Fetva Meclisi
Soru
Halk arasında meşhur bir cemaate müntesip bir kardeşimiz miraç ile ilgili olarak cemaatinin okumuş olduğu eserin müellifinin Peygamber efendimizin –sallallahu aleyhi ve sellem- velayetle yani velilik vasfı ile miraca çıktığını, nübüvvetle yani peygamberlik vasfı ile indiğini dile getirdi. Konuşmadan ister istemez velilik vasfının daha üst konumda olduğu gibi bir mana çıkıyor deyince, “nübüvvet Allah vergisidir, velilik ise nafile, zikir, tefekkür ve benzeri ibadetlerle en üst mertebeye ulaştırdığından miraca bu özelliğin çıkarttığı” gibi ilk defa duyduğum şeyler dile getrdi. Böyle bir şey var mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir kere sen, babanın hizmetinde olmakla en güzel olanı yapmışsın, ne mutlu sana. Allah Teâlâ amelini kabul buyursun. Kardeşlerin de en ağır hatalardan birini yapmışlar. Allah onları mağfiret etsin. Baban ise iyi bir iş yapmadı. İnsanın ONA VARİS OLACAK BİRİNE VASİYET yazması caiz değildir. Ancak diğer varisler kabul ederlerse öyle bir vasiyet caiz olabilir. Bu sebeple siz vasiyeti yok kabul ederek mirası şeriata göre bölün. Böylece babanıza da iyilik yapmış olursunuz. Onların babaya karşı yanlış yapmaları mirastan men edilmelerini gerektiren bir durum değildir. Miras hakları nesep bağından dolayı oluşur, iyi evlat olmaktan oluşmaz.
Velilik, Allah'a yakın olma, kullukta muvaffak olma gayreti içinde olmak demektir. Her mü'min esasen veli adayıdır. Ne var ki pek çok kul, bu velilik yolunda erkenden dökülmektedir. Bu nedenle de veli diye bilinen insan sayısı az olmaktadır. Hiç kimsenin velilik garantisi yoktur. Sadece ashabı kiram için böyle bir vasıf büyük oranda elde edilmiştir. Diğer mü'minler için veli olma ihtimali yüksek olur, o kadar. Yoksa velilik bir medreseden mezun olmak gibi diploma ile ispat edilebilir bir vasıf değildir. Veli, a- İmanında sıkıntı olmayan, b- Haramlardan ve hatta küçük günahlardan kaçınan, c- Farzları ihmal etmeyen ve hatta Sünnetleri bile harf harf tatbik eden, d- Ümmeti ile ilgilenen insan demektir. Bu özellikleri kim nerede kazanırsa o veli olur. Ne medrese şarttır ne de tarikat. Şart olan nefis cihadıdır. Eğer bu bir tarikat yardımı ile elde ediliyorsa ne âlâ. Bir medresede elde ediliyorsa o da güzel. Bir cihat meydanında elde ediliyorsa o da güzel. Bir bakkal dükkânında bakkalın ulaştığı bir makam ise ona da peki deriz. Gerisi boş, takılmaya değmez.
Biz bir ümmetiz; Peygamber aleyhisselam efendimizin etrafında birleşmiş mü'minleriz. İmanımız ve bu kimliğimiz Allah'ın huzuruna gidebileceğimiz yegâne değerimizdir. Müslüman olmak bunu gerektirir. Başta âlimler ve müçtehitler olmak üzere bu ümmete mensup olan herkes bu değeri yüceltmek ve korumak için çalışmıştır. İlk nesillerin çizdiği çizgi bu çizgidir. Bu anlam üzerinden baktığımızda Şafiilik veya Hanefilik diye bir şey de yoktur. Hiçbir âlim, ortaya koyduğu eserini mezhebine adamamıştır. Her şey İslam içindir, ümmetimiz içindir. Allah Teâlâ bazı çalışmalara diğerlerinden daha çok bereket vermiş olabilir. Mesela Riyâzu’s Sâlihîn adlı mübarek eser adeta evrensel olmuştur. Müellifi Nevevi Şafii'dir. Kurtubî tefsiri olarak bilinen büyük tefsirin müellifi de Maliki'dir. Müsned isimli muhteşem hadis külliyatının müellifi Hanbeli mezhebinin başıdır. Genel olarak fıkhın ağırlığını da Ebu Hanife'nin talebeleri taşımıştır. Mezheplerden birisinin bir alanda yoğunlaşması veya bir âlimin bir konuda sivrilmesi diğerlerinin o alanda olmamasını gerektirmez. Herkes bir şeyler yapmaya çalışmıştır. Allah için ve ümmete miras bırakılmış olduktan sonra hepsi bizimdir biiznillah. Böyle bakmaya çalışınız lütfen.
İnsanın nefes aldığı her yer bizim için tebliğ ve davet mekânıdır. Allah rızası için kullanacağımız her kelime bizim için sevap vesilesidir. Allah Teâlâ hiçbir iyiliği zayi etmez. Sonuçları biz değil Allah görecek şuuru ile çalıştıktan sonra cami, vakıf, stat, sokak, dükkan.. Her yer aynı olabilir.
Bu bir çizgi film konusu olabilir. Bunların kınanmak için bile tekrar edilmesi doğru değildir.
Peygamber aleyhisselam efendimizin ilk dönemine ait bilgiler bile geniş ve açık bilgiler olmayabilir. Bizim vazifemiz, bize ulaşanlardan ders çıkarmak olmalıdır. Varaka ile ilgili bilginin varlığı veya yokluğu pratikte bize bir kazanç sağlamadığına göre üzerine düşmenin gereği yoktur. Zira o tür bilgiler sahih kitaplarda olmadığı için tatmin edici değildir. Allah'a emanet olunuz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Telif hakları konusunda kadim ulemamızın direkt yazılmış müstakil bir çalışması yoktur. Yeni konuşulan konulardan olduğu için bu asır uleması tarafından müstakil bir başlık olarak ele alınmıştır. O çalışmalardaki bilgilerin hulasası ise telif hakkının dinimizde korunmuş olduğu şeklindedir.
Bizim mezhebimizden önce dinimiz vardır. Mezhebimiz sadece dinimizi yaşamada öğretmen olarak gördüğümüz ekolün adıdır. Evet, mezhebimiz dinimiz değildir ama mezhep üzerinden dinimizi istediğimiz tarza, zevkimize uygun şekle sokarsak bunun adı din olmaz. O zaman herkes kolayına gelecek olan mezhep koleksiyonu ile dindar olarak yaşasın mı diyeceğiz? Herkes genelde hangi mezhebe uyuyorsa ya da hangi ilim adamlarının yolundan gidiyorsa onu sürdürmelidir.
Hukuk bir ilim dalıdır. Fıkıh da bir ilim dalıdır ama iki ilim dalı arasında menşeleri itibariyle büyük farklılıklar vardır. Belli noktalarda kesiştikleri söylenebilirse de yönleri ve alanları farklı olduğu için iki ilim dalından ortak bir sonuç çıkarmak zordur. Ben hukuk tahsili görmediğim için iki branşı bir arada tahayyül edemiyorum. Netice olarak her birinin diğerinin tahsiline veya kavramasına yardımcı olabileceğini düşünürüm.
Yaratıldığımız ülkeyi de biz seçmedik, ne yapacağız şimdi? Bu dünyada elindeki nimetlerden birini, ben bunu hak etmemiştim diyerek tepen var mı? Tuzak ve seviyesiz bir soru bu. İslam'ı seçtik veya seçmedik, Allah'a hamdolsun onunla şereflendik. Şerefimizi niye yitirelim ki? Şeytanın tuzaklarına karşı dikkatli olmalıyız. Tartışmayın, uzak durun.
1- Sana yıllarca iyilik yapan iki insana karış iyi davranman gerekir. Onların insanlık boyutunu sen de insanlıkla karşıla. 2- Onlar kesinlikle senin annen veya baban değildirler. Öyle olamazlar da. Bu konuda iyi düşünmüşsün. 3- Öz anne babanı bulabilirsen ne güzel. Bulamazsan veya seni almak istemezlerse bunu da dert etmemelisin. Çocuk değilsin artık. Allah'a güvenip yoluna devam etmeye bakacaksın. Kendi hayatını kendin sürdüreceksin. Bir geçiş dönemi belirle kendin için. Bu dönemde gelecek planları yap ama mevcut iki insanı da yok sayma. Aklı başında ve Allah'tan korkan birileri ile istişareler et. Kararların sonra üzüleceğini şeyler olmasın. 4- Evlenip kendi yuvanı kurman en güzel karar olur. Bu, yaşın itibariyle de en güzelidir ama şunu bil ki, senin mevcut zafiyetin kararlarında duygusallığı getirebilir beraberinde. Bir de senin bu zafiyetini kullanmak isteyecek bir erkeğe rastladığını düşün… Çok dikkatli ve hassas davranmalısın. Bu döneminde özellikle başta namaz olmak üzere ibadetlerini ihmal etmemeye bak. Manevi gücün senin silahındır. Allah yardımcın olsun.
'Yaratanlar' ifadesi Kur'an'ımızda mahlukat için de kullanılmıştır. Bu kullanma 'ortaya koyanlar' anlamında olduğu için de bize yönelik bir sakınca yoktur. Şu kadar ki biz mü’minler, edeben ‘yaratma’ fiilini sadece Allah Teâlâ için kullanmayı tercih ederiz.