Fetva Meclisi
Soru
Hocam Hz. Âdem’den önce insanlar var mıydı? Ayrıca Zümer Suresinin altıncı ayetini açıklar mısınız?
Cevap
Benzer fetvalar
Vardı veya yoktu; böyle bir başlığın dinimiz ve dünyamız açısından bize bir yararı/zararı var mı? Ya da bunu bilsek ne olur, bilmesek ne olur? Bir de bu açıdan bakarsak meseleye, şeytanın bizi ne kadar kolay sömürdüğünü, ya da bizim zihin dünyamızı sömürecekleri ne kadar kolay yönlendirebildiğini de anlamış oluruz. Cevabınıza gelince: Babamız Âdem aleyhisselamdan önce başka bir beşerin bulunmuş olması aklen mümkündür ama kitabımız Kur’an bize Âdem aleyhisselamı ilk olarak göstermektedir. Biz de Kur’an’a iman ediyoruz. Ötesi yoktur bunun. Elhamdülillah.
Elimizde “şu tarih” diyebileceğimiz kesin bir bilgi yoktur. Yaklaşık olarak M.Ö 6000-10000 arası bir rakam zannedilmektedir. Bu bilgi kesin değildir, tartışılabilir bir bilgidir.
Fosille Kur'an ayetini nasıl bir araya getirebiliriz? Adem aleyhisselamı Allah tealanın topraktan yarattığını, bizim de onun çocukları olduğumuzu Kur'an'ımız'dan öğreniyoruz. Göklerden aşağıya doğru bir belge sarkıtılıp bundan başka bir oluşumdan söz edilse yine inanmam ona. Bunu sorgulamam bile. Aksini söyleyen bilim fosildir. Dikkat ediniz din elden giderken böyle gider.
Bilimsel çalışmaları yürütenler büyük rakamlar kullanıyorlar. Onların elindeki bilgi kazılar ve buluntular üzerinden yürütülmektedir. Bir kenarda bekletilmesinde sakınca olmayan bilgi olarak bakarız o bilgiye. Neticede bilim adamları da iki kere iki der gibi önümüze koymuyorlar bu bilgiyi. Elimizde ilk insandan bugüne şu kadar zaman geçmiştir denebilecek kesin bir bilgi yoktur. Âdem ile Nuh aleyhisselam arasındaki yaklaşık zamana, Nuh’tan İbrahim aleyhisselama gelen zamana, İbrahim aleyhisselamdan bu zamana gelen dilime ait yaklaşık rakamlar oluşturulabilir. Bu da en fazla yirmi beş bin yılı bulabilir. Öyle veya böyle mü'minin imanına ve ibadetine ait bir yarar oluşturmayacak konularda zihin yorulmasını isabetli bulmayız. Allah Teâlâ akıbetimizi hayır kılsın. Âmîn.
Selamünaleyküm. Güzel kardeşim, Bu üç sorudan hangisi senin ahiretinle direk alakalıdır? Dünyanın şu berbat hâliyle alakalı neyi çözecek bu sorular? Bunları bilmenin günlük ibadet hayatında sana katkısı ne olacak? Lütfen bunları düşününüz. Şeytan bizi, asıl işlerimizden alıkoymak için bu ve benzeri tali konularla meşgul etmesine karşı uyanık olmalıyız.
Şöyle anlamaya çalışın: O anda gelen “iman, itaat” emrine ilk teslim olan olmak.
ayet konusundaki diğer fetvalar
Kur'an'ımızdaki ayetlerin hangisinin nesh edildiği ve yerine neyin geldiği meselesini fıkıh yolu ile kesin sonuca ulaştırabiliriz. Bugün müminlerin dışında kalan kitlelerle nasıl yaşayacağımız konusu fıkhın konusudur. Bu konuda ilk asırlardan itibaren fukaha eserler vermiştir. Günümüzde de muasır ulema bu konu ile alakalı ayrıntılı çalışmalar yapmışlardır. Dolayısıyla Kur'an'ımızdaki bir veya iki ayeti esas alarak bugün nasıl bir siyaset izleneceğini belirlemede başarılı olamayabiliriz. Esasen fukahanın da Kur'an dışına taşma gibi bir durumu da yoktur. Ayetlerin bir bütün olarak ele alınması şeklinde de anlaşılabilir bu durum. Özet olarak sorunun çözümünün fıkıhta olduğunu ve çözülmüş olduğunu söyleyebiliriz.
Bir kat veya yedi kat sonucu değiştirmez. Kadının bedenine ait ayrıntılar izlenebiliyor olduktan sonra tesettür sıkıntılıdır. Rakamlara takılı kalmak yanlıştır. Öyle bir kural da yoktur. Aynı ölçüyü başörtüsü için de kullanabilirsiniz.
Üzerinde Arapça Allah’ın adı veya ayet yazan kâğıtların kesinlikle çöp gibi yerlere atılması caiz değildir. Yakılmalıdır. Türkçe veya başka bir dil ile yazılanları ise mümkün olduğu kadar çöpe atmamalıyız. Onların da yakılması doğru olandır.
Toplu bir tevbe ve istiğfar etmeniz mümkündür. Geçmişteki bu hatalarının tamamından pişmanlık duyup onları tekrar etmemek tevbedir. Bu da topluca yapılabilir. İkinci konuda da bir şey yapmak gerekmez. Allah Teâlâ hatalarda ısrar etmekten hepimizi muhafaza buyursun.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin iki hadis-i şerifi bu sorunun cevabı bağlamında öne çıkarılmalıdır: “Her ümmetin bir imtihanı vardır. Benim ümmetimin imtihanı da maldır.” “Mal” tabii ki para ve diğer her çeşit mülk anlamındadır. İsrailoğulları bir buzağıya tapınıp tapınmamakla sınanmışlardı. Salih aleyhisselamın kavmi bir deve yavrusunu kesmekle sınanmıştı. İbrahim aleyhisselamın kavmi putlarla, İsa aleyhisselamın milleti de doğum mucizesiyle imtihan edilmişti. O ümmetlere başka sınavlar da verilmişti ama öne çıkan konular bunlardı. Bizim ümmetimizin sınavı da mal konusundadır. Başka bir hadis-i şerifinde Efendimiz aleyhisselam, kıyamet saati yaklaştıkça malın çoğalacağını, konforun artacağını, dünyanın yemyeşil bir vadiye dönüşeceğini, ümmetinin de bu noktada perişanlık yaşama ihtimalinin bulunduğunu bildirmektedir. Hadisin başında da “Sizin fakirlik ve yokluk çekmenizden korkmuyorum.” buyurmuş, dünya servetinden ötürü birbirimize düşerek ibadetlerimizi yapamamamızdan endişe ettiğini haber vermiştir. Bizim de elbette şehvetler, cihat ve başka imtihan konularımız vardır lâkin ileri çıkan sınanmamız mal üzerinden gerçekleşmektedir. Mal söz konusu olduğunda da faiz, bir tür atar-toplardamar gibi konunun en yüksek bölümünü temsil eder. Ekonomisi iyi durumda olan ülkelerin dahi faizle sorunları hep vardır. Bir ülkenin faizi bir puan artırması veya indirmesi sadece oradaki değil bütün dünyadaki dengelerin etkilenmesine yol açmaktadır. Allah’ın en büyük haramlarından sayıldığı hâlde, mal illetine teslim olduktan sonra faiz diye bir ayrıntıya artık gerek kalmamaktadır. Bunu, kalp krizi geçirmiş birinin parmak uçlarındaki hareket dengesizliğini de merak etmeye benzetebiliriz. Kalp krizi geçiren bir bünyede en son merak edilecek konu budur hâlbuki. Merkez kan pompalamakla ilgili sorun yaşadığında parmaklar çok da önemli olmaz. Ümmetimiz mal üzerinden sınandığında malın bütün türevleriyle sınanma söz konusu olacaktır; malla alakalı herhangi bir şeyle. Faiz dünya ekonomisinin en hareketli konularından olduğu sürece de imanı zayıf kimselerin bir numaralı sınavı olarak kalmaya da devam edecektir. Konu yine imandaki zafiyet veya kuvvet göstergelerine çıkar.
Günümüzde faizli bankaların ayet ve hadisin “ribâ” olarak ifade ettiği faiz işlemiyle tam olarak örtüştüğünü ve işlemlerinin kesin biçimde haram olduğunu söyleyebiliriz. Bu hususta tereddüt söz konusu değildir. Belki faizin farklı çeşitleri, mesela gıda ürünlerinden beli bir kısmına da faiz denmesi gibi bir ayrıntıdan ötürü tanımın uygulamayla uyuşmadığından söz edilebilirse de faizin para, bazı temel ihtiyaçlar ve aynî eşya üzerinde söz konusu olabileceğinden hareketle bu bankaların bildiğimiz faiz tanımıyla uyuşmadığı söylenemez.