Fetva Meclisi
Soru
Hocam ashabın hepsi cennetlik midir, cehennem azabi çekmeden cennete mi girecek? Bununla ilgili bir ayet, hadis mevcut mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Ashabı kiramdan itibaren yüz binlerce ilim adamı arasında cehennem azabının sonsuz olmadığını söyleyen on kişi yoktur. Onlar da ilk üç asrın ulemasından değildir. İlk üç neslin uleması dışındakilerinin içtihatlarına saygılı olabiliriz ama kabul etmek zorunda değiliz. O ilmihalin neden o konuyu irdeleme ihtiyacını hissettiğini siz de benim kadar takdir ediyorsunuzdur. Allah, fitneye düşmekten hepimizi muhafaza buyursun.
Selamünaleyküm. Gayb alemine ait bilgileri, bize ulaştığı gibi kabul etmekten başka çaremiz yoktur. Bu tür bilgilerin akılla, matematikle izah edilmesi mümkün değildir. Daldıkça ve konuşuldukça bocalamayı artırır sadece. Siz, bu tür azaba takıldınız da mesela cennetteki o muhteşem nimetleri nasıl yorumlayabildiniz ki, onlar da akılla izah edilebilir şeyler değildir. Zaten akılla izah edilebilen şeylerin cennet veya cehennemde önümüze konmasının anlamı yoktur. Buradakilerin tekrarı ne cennette ne de cehennemde yoktur. Oralara mahsus şeyleri buraların şartlarında değerlendirmek sadece kafa yorar. Allah'a emanet olunuz.
Ashabı kiram için 'Allah hepsinden razı olsun/makamları cennet olsun' demek kadar yerinde bir söz olur mu?
Selamünaleyküm. Cennet inşaallah, kimsenin geçmişinden izin bulunmadığı bir yer olacaktır. Cehennemden iz kalmadan orada bulunacağız Allah’ın izni ile.
Ruhu ile cennete girmiş olanlar vardır. Bedeni ve ruhu ile beraber girmek ise kıyamet günü gerçekleşecektir.
Cennet ve cehennem şu anda vardır. Ahiret gününde gidenler şimdi var olana gidecekler.
Ashabı Kiram konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Biz, dinimizi ashabı kiramdan öğrendik; onların yapmadığını DİN OLARAK yapamayız. Ashabı kiramdan o şekilde bir zikir çeşidi nakledilmemiştir. Yapılan işin içeriğinin güzel olması ibadet şekli olmasını gerektirmez. Bir mecliste oturup fıkıh öğrenmek, tefsir öğrenmek daha bereketlidir.
Allah'tan başka kimsenin kimse üzerinde bir tasarrufu yoktur. Hüküm Allah'ındır, tasarruf onun tasarrufudur.
Sahabiler de insandı. Cahiliye bataklıklarından gelip hidayete erdiler ve Allah’ın dinini en güzel şekliyle yaşadılar. Onların iyi Müslüman olduklarına Kur’an şahittir. Onların Ebu Cehil ve emsali küfrün azılılarıyla imtihan edildiklerinde, o imtihanı kazandıklarında şüphe yoktur. Daha sonra Allah onları iç sistemleri üzerinden imtihan etti, o imtihanda sıkıntı çektiler. Onların birbiriyle savaşmış olmaları hakkında iki şeyi iyi bilmemiz gerekir ki, doğru bir tespit yapabilelim: Birincisi: Sahabiler, ikiye bölünüp bir savaş yapmadılar. Onların döneminde gelişen siyasi olaylardan ötürü gelişen ortamda, onlar da vardı. O dönemin ileri gelen Müslümanları oldukları için savaş onlara mal edildi. Kesin bir rakam bilmemekle beraber, savaşan iki grupta sahabi oranının yüzde onun üzerinde olmadığı söylenebilir. İkincisi: Sahabilerin savaşmalarını, babaları öldükten sonra aralarında miras taksimi yapan iki kardeşin dövüşüne benzetemeyiz. Gelişen siyasi olaylar karşısında, İslam adına ne yapabileceklerini ortaya koydukları bir zeminde sertleşme olmuştur. Yani bu bir ictihat meselesidir. Doğrunun niteliği üzerinde ictihat etmişler ve herkes ictihadını güçlü bir şekilde savunmak istemiştir. Gelişen olayların başka türlü kontrol altında tutulmasının mümkün olmadığını düşündüler. Onlardan asırlar sonra, elimizde açık belgeler bulunmadan, onları yargılamamız akıllıca değildir. Onların bize dinin intikal etmesinde katkısı olan iyiliklerini anar, varsa hatalarını Allah’a havale ederiz. Allah hepsinden razı olsun.
Allah onlardan razı olsun, ashabı kiramın öyle bir zikir yaptığına dair bir bilgi bize ulaşmamıştır.
Dinin ve dindarın garip olması “yok olması, sıfır olması” değildir. Allah’ın izni ile ne din ne dindar kıyamete kadar sıfır olmaz. Öyle bir şey olsa o, kıyamet vaktinin tamam olduğunu gösterir. Görsel olarak bir azalma, kenarda kalma durumudur söz konusu olan. Bu durumu da hayatın farklı alanlarında incelememiz mümkündür: - Bu ümmetin ilk ve orijinal nesli olan Ashabı Kiram ya da selef imanının/iman tarzının yalnızlığa terk edilmiş olması, onun yerine daha sonraki idraklerin rağbet görmesi, - İslam Şeriatının tatbik edilemiyor olması, - İbadetlerin gitgide azalan bir düzeyde ihmal ediliyor olması, - Ahlâkın, yabancıların yani bu ümmetten olmayanların ahlâkına benzemesi ve bunda da sakınca görülmemesi, - Allah’a davet eden âlimlerin ve davetçilerin yalnızlığa itilmesi, kimsesiz kalmaları, - İlmin geçim kaynağı olmayı aşamaması, Allah için bir ibadet niteliğinin kaybolması, - Mü'minler için bir iman meselesi olan VELA/BERA yani mü'min mü'min iledir, kâfirlerden uzaktır itikadının zayıflaması gibi göstergeler üzerinden dinin ve dindarın garipliği izlenebilir. Allah Teâlâ muhafaza buyursun, böyle bir olguyu sakıncası olmayan bir gelişme olarak görüp kabullenmek bir beladır. Böyle bir dönemde yaşamayı Allah’ın bir imtihanı olarak görüp himmet ve çalışmayı arttırmak ise biiznillah imtihanı kazanmaktır. Allah’tan kazanan kullarından olmayı bize kolay kılmasını dileriz.