Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir yerde okumuştum, Ehli Kitap İslam’dan önce mümin idi diye. Bu doğru mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Her şeyden önce bir ilmihal kitabını satır satır okumalısın. Diyanet ilmihalini oku. Onu hazmet. Ondan sonra o kitap sana yön verecek zaten.
Bundan sonra düzgün okuyarak kılınız. Allah Teâlâ geçmiş hatalarımızı mağfiret bulursun.
Helalleşmek gerekmez. Dinlerin boş olduğunu kast eden kişi "İslam da boştur" gibi bir manayı kast ettiyse zaten o kişinin dinden çıkmış olması söz konusu.
Selamünaleyküm. Bunun yasak olduğunu bildiği hâlde inkâr ederse elbette kâfir olur. Böyle bir hüküm bilmiyor ya da bildiği ve kabul ettiği hâlde boynu bükük kalıyorsa kâfir olmaz ama iyi bir fasıka olur.
Allah onlardan razı olsun, sahabiler iman ettikten sonra da hatalar yaptılar ve o hatalardan da sıyrılıp Rablerinin rızasını kazandılar. Biz de iman ehli olduğumuz halde hata edebiliriz, onlara açık olan kapı bize de açıktır. Önümüzde nefislerimizin hantallığından başka bir engel de yoktur.
Selamünaleyküm. Bu ince çizgiden önce mü’min insanın daha sabırlı ve efendi olması gerektiğini bilmeliyiz. Evet, ortada uygun olmayan bir söz vardır ama bu söz, dine küfretme niteliği almaz. O, bugünkü Yahudiliği kastetmektedir büyük ihtimalle.
din konusundaki diğer fetvalar
Din oynamak için değildir. Din yaşanmak içindir. Bu tür modern takılmalar/takıntılar bile bile dinimizi yıpratmaktan başka bir şey değildir. Allah’a sığınmak ve bu tür işlerden uzak durmak zorundayız.
Peygamber aleyhisselam efendimizi görenlere sahabi diyoruz. Yüz yirmi bin civarında olduklarını tahmin ediyoruz. Allah onlardan razı olsun. Sahabileri görenlere TABİİ denir. Onları görenlere de ETBAUTTABİİN denmektedir. Sahabiyi gören her Müslüman tabiidir. Kaç kişi oldukları hakkında ise bir bilgimiz yoktur, olması da zordur. Said bin Müseyyeb, Urve bin Zübeyr, Hasan Basri, Said bin Cübeyr, İkrime, Nafi’… Tabiin içinde meşhur olanlardandır. Şüphesiz tabiin de Müslümanlar olarak din büyüklerimizdendir ama bu büyüklükleri sahabelerden sonra gelmektedir.
Geleceğe ait konular hakkında yorum yaparken veya değerlendirme yaparken şu üç temel çizgiyi aşmamak gerekir: Gaybı sadece Allah bilir. Onun bildiğinden ve murad ettiğinden başkası olmaz/olamaz. Ona sığınandan başkası da gerçeği yakalayamaz. Bilgi ve yorum kaynağımız dinimizin üzerini çizdiği kehanet ve yalan, boş zan gibi şeyler üzerinden olmamalıdır. Ne konuşursak konuşalım, yorumumuz ne olursa olsun “Allah’ın dilemesi ile…” kaydını ihmal etmeyeceğiz. “İnşaallah” deyimi bunun için ağzımızın ilk veya son kelimesi olmalıdır.
Mezhep din değildir, dini yaşama yöntemidir. Biiznillah mevcut mezhepler dini daha iyi yaşama ekseninde vardırlar. Bugünkü gruplara benzetilmeleri yanlış olur. Şöyle kabul edin: Bir ürün almak için girdiğiniz mağazada aynı ürünün çok az farkla farklı türlerini alabiliyorsunuz hatta şaşırıyorsunuz bile hangisini alsam diye. Mezhepler arasında birinin A dediğine diğeri B diyecek farklar yoğun değildir. Nüans denebilecek farklar vardır. Bu farklar dinin büyüklüğü ve kıyamete kadar yaşanacak olmasından kaynaklanıyor. Mezhepler arasındaki farkları yani müçtehitlerin yaptıkları çalışmaları daraltır veya alanını küçültürseniz yani onları rahat düşünemez duruma getirirseniz büyük oranda dininin yaşanılırlığını, hayatın içinde kaybolup gitmemesini de daraltırsınız. Bunun için mezhepleri bir rahmet noktası olarak görmek gerekiyor.
Sevgili kardeşim, insanlar yüzde yüz mü'min insanla evleniyorlar da sıkıntısı bitmeyen bir hayat yaşayabiliyorlar. Sen ise bile bile bataklıkta yürümeye çalışıyorsun. Ateşin etrafında tur atmamanı sana tavsiye ederim. Acilen terk et o sevdayı, bile bile tuzağa takılma.
Bu sözü bu dinden olmayanlar söyleyebilir. Bu dini sadece kendi akılları ile sınırlı zannedenler de söyleyebilir. Biz söyleyemeyiz.