Fetva Meclisi
Soru
Hocam Hz. Musa aleyhisselam Tur-u Sina dağında Allah kendisine tecelli edip ayıldıktan sonra inanların ilki oldum dedi lakin daha önce Allah’a inanan insanların olduğu muhakkak, zaten ilk peygamber de değil bu ayeti nasıl anlamak gerekir?
Cevap
Benzer fetvalar
Tevbe etti isen ve tevbende samimi isen tevbeyi kendisine karşı yaptığın Rabbine güvenmen gerekir. Böyle bak meseleye.
Anne babanız başta olmak üzere üzdüğünüz insanların gönüllerini alıp Allah'a tevbe ederek telafi edebilirsiniz. Allah'a emanet olun.
İslâm; Allah’a (c.c.) teslim olmak, boyun eğmek ve itaat etmek manasına gelir. Kur’ân’a göre İslâm; kişinin kendisini yalnız Allah’a teslim etmesi, O’na kul olması ve O’na ibadet etmesi demektir. Tevhidin gereği de budur. Bu anlamıyla İslâm; sadece son peygamber olan Hz. Muhammed’in (s.a.s.) getirdiği dinden ibaret değil, bütün peygamberlerin getirdiği bir inanç sistemidir. Bu bakımdan insanlığı temel iman esaslarına davet açısından peygamberlerin tamamının vazifesi aynıdır. Buna göre, bütün peygamberlerin ilk daveti tevhiddir. Çünkü tevhid, Hak yoluna girmenin başlangıcı ve Allah’a inanmanın ilk basamağıdır. Cenâb-ı Hak gönderdiği her peygambere, ümmetini tevhide davet etmesini şöyle emretmiştir: “Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: ‘Benden başka ilâh yoktur; şu hâlde bana kulluk edin.’ diye vahyetmiş olmayalım.” (el-Enbiyâ, 21/25) Peygamberlik, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’le (a.s.) başlamış, Hz. Muhammed (s.a.s.) ile son bulmuştur. Dolayısıyla Allah’ın peygamberler aracılığıyla farklı zamanlarda gönderdiği dinin esası aynıdır ve hepsine “İslâm”, müntesiplerine de ‘‘Müslüman’’ denilmektedir. Kur’ân-ı Kerîm bunu açıkça ifade etmektedir: “Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’ân’da Müslüman diye isimlendirdi.” (el-Hac, 22/78) “İbrahim, ne Yahudi, ne de Hristiyan idi; fakat o, Allah’ı bir tanıyan dosdoğru Müslüman idi.” (Âl-i İmran, 3/67) âyetinde Hz. İbrahim (a.s.) için Müslüman ifadesi kullanılmıştır. Ayrıca “Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a ve torunlarına indirilene, Musa’ya ve İsa’ya verilen ve diğer peygamberlere Rableri tarafından verilene iman ettik. Onlar arasında bir ayrım yapmayız, biz de Müslümanlarız, deyin.” (el-Bakara, 2/136) âyetinde de peygamberlerin mesajının temelde bir ve aynı olduğu ve bunun da İslâm’dan ibaret olduğu ifade edilmiştir. Ancak bugünkü hâliyle Yahudilik ve Hristiyanlık peygamberlere indiği şekliyle muhafaza edilemediği için bu dinlere bu hâliyle İslâm denilemez. Esas itibarıyla hak dinin temel prensiplerinde değişiklik yoktur. Fakat Yüce Allah (c.c.) zaman içinde ibadetlerin şekillerinde ve muamelata dair hükümlerde bazı değişiklikler yapmıştır. Yahudi ve Hristiyanlara gayrimüslim denmesi onların Allah (c.c.) tarafından, İslâm’ın son peygamberi Hz. Muhammed’e ve onunla gönderilen dine inanmamaları sebebiyledir.
Aleykümselam. Önce tevbe edeceksiniz; zina gibi ağır bir günahın tövbesine yaraşır büyük ve samimi bir tevbe edeceksiniz. Doğan çocuğu da siz, vicdanınıza havale edeceksiniz.
Evet, ilk zamanları öyle idi ama sonra kâfir oldular. Önce İsa aleyhisselamı reddettiler sonra da bütünüyle dinlerini terk ettiler.
Başörtüsü ile başlayan bir eğitim olmaz. Önce imanın oturması gerekir. Allah'ın emirlerini yasalar gibi gören bir insana siz başörtüsünü veya başka bir emri nasıl ikna edebilirsiniz? Önceliğimiz iman olmalı. Allah'a imanın tam bir teslimiyet gerektirdiğini izah etmemiz ve iknaya ulaştırmamız gerekmektedir. Böyle başlamazsak mesela başörtüyü halledersiniz karşınıza Kur'an'ımızın başka bir emrini veya yasağını engel olarak çıkarır insanlar. Önce iman! O iman da tıpkı ashab-ı kiram gibi olmadıkça bu çatlaklar eksik olmaz. Esasen bugünkü toplum her ne kadar 'Müslüman toplum' olarak anılıyorsa da ortada büyük bir iman cahilliği vardır. Önce bunun giderilmesi gerekiyor.
araf konusundaki diğer fetvalar
Reenkarnasyon, bir insan ölünce onun ruhunun başka bir insana geçmesi ve önceki insandaki karakterler üzerinden yeni kişide devam etmesi şeklinde bir felsefedir. Eski zamanlardan beri bazı cahiller buna inanmaktadır. Bu iddia açık bir küfürdür, bilerek buna inanan da kâfirdir. Böyle bir iddiada ilk yaratma âyeti (A’raf, 172) üzerinden Kur'an’ı inkâr bulunmaktadır maazallah.
Şöyle bir özet yapabiliriz: İsrailoğulları tam bir zulüm altında yaşıyorlardı. Evlerine kapanmış durumda idiler. Allah Teâlâ Musa aleyhisselama bütün İsrailoğullarını toplayıp Mısır’ı terk etmesini vahyetti. Gece karanlığının başlaması ile beraber yola çıktılar. Allah’ın emri ile Musa aleyhisselam bütün İsrailoğullarını Mısır’dan çıkardı. Çocuklar ve kadınlar dâhil tamamı çıkış yolculuğunda beraber idiler. Firavun kaçışı öğrenince bütün ordusunu toplayarak peşlerine düştü. Musa aleyhisselam ve beraberindekiler denize kadar yürüdüler. Önlerine deniz çıkınca ürktüler. Musa aleyhisselam ise “Rabbim benimledir” diyerek onları teselli etti. Allah Teâlâ elindeki asası ile denize vurmasını emretti ona. Deniz on iki yol olacak şekilde bölündü. Bu arada Firavun ve ordusu da onları yakaladı. Musa aleyhisselam ve beraberindekiler önlerinde açılan yollara daldılar ve yürüdüler. Firavun ve beraberindekiler de aynı yollardan yürümeye başladılar. Denizin ortasına geldiklerinde Musa aleyhisselam karşı yakaya geçmişti. Firavun ve adamları ise denizin ortasında idiler. Deniz birden eski hâlini aldı. Firavun ve beraberindekilerin tamamı boğuldu. Böylece zalimin sonu gelmiş oldu. Bu olayları özet bir şekilde şu âyetlerde görebiliriz: Taha, 77-78; Şuara, 52; Duhan, 23-24; A’raf, 105; İsra, 103.
Öncelikle bu durumunuz ne zamandan beri var, sizce ne oldu da bu düşünceler oluştu, bu ve benzeri soruları sorarak bu hislerin bir geçmişini inceleyiniz. Bazen çok basit cevapları olabilir. Örneğin hayatımıza birçok şeyi iyi yapmaya çalışan bir arkadaş girmiştir ve biz kendimizi fark etmeden bu düşüncelerde bulabiliriz. Elbette bu sizin hayatı yorumlayışınızdan ve geçmiş yaşantılarınızdan bağımsız değil. Bir diğer konu, birçok şeyi eksiksiz ve tam yapmaya çalışan biri misinizdir? Bazen mükemmeliyetçilik bizi yaptığımız işleri yetersiz, tam olmuyormuş gibi gösterir. Yarım yamalak yapıyorum zaten dediğimiz işlerden de çoğu zaman keyif aldırtmaz. Oysaki yapabildiğimiz kadarını takdir etmek, sevinebilmek ve daha iyisi için de niyet ve gayret etmek uzun vadede sizi istediğiniz hayata yaklaştırabilir. Tam burada sizi büyüten ebeveynleriniz sizi büyütürken yaklaşımlarını dikkatlice hatırlayıp varsa bununla ilgili okumalar yapabilirsiniz. Yeterince iyi olursam sevilirim ya da kabul görürüm inancı ileriki zamanlarda yeterince iyi olursam Allah beni sever, dinim tam olur, ibadetlerim kabul görür gibi düşüncelere evrilebilir. Sadece dini anlamda değil hayatının diğer alanlarında da bu duygular geliyorsa örneğin ödev hazırlarken de aynı şeyler yaşıyorsanız ya da başka durumlarda, uzman desteği alabilirsiniz. Kendimize yönelik benlik anlayışımız bizi ya ilerletir ya da geriletebilir. Örneğin çok başarılıyım zaten yemek konusunda yeterliyim dediğimizde kendimizi hiç geliştiremeyiz zaten yeterli görürüz. Olumsuz benlik anlayışımız varsa, yemek konusunda zaten yapamıyorum deriz ve başarısız oluruz. İki türlü de davranış alanımızı daraltmış oluruz. Bu nedenle içinde bulunduğunuz an ile temas etmeniz önemli. Şu an ben buradayım, ne yapıyorum, iç dünyamda ne olup bitiyor fark ederek ve bu deneyimlere açık olarak yol alabilirsiniz. Rabbimiz her daim onun razı olacağı işlerde bulunmayı nasip etsin inşaallah.
A'raf vardır, sahih bilgilerle sabittir. A'raf, cennet ile cehennem arasındaki bir yer adıdır. İyilikleri ile kötülükleri denk gelenlerin orada bekletileceği ile ilgili bilgi de A'raf hakkındaki farklı bilgilerin en sağlıklısıdır. Şunu tespit edebiliriz: Bizzat Peygamber aleyhisselam tarafından ayrıntısı bildirilmeyen pek çok konuda farklı görüşler, tahminler yürütülmüş olabilir. Bunların bir itikad konusu gibi görülmeleri doğru olmaz. Bu meselede de geniş açıklamalar yoktur. Bildiğimiz gayet sınırlıdır. Şunu da ilave edebiliriz: Orada bekletilenlerin sonunda cennete konacakları bilgisi de elimizde mevcuttur. Bu tür meselelerde ileri geri teori yürütme yerine kendimizi cennet dışındaki bütün ihtimallerden kurtarma gayreti içinde olmamız daha doğru ve akıllıca bir tutum olur. Rabbim yardımcımız olsun.