Fetva Meclisi
Soru
Bir kardeşim bir şey anlattı, Haluk Nurbaki’nin kitabından okumuş; Evliyaullah'lar için zaman, mekân sınırı yoktur. İstedikleri zamanda istedikleri mekânda, yerde bulunabiliyorlarmış. Allah Rasulu aleyhissalatu vesselam efendimiz Mirac'a çıkarken Burak'ın üzerine bineceği zaman Abdulkadir Geylani, efendimiz aleyhissalatu vesselamın ayağının altına başını koyarak basamak desteği oluyor. Efendimiz aleyhissalatu vesselam Burak'a biniyor ve Abdulkadir Ceylanı için, ‘Bütün evliyaların başları senin ayağının altında olsun’ diye dua ediyor. Aradan 400 yıl geçiyor ve Abdulkadir Geylani yaşıyor. Hocam, bu konu benim biraz garibime gitti. Bu konuda bir kaynak var mıdır, düşünceleriniz nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Böyle bir safsatadan Allah'a sığınırız. Maazallah, Peygamber aleyhisselam efendimizle alakalı bu tür sözler sadece cahillik yansıması olabilir. Bunları dinlemeyin, duymayın. Konuşulan yerden uzak durun.
Siz olayı kendi zaviyenizden değerlendirdiğiniz için haklı duruyorsunuz. Eğer sadece siz sözkonusu iseniz ben de size katılıyorum. Hatta şehre bile inmeyin, köylerde yaşayın. Ama biz, sadece bizim için yaşamıyoruz. Eğer dinimiz, bizim çalışmamızla veya bir dağda boşu boşuna durmamızla bile kazanan taraf olacaksa çaresiz dinimiz için olanı yapacağız; oturamayız, uyuyamayız. Olaya sizin veya ailenizin gözüyle bakmamaya çalışın. Bir Müslüman olarak görmeniz daha doğru olur. Elbette bu süreçte hak için başlayıp batıl için yol almamaya da özen göstereceğiz. Gayretlerinizin artmasını temenni ediyorum. Allah’a emanet olunuz.
Canlının kendisi olsa yaşaması mümkün olacak boyutta çekilmiş veya yapılmış bir resim evlerimizde bulunmamalıdır. Ama sadece baş bölümünün bulunduğu bir resim bu kurala uymaz. Yine de eğitimimizi mübah olan alanlarda yapmaya çalışalım. Belki eğitim yaparız ama bereket görüp görmeyeceğimiz şüpheli işlere karşı hassas olalım. Allah'a emanet olun.
Sılayırahim, dini değerlerimizdendir. Namaz gibi o da Allah'ın emirlerindendir. Şu kadar ki, şahsiyetimizi eritecek, bizi zorluklara itecek bir ilişki de mecburi değildir. Akrabalığımızın kıymetini bilmeyen, bizi kulluğumuzda sıkıntılı duruma düşüren şahsiyetlere karşı ise seviyeli bir tavır göstermemizde sakınca yoktur. Zira sılayırahim, zoraki sevmek, haftada bir ziyarete gitmek değildir. Sılayırahim, bağın kopmaması için asgari gerekleri yapmaktır. Selamı kesmeyin. Hastalıkla ve cenaze ile ilgilenin. Menfi konuşmalar yapmayın. Gıybet etmeyin, ettirmeyin. Gerginliği zamana yayarak azaltın... Bunlar yeter. Bunlardan sonra da belli bir seviyede mesafeli davranmanız hakkınızdır. Durumun düzeldiğini hissettiğinizde siz de mesafeyi yeniden ayarlarsınız.
Bununla ilgili hiçbir ayet ve hadis bulamazsın; aklın olmadığı yerde ayet/hadis mi olur? Onlar vakit dar diye öğlen namazını da üç rekaat kılsalar onlar için de ayet/hadis mi arayacağız? Burada bir 'dini ciddiye alma veya almama' diyebileceğimiz sorun vardır. O pencereden bakılarak yardım edilmelidir. O da uzun zaman ve sabır gerektirir. Siz tebliğinizi yapın, tartışmaya girmeyin. Tartıştıkça onları inatlarında derinleştirirsiniz. Allah yardımcınız olsun, ameliniz makbul olsun.
Bu söyledikleriniz havaalanında da tren meydanında da öyledir, bu bir hakikat. Bizim vazifemiz ne böyle acı hakikatleri sıralamaktır ne de yılıp bir kenara çömelmektir. Tam aksine küfür içimize sızdı ise bizim de imanımızı ve muamelatımızı mü'min kimliğimizle sürdürme hamlemiz büyümelidir. Ağlayarak bir noktaya gelemeyiz, ağlatmamızın da mecali yoktur. İş yapmak ve proje üretmek, projede iş gören adam olmak zorundayız. Şükredin, Allah sizi o bataklıkta eritmemiş. Ne güzel elhamdülillah, imanınızı kuşanıyorsunuz, yılmayın yürüyün. Allah yardımcımız olsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Tahiyyattan sonraki okumalardaki yanlışlar namazı bozmaz.
'İslami olmayan düğün' ile kastınız, erkek/kadın bir arada oturma, alkol tüketme, çalgı gibi haramlar ise elbette o düğüne gitmeyeceksiniz.
Bir inatlaşma, inkâr etme olmadığına göre küfre düşme yoktur biiznillah. Bunun yerine hayatın bir mücadele ortamı olduğunu anlamanız gerekir. Tam bir mücadele içindeyiz. Bir yandan sevap kazanacak işleri yaparken bir yandan da hatalar yapabileceğiz. Sonra tevbe edeceğiz. Belki şeytan bizi tekrar aldatacak. Tekrar tevbe edeceğiz. Tekrar ve tekrar. Neticede Rabbimizin huzuruna mücadeleden yılmamış ve son nefese kadar şeytana karşı gücünü kaybetmemiş biri olarak çıkacağız. Mücadelenin özeti budur. O kötü işleri terk etmek için onların yerini güzel ve salih işlerle doldurmaya bakın.
Esas olan kocasının evinde beklemesidir. Kocasının evi dışında beklemesini gerektirecek makul bir neden üzerine başka bir evde de bekleyebilir. Sizin durumunuz da buna uymaktadır.
Kızınızın durumunu, onu, tedavi ettirdiğiniz doktora sorun: Geçirdiği hastalığın evliliği ile alakası var mı, az veya çok alakası var ise onu evlenmek isteyene söylemeye mecbursunuz. Öyle değil de normal bir hastalık gibi ise sorulmadıkça söylemeniz gerekmez. Söylerseniz de sakıncası olmaz. Geçmiş olsun, günahınıza keffaret olsun.
Belli zamanlarda sadakalar verin. O insanlar için dua edin. Bunu kendinize daha takva olmanın, çocuk eğitmenin malzemesi olarak kullanın. Çokça istiğfar edin.