Fetva Meclisi
Soru
Araf nedir? Bir sohbette, günahı ve sevabı eşit olanların orada olacağı, ne cennete ne de cehenneme giremeyeceği, cennete bakıp üzüleceği cehenneme bakıp sevineceğini dinlemiştim. Ama biz, imanlı ölen bir insan günahı çok olsa bile cehennemde günahın kefaretini ödedikten sonra cennete girer diye öğrenmiştik. Şimdi ise günahıyla sevabı eşit bir Müslümanın cennete gidememe durumu aklıma takıldı. Doğrusu nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Ahirete ait işleri akıbetimizi merak ettiğimiz için öğreniriz, bir film izler gibi öğrenmeyi ise yanlış buluruz. Bunu böyle bilelim. Soruya gelince: İnsanlar önce iman açısından ayrılacaklar. Mü'minler ve mü'min olmayanlar olacak. Mü'min olmayanlar cehennemde ebedi kalacaklar. Mü'min olanların da hesabı görülecek. Bu hesap, her insanın iyi/kötü amellerinin tartılması demektir. İyiliği çok gelenler cennete girecek. Kötülüğü çok gelenler ise Allah’ın affını bekleyecekler. Affedilen cennete girecek, affedilmeyen de cehenneme girip takdir buyurulan kadar cezasını çekecek. Büyük günahlardan kulun tevbe etmiş olarak ahirete gelmesi gerekir. Tevbe etmeden gelenin durumu ise o büyük rahmet ve mağfiret umuduna kalmıştır artık. Hangi günahın ne kadar sevaba denk geleceğini bilemeyeceğimiz için sizin sorunuza net bir rakamlı cevap veremeyiz. Allah Teâlâ o gün yardımcımız olsun.
Cennete girenler için bir sorun yok. Orada kim kiminle olmak istiyorsa onunla olacak. Ama cennetle cehennem arasında bir gitgel mümkün değil. Oradakiler başkaları olarak ebediyen kalacaklar. Çok gayret edelim, çok çaba gösterelim. Konuşulduğu gibi hafif bir olay değil ahiret!
Güzel kardeşim, o âleme ait bilgiler vahyin bildirdiği ile sınırlıdır. Tahmin ile veya benzeri bir yöntemle bilgi oluşturmamız mümkün değildir. Bu sorunuzun muhtevası da buna dâhildir. Sorunuza cevap olarak sadece şu ayrıntıyı zikredebilirim: Kabirdeki bilgiler ruhumuzla bağlantılı iken mahşerdeki durum ruh ve bedenimizin bir arada olduğu yani bugünkü halimizle karşılaşacağımız bir durumdur. Allah bugün de o gün de yardımcımız olsun.
Bu hususta sizin de tespit ettiğiniz önceki âlimlerin dillendirdiğinden başka bir şey bilmiyorum.
Selamünaleyküm. Cehennem azabı görmeden cennete girme iddiası büyük bir iddiadır. Bunun ancak on kişi için olacağı düşünülebilir. İki şeyi de unutmamalıyız. Birincisi, bu hususlar üzerinde tahmin yürütmek caiz değildir. Bunlar gayba ait konulardır. Ancak hadislerde bildirileni bilebiliriz. İkincisi de, o gün esasen kim Allah'ın rahmetine erdi ise odur kazanan. O rahmete de en yakın duranların ashabı kiram olduğu gayet açıktır.
Cennete girmenin ana şartı Allah’a iman etmiş olmaktır. İman edip imanın gereklerini yapanlar için cennet vaadi vardır. İman etmeyenler için ise cehennem vardır. İman etmemiş sayılan hiç kimse için asla cehennemden kurtuluş umudu yoktur. İman ettiği hâlde imana aykırı günah işleyenler, günahlarından hakkıyla tevbe ederlerse ve o şekilde ölürlerse onların da cennette olmalarında sıkıntı yoktur. İman ettikleri hâlde günah sahibi olanlar tevbe etmeden ölürlerse onların durumu Allah’a kalmıştır; dilerse affeder direkt cennete koyar, dilerse de cehenneme koyup belli bir ceza çektirdikten sonra cennete koyar. Kime ne yapacağını burada bilemeyiz.
araf konusundaki diğer fetvalar
Şöyle bir özet yapabiliriz: İsrailoğulları tam bir zulüm altında yaşıyorlardı. Evlerine kapanmış durumda idiler. Allah Teâlâ Musa aleyhisselama bütün İsrailoğullarını toplayıp Mısır’ı terk etmesini vahyetti. Gece karanlığının başlaması ile beraber yola çıktılar. Allah’ın emri ile Musa aleyhisselam bütün İsrailoğullarını Mısır’dan çıkardı. Çocuklar ve kadınlar dâhil tamamı çıkış yolculuğunda beraber idiler. Firavun kaçışı öğrenince bütün ordusunu toplayarak peşlerine düştü. Musa aleyhisselam ve beraberindekiler denize kadar yürüdüler. Önlerine deniz çıkınca ürktüler. Musa aleyhisselam ise “Rabbim benimledir” diyerek onları teselli etti. Allah Teâlâ elindeki asası ile denize vurmasını emretti ona. Deniz on iki yol olacak şekilde bölündü. Bu arada Firavun ve ordusu da onları yakaladı. Musa aleyhisselam ve beraberindekiler önlerinde açılan yollara daldılar ve yürüdüler. Firavun ve beraberindekiler de aynı yollardan yürümeye başladılar. Denizin ortasına geldiklerinde Musa aleyhisselam karşı yakaya geçmişti. Firavun ve adamları ise denizin ortasında idiler. Deniz birden eski hâlini aldı. Firavun ve beraberindekilerin tamamı boğuldu. Böylece zalimin sonu gelmiş oldu. Bu olayları özet bir şekilde şu âyetlerde görebiliriz: Taha, 77-78; Şuara, 52; Duhan, 23-24; A’raf, 105; İsra, 103.
Reenkarnasyon, bir insan ölünce onun ruhunun başka bir insana geçmesi ve önceki insandaki karakterler üzerinden yeni kişide devam etmesi şeklinde bir felsefedir. Eski zamanlardan beri bazı cahiller buna inanmaktadır. Bu iddia açık bir küfürdür, bilerek buna inanan da kâfirdir. Böyle bir iddiada ilk yaratma âyeti (A’raf, 172) üzerinden Kur'an’ı inkâr bulunmaktadır maazallah.
Şöyle anlamaya çalışın: O anda gelen “iman, itaat” emrine ilk teslim olan olmak.
Öncelikle bu durumunuz ne zamandan beri var, sizce ne oldu da bu düşünceler oluştu, bu ve benzeri soruları sorarak bu hislerin bir geçmişini inceleyiniz. Bazen çok basit cevapları olabilir. Örneğin hayatımıza birçok şeyi iyi yapmaya çalışan bir arkadaş girmiştir ve biz kendimizi fark etmeden bu düşüncelerde bulabiliriz. Elbette bu sizin hayatı yorumlayışınızdan ve geçmiş yaşantılarınızdan bağımsız değil. Bir diğer konu, birçok şeyi eksiksiz ve tam yapmaya çalışan biri misinizdir? Bazen mükemmeliyetçilik bizi yaptığımız işleri yetersiz, tam olmuyormuş gibi gösterir. Yarım yamalak yapıyorum zaten dediğimiz işlerden de çoğu zaman keyif aldırtmaz. Oysaki yapabildiğimiz kadarını takdir etmek, sevinebilmek ve daha iyisi için de niyet ve gayret etmek uzun vadede sizi istediğiniz hayata yaklaştırabilir. Tam burada sizi büyüten ebeveynleriniz sizi büyütürken yaklaşımlarını dikkatlice hatırlayıp varsa bununla ilgili okumalar yapabilirsiniz. Yeterince iyi olursam sevilirim ya da kabul görürüm inancı ileriki zamanlarda yeterince iyi olursam Allah beni sever, dinim tam olur, ibadetlerim kabul görür gibi düşüncelere evrilebilir. Sadece dini anlamda değil hayatının diğer alanlarında da bu duygular geliyorsa örneğin ödev hazırlarken de aynı şeyler yaşıyorsanız ya da başka durumlarda, uzman desteği alabilirsiniz. Kendimize yönelik benlik anlayışımız bizi ya ilerletir ya da geriletebilir. Örneğin çok başarılıyım zaten yemek konusunda yeterliyim dediğimizde kendimizi hiç geliştiremeyiz zaten yeterli görürüz. Olumsuz benlik anlayışımız varsa, yemek konusunda zaten yapamıyorum deriz ve başarısız oluruz. İki türlü de davranış alanımızı daraltmış oluruz. Bu nedenle içinde bulunduğunuz an ile temas etmeniz önemli. Şu an ben buradayım, ne yapıyorum, iç dünyamda ne olup bitiyor fark ederek ve bu deneyimlere açık olarak yol alabilirsiniz. Rabbimiz her daim onun razı olacağı işlerde bulunmayı nasip etsin inşaallah.