir.
Kur'an'ımızdaki ayetlerin hangisinin nesh edildiği ve yerine neyin geldiği meselesini fıkıh yolu ile kesin sonuca ulaştırabiliriz. Bugün müminlerin dışında kalan kitlelerle nasıl yaşayacağımız konusu fıkhın konusudur. Bu konuda ilk asırlardan itibaren fukaha eserler vermiştir. Günümüzde de muasır ulema bu konu ile alakalı ayrıntılı çalışmalar yapmışlardır. Dolayısıyla Kur'an'ımızdaki bir veya iki ayeti esas alarak bugün nasıl bir siyaset izleneceğini belirlemede başarılı olamayabiliriz. Esasen fukahanın da Kur'an dışına taşma gibi bir durumu da yoktur. Ayetlerin bir bütün olarak ele alınması şeklinde de anlaşılabilir bu durum. Özet olarak sorunun çözümünün fıkıhta olduğunu ve çözülmüş olduğunu söyleyebiliriz.