İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Bakara 154 ve Ali İmran 169. ayetlerde geçen, ‘Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin bilakis onlar diridirler ve Rableri katında rızıklandırılırlar lakin siz anlamazsınız.’ ifadelere istinaden Hz Peygamber, Ashab-ı Kiram ve ömrünü Allah yoluna adadığına inandığımız Abdulkadir-i Geylani, Şahı Nakşibend, İmam-ı Rabbani vs. gibi veli kulları ‘diri ve tasarrufları halen devam ediyor’ olarak kabul edebilir miyiz?

Cevap

Allah'tan başka kimsenin kimse üzerinde bir tasarrufu yoktur. Hüküm Allah'ındır, tasarruf onun tasarrufudur.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Ashabı kiram hakkında bilmemiz gereken en önemli hususlardan biri şudur: Onlar da insandılar. Onlar da fani idiler. Onlar da hata ettiler. Büyüktüler ama masum değildiler. Allah hepsinden razı olsun. Zikrettiğiniz meseleler onların dinimiz ve kimliğimizdeki yerleri açısından bir anlam ifade etmeyecek kadar basit meselelerdir. İlgilenilir ve abartılırsa ayrılık nedeni olarak da ele alınabilir ama koca bir nesli sarsacak şeyler değildir. Ben öyle görüyorum. Öyle görmeyi dinimin kıyamete kadar bekası ve kâinat çaplı olması açısından zorunlu görüyorum.

Sunni kaynaklarda da geçtiği üzere Peygamber efendimizin vefatında Hz. Ebubekir
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İlham vardır ama hüccet değildir. Yani ilham birine gelebilir fakat böyle bir bilgi dini bir hüküm oluşturmaz. İlim Kur’an olur, Sünnet olur, kıyas olur, icma olur. Asla 'ilmiledun' olmaz. Kur'an gibi Kur'an demeye benzer bu, eğer vardır dersek. İlmiledun ile kastımız, bazı insanların kalplerine doğan tuluat ise ona olabilir deriz ama bu, onların efkârını genişletmenin ötesinde bir din hükmü niteliği taşımaz.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin vefatı ile birlikte vahiy sona erdi,
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ölülerin dirilere tasarrufu olamaz.

Herhangi bir ölünün dünyada tasarrufu olabilir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu bir çizgi film konusu olabilir. Bunların kınanmak için bile tekrar edilmesi doğru değildir.

Bir kardeşim bir şey anlattı, Haluk Nurbaki’nin kitabından okumuş; Evliyaullah'l
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İmanî hayat, yaratılışımızda var olan ya da sonradan bize bulaşan yanlışlarla mücadele etmenin adıdır. Sizdeki o yanlışlar başkalarında da vardır ya da değişik şekilleri vardır. Önemli olan onlara esir olmadan yaşamaktır. Kazanırken de onlarla mücadele ettiğimiz için kazanıyoruz. Ahlâki zafiyetlerle mücadele için: a- Çevrenizi temiz tutmalısınız. Eğer yalandan uzak kalmak istiyorsanız mesela, açık yalan konuşanlarla bağınız olmayacak. b- Atmak istediğinizin yerine önce almak istediğinizi getirin ki, gelen iyi, gitmesi gereken kötüyü atsın. Mesela üzerinizdeki cimriliği atmak için cömertlik denemeleri yapmaya çalışın. c- Özellikle ashabı kiram başta olmak üzere Allah'a dostluk açısından bizden daha yakın olanların hayatlarından bölümleri öğrenin. Bilhassa ashabın hayatında büyük dersler vardır. d- Riyazü's Salihin isimli kitabı evinizde periyodik bir sistemle ders olarak okuyun, sürekli tekrarlayın. Bir antibiyotik gibi sizi mikroplardan arındırdığını göreceksiniz. e- İhya-ı Ulumuddin isimli kitaptan sözünü ettiğiniz sıkıntıları anlatan bölümleri okuyun. f- Kesinlikle yılmayın. Mücadeleye devam edin. Şeytan sizi, başaramayacağınız konusunda bıktırmaya çalışacaktır. Direnin. Rabbinizin cemaline kavuşana kadar mücadeleye hazır olun. Bin kere çökseniz bile bin birinci kıyama hazır bir yürek taşıyın. Allah Teala sizin de bizim de yardımcımız olsun.

Hocam İslam’ın sevmediği bazı huyların bende olduğunu görüyorum; kıskançlık, kin
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Azap dünyada olur, ölürken olur, kabirde olur, ahirette olur ve hem dünyada hem ahirette olur. Dünyadaki azap bedenle hissedilen azap olur, içte hissedilen manevi azap olur. Neden biz, dünyada Allah’a asi olanların azaba uğradıklarını hemen göremiyoruz sorusu haddimizi aşan bir sorudur. Biz hayata, yaşadığımız an olarak bakabiliyoruz. Ne dünü ne de geleceği bilmiyoruz. Allah Teâlâ ise ezelden ebede olan süreç içerisinde her şeyi bir hikmetle yapmaktadır. Biz, bize göre bir uygulama isteriz ama biz yok denecek kadar kısa bir zaman için varız ve sadece kendi eksenimizde döneriz. Bütün kâinat içinde biz yok gibiyiz. Allah Teâlâ ise yaratan ve idare eden olarak hükmetmektedir. Yine de neden hemen azap etmiyor sorusuna bazı cevaplar tahmin edebiliriz: - Çünkü Allah çok mağfiret eden, çok merhamet edendir. Tevbe ederler diye asi kullarının azabını ertelemektedir. - Helim (yumuşak) olmak onun sıfatlarındandır. Azapta acele etmemek helim olmasının sonucudur. - Asi kullarının azabı kesindir, erteleme ile ne unutulur ne de azalır. Kıyamet gününe ertelenmiş olması büyük bakış açısından sonucu değiştirmez. Aksine azabı geciktikçe günahı artacağı için azabı da artacaktır. Bu anlamda da azabın gecikmesi de onlar için bir azaptır.

Madem dine inanmayanlar ve Allah’a karşı saygısız olanlar azabı hak ediyorlar, n

Ashabı Kiram konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ashabı kiram için 'Allah hepsinden razı olsun/makamları cennet olsun' demek kadar yerinde bir söz olur mu?

Sahabeler için, ‘Allah hepinizden razı olsun, mekânınızı cennet eylesin’ demek d
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sahabiler de insandı. Cahiliye bataklıklarından gelip hidayete erdiler ve Allah’ın dinini en güzel şekliyle yaşadılar. Onların iyi Müslüman olduklarına Kur’an şahittir. Onların Ebu Cehil ve emsali küfrün azılılarıyla imtihan edildiklerinde, o imtihanı kazandıklarında şüphe yoktur. Daha sonra Allah onları iç sistemleri üzerinden imtihan etti, o imtihanda sıkıntı çektiler. Onların birbiriyle savaşmış olmaları hakkında iki şeyi iyi bilmemiz gerekir ki, doğru bir tespit yapabilelim: Birincisi: Sahabiler, ikiye bölünüp bir savaş yapmadılar. Onların döneminde gelişen siyasi olaylardan ötürü gelişen ortamda, onlar da vardı. O dönemin ileri gelen Müslümanları oldukları için savaş onlara mal edildi. Kesin bir rakam bilmemekle beraber, savaşan iki grupta sahabi oranının yüzde onun üzerinde olmadığı söylenebilir. İkincisi: Sahabilerin savaşmalarını, babaları öldükten sonra aralarında miras taksimi yapan iki kardeşin dövüşüne benzetemeyiz. Gelişen siyasi olaylar karşısında, İslam adına ne yapabileceklerini ortaya koydukları bir zeminde sertleşme olmuştur. Yani bu bir ictihat meselesidir. Doğrunun niteliği üzerinde ictihat etmişler ve herkes ictihadını güçlü bir şekilde savunmak istemiştir. Gelişen olayların başka türlü kontrol altında tutulmasının mümkün olmadığını düşündüler. Onlardan asırlar sonra, elimizde açık belgeler bulunmadan, onları yargılamamız akıllıca değildir. Onların bize dinin intikal etmesinde katkısı olan iyiliklerini anar, varsa hatalarını Allah’a havale ederiz. Allah hepsinden razı olsun.

Neden İslam’ı en iyi yaşayan sahabiler kendi aralarında savaşlar yaptılar, payla
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah onlardan razı olsun, ashabı kiramın öyle bir zikir yaptığına dair bir bilgi bize ulaşmamıştır.

Hocam, “hu” zikri çekilebilir mi yani o zikri çekebilir miyiz? Öyle bir zikir va
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dinin ve dindarın garip olması “yok olması, sıfır olması” değildir. Allah’ın izni ile ne din ne dindar kıyamete kadar sıfır olmaz. Öyle bir şey olsa o, kıyamet vaktinin tamam olduğunu gösterir. Görsel olarak bir azalma, kenarda kalma durumudur söz konusu olan. Bu durumu da hayatın farklı alanlarında incelememiz mümkündür: - Bu ümmetin ilk ve orijinal nesli olan Ashabı Kiram ya da selef imanının/iman tarzının yalnızlığa terk edilmiş olması, onun yerine daha sonraki idraklerin rağbet görmesi, - İslam Şeriatının tatbik edilemiyor olması, - İbadetlerin gitgide azalan bir düzeyde ihmal ediliyor olması, - Ahlâkın, yabancıların yani bu ümmetten olmayanların ahlâkına benzemesi ve bunda da sakınca görülmemesi, - Allah’a davet eden âlimlerin ve davetçilerin yalnızlığa itilmesi, kimsesiz kalmaları, - İlmin geçim kaynağı olmayı aşamaması, Allah için bir ibadet niteliğinin kaybolması, - Mü'minler için bir iman meselesi olan VELA/BERA yani mü'min mü'min iledir, kâfirlerden uzaktır itikadının zayıflaması gibi göstergeler üzerinden dinin ve dindarın garipliği izlenebilir. Allah Teâlâ muhafaza buyursun, böyle bir olguyu sakıncası olmayan bir gelişme olarak görüp kabullenmek bir beladır. Böyle bir dönemde yaşamayı Allah’ın bir imtihanı olarak görüp himmet ve çalışmayı arttırmak ise biiznillah imtihanı kazanmaktır. Allah’tan kazanan kullarından olmayı bize kolay kılmasını dileriz.

Dinin ve dindarın garip olmasını günlük hayatın içinde nasıl belgeleyebiliriz? B
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu ve benzeri sorular “cevabını öğrenmek” için sorulmuş sorular değildir. Akıllarınca bir açık bulup: a- Kendini rahatlatmak, dine bağlanmamış olmanın haklılığı hissini yakalamak, b- Bilimsel bir iş üzere olmanın ağırlığını yaşamak, c- İnanmadığı bir dinin kitlesine zarar vermek, cephede gedik açmak, d- Ne yaptığını bile bilemeyecek kadar boş işte bulunuyor olma sonucunu elde etmeye çalışıyorlar. Bunlardan hangisi olursa olsun netice şudur: Bu soruları cevaplandırmak asla bir din tebliği değildir. Ve asla bir faydası yoktur. Soran ve cevaplayan kendi içlerinde yuvarlanıp gideceklerdir. Bir başka mesele de şudur: Bu sorularda esasen soru olma niteliği de yoktur. İnternet ortamında bir ortamdan diğerine taşınmış bilmece gibi sözlerden oluşmaktadır. Mesela bu soru kökten yanlıştır. Zira Kur'an'ımızın tertibinde Ashabı Kiramın müdahalesi yoktur. Bizzat Peygamber Efendimizin yaptığı bir iştir dizme işi. Rabbim ümmetimize yardım etsin, akıbetimizi hayır etsin.

Hocam benim şöyle bir kaç sorum var: Hz Osman, Kur’an'ı niye nüzul sırasına gör
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ebu Cehil, Ebu Leheb ve karısı, Velid bin Muğire, Ümeyye bin Halef, As bin Vail, Übey bin Halef gibi meşhurları vardır.

Allah onlardan razı olsun Ashabı kiramı seviyoruz. Onların meşhurları gibi kâfir

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.