Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir tanıdığım dinlerin ne kadar boş olduğunu göreceksin cümlesini kurdu. Ben de kâfir olduğuna inandım kalben. Tekfir olur mu ve helalleşmem gerekir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir insanı Müslüman yapan inanç bütünü ne ise onu reddetmedikçe kimse dinden çıkmaz. Bütünü veya bir parçasını reddederek o bütünü bozan biri için dinden çıktı denir. Sizinki aşırı hassasiyetten kaynaklanıyor. Siz ince düşünen birisiniz anlaşılan. Şeytan da sizin bu yapınızı oyuna çeviriyor. İlgilenmeyin, zihninizden geçenleri gelip geçen rüzgâr gibi görün. En kötü bildiğin şey bile sadece içinizden geçti diye size zarar vermez. Yeter ki onu konuşmayın, yazmayın. Bunu böyle bilin.
Selamünaleyküm. Dinin herkesçe bilinmesi gereken temel konularında bilmemek özür sayılmaz. Mesela namazın önemini bilmemek ancak hiçbir İslam emaresi bulunmayan yabancı ortamlarda özür olabilir. Ezan okunan yerlerde herkes dininin en temel ilkelerini bilmeye mecburdur. Bu husustaki cahillikten din üzerinden maaş alan ama insanlara dini tebliğ etmeyen kitle en başta mesuldür.
Bu kadarı yeterlidir.
Her iki sözde de bir abartı ve hastalık belirtisi vardır. Dinle ve dinin hükümleri ile bu şekilde oynamak tehlikelidir.
İçimizden geçenleri dillendirmedikçe iman açısından sıkıntısı yoktur.
Dinden çıkarmaz ama kişinin oradan ayrılması gerekir. Bir dahaki sefere bulunduğunuz ortamdan ayrılarak tepkinizi belirtin.
din konusundaki diğer fetvalar
Bu sözü bu dinden olmayanlar söyleyebilir. Bu dini sadece kendi akılları ile sınırlı zannedenler de söyleyebilir. Biz söyleyemeyiz.
Mezhep din değildir, dini yaşama yöntemidir. Biiznillah mevcut mezhepler dini daha iyi yaşama ekseninde vardırlar. Bugünkü gruplara benzetilmeleri yanlış olur. Şöyle kabul edin: Bir ürün almak için girdiğiniz mağazada aynı ürünün çok az farkla farklı türlerini alabiliyorsunuz hatta şaşırıyorsunuz bile hangisini alsam diye. Mezhepler arasında birinin A dediğine diğeri B diyecek farklar yoğun değildir. Nüans denebilecek farklar vardır. Bu farklar dinin büyüklüğü ve kıyamete kadar yaşanacak olmasından kaynaklanıyor. Mezhepler arasındaki farkları yani müçtehitlerin yaptıkları çalışmaları daraltır veya alanını küçültürseniz yani onları rahat düşünemez duruma getirirseniz büyük oranda dininin yaşanılırlığını, hayatın içinde kaybolup gitmemesini de daraltırsınız. Bunun için mezhepleri bir rahmet noktası olarak görmek gerekiyor.
Evet, ilk zamanları öyle idi ama sonra kâfir oldular. Önce İsa aleyhisselamı reddettiler sonra da bütünüyle dinlerini terk ettiler.
Din oynamak için değildir. Din yaşanmak içindir. Bu tür modern takılmalar/takıntılar bile bile dinimizi yıpratmaktan başka bir şey değildir. Allah’a sığınmak ve bu tür işlerden uzak durmak zorundayız.
Peygamber aleyhisselam efendimizi görenlere sahabi diyoruz. Yüz yirmi bin civarında olduklarını tahmin ediyoruz. Allah onlardan razı olsun. Sahabileri görenlere TABİİ denir. Onları görenlere de ETBAUTTABİİN denmektedir. Sahabiyi gören her Müslüman tabiidir. Kaç kişi oldukları hakkında ise bir bilgimiz yoktur, olması da zordur. Said bin Müseyyeb, Urve bin Zübeyr, Hasan Basri, Said bin Cübeyr, İkrime, Nafi’… Tabiin içinde meşhur olanlardandır. Şüphesiz tabiin de Müslümanlar olarak din büyüklerimizdendir ama bu büyüklükleri sahabelerden sonra gelmektedir.
Geleceğe ait konular hakkında yorum yaparken veya değerlendirme yaparken şu üç temel çizgiyi aşmamak gerekir: Gaybı sadece Allah bilir. Onun bildiğinden ve murad ettiğinden başkası olmaz/olamaz. Ona sığınandan başkası da gerçeği yakalayamaz. Bilgi ve yorum kaynağımız dinimizin üzerini çizdiği kehanet ve yalan, boş zan gibi şeyler üzerinden olmamalıdır. Ne konuşursak konuşalım, yorumumuz ne olursa olsun “Allah’ın dilemesi ile…” kaydını ihmal etmeyeceğiz. “İnşaallah” deyimi bunun için ağzımızın ilk veya son kelimesi olmalıdır.