Fetva Meclisi
Soru
Hocam bu zamanda eserleri ve kendileri meşhur olmuş çoğu âlim Şafi mezhebine mensup. Bunu nasıl anlamalıyız? Yani, zamanla bazı meselelerin daha da netleştiği bir döneme mi gelindi? Acaba o âlimlerin yaşadığı asırlarda çözülen meseleler, zamanla daha fazla mı belirginleşti?
Cevap
Benzer fetvalar
Sizin ve bizim gibilerin bir mezhep seçmesi veya beğenmesi diye bir şey yoktur. İlim erbabı kimselerin mezhebi olur. Biz, kendilerinden din öğrendiğimiz ulemanın peşinden gideriz. Onlar hangi mezhepten ise biz de o mezhepten sayılırız. Eğer siz mesela Siirt’ten İstanbul’a taşındı iseniz, Şafii ulemanın bulunduğu bir yerden Hanefi ulemanın bulunduğu bir yere intikal etmiş olursunuz ki, bulunduğunuz yerde Hanefi ulemasından yararlanmak daha kolay olur. Siz de Hanefi gibi hareket edersiniz. Bunun hiçbir sakıncası olmaz. Ama manavdan meyve seçer gibi, ulemanın fetvalarından fetva seçmek pek makul değildir. Allah, rızası yolunda olmaya bizi muvaffak kılsın.
Bu konuyu şöyle bir daire içinde ele alabiliriz: Bugün Mü'minlerin takip ettiği mezhepler olan Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik biiznillah bu ümmetin kendi itikadının ekseninde gelişmiş, dışarıdan bir etkinin bulunmadığı mezheplerdir. Bu mezheplerin tamamında Allah’ın kitabını ve Peygamber aleyhisselamın sünnetini en iyi şekilde anlama gayreti vardır. En başta imamları olmak üzere bu mezhepleri bugünkü çizgilerine getiren müçtehitler Allah için bir şeyler yapma gayreti içinde olmuşlardır. Tarih boyunca mü'minlerin mezhepler hakkındaki şahitlikleri bu şekilde olmuştur. Dolayısıyla bu dört mezhepten birinin abdest ve namaz gibi bir ibadette Allah’ın hükümlerine aykırı olacak bir uygulama yoktur. Evet, farklılık denebilecek noktalar bulunur ama bu farklılıklar o ibadetin esasına zarar verecek seviyede olmaz. Bu nedenle deriz ki, bir ibadeti eda ederken bir müçtehidin veya mezhebin çizgisinde kalmak gerekir ki ibadet ciddiyeti zarar görmesin ama aynı ibadetin diğer mezhepteki farklı denebilecek “ayrıntıları” o ibadetin geçersiz olması gibi bir sonuca asla götürmez. Bugün şu mezhepte böyle, öbür mezhepte böyle dediğimiz ibadetlere ve özellikle de namaza ait meselelerin tamamı Ashab-ı Kiram döneminden beri bulunmaktadır. Başta Ashab-ı Kiram olmak üzere bu ümmetin büyükleri birbirlerinin arkasında namaz kılmakta idiler. Onlar bazı ayrıntılarda abdesti farklı olabileceğini bildikleri halde birbirlerinin arkasında namaz kılmakta sakınca görmediler. Bizim onlardan daha iyi ve takvalı bir namaz kılmayı iddia ederek böyle bir ayrıntı üzerinden birbirimizin arkasında namaz kılmamamız ümmet olma şuurumuza ters düşecektir. Yapılan iş, namaza göstereceğimiz hassasiyetten değil taassubumuz ve kör taklit zevkimizden kaynaklanıyor olacaktır. Ashabı kiramdan Abdullah bin Ömer radıyallahu anhümanın, Haccac gibi birinin arkasında bile namaz kıldığı rivayet edilmektedir. Ehlisünnet itikadının en önemli ilkelerinden biri, ümmetin birliği ve namaz ciddiyeti açısından bakarak fasık olan birinin arkasında daha namaz kılmak gerekir ilkesidir. Bu nedenle başka bir nedene dayanmadan sadece mezhep farkını ileri sürerek namazın sahih olmayacağı iddia etmenin tutarlı bir tarafı yoktur.
Aleykümselam.Mezhepler ne İslam'ın dışında bir şeydir ne de bir mezhep İslam'ın tek başına ta kendisidir. İkisi arasında bir yerde tutmalıyız mezhebimizi. Bir Müslüman şu kadar Hanefî bu kadar Şafii, filan meselede Malikî öbür meselede de Hanbelî olamaz. Bu sadece eğelenmek olur. Bir kapıya bağlanıp o kapıda ilke edinmek gerekir.
Böyle bir şey için sadece “gereksiz kuruntu” diyebilirim.
Selamünaleyküm. Düşüncenize katılıyorum ama bir hususu da ilave etmeliyim: Ebu Hanife'nin döneminde, öyle kitaplara ihtiyaç yoktu. İslam fiilen vardı, o kitabı yazan toplumdan tecrit edilebilirdi. Toplum, İslam'ın kendisi yerine felsefesi ile meşgul olunca o tip kitaplara meydan açılmış oldu. Filistin başta olmak üzere, dünyanın her yerindeki Müslümanların durumu ortada iken Konya'da aşk edebiyatı hangi meleği kandırabilir? Meseleyi iyi tespit etmişsiniz ancak başkalarının hataları ile meşgul olma yerine daha iyisini yapmaya çalışalım. Yapamıyorsak iyi yaptığına inandıklarımıza katılalım. Görevimiz tenkit etmek değil iş yapmak olmalıdır. Allah'a emanet olun.
Mezhep değiştirmek, özellikle fıkhi konularda ciddi bir karar gerektirir. Ancak mezhep taklit etmek caizdir ve özellikle ilmi derinliği olmayan kişiler için bir mezhebe bağlı kalmak en güvenli yoldur. Şu an yaşadığın kafa karışıklığı, aslında mezheplerin içtihat farklılıklarından kaynaklanıyor. Mezheplerin her biri kendilerine göre sahih delillere dayanmaktadır. Âlimlerin asırlardır tartışarak tahlil ettiği fıkhî konuları bağlamlarından kopararak hadis/ler üzerinden anlamaya çalışmak kafa karışıklığına sebep verebilir. Şu anki ilmi seviyende bir mezhebe bağlı kalman senin için daha rahat olur. Şafiî mezhebine göre yaşamak seni çok zorluyorsa tekrar Hanefî mezhebine dönebilirsin. Çünkü din, yerine ve şartlarına dikkat etmek kaydıyla kolaylıktır, güçlük değil. Allah hayırlı kararlar vermeni nasip etsin kardeşim. Vesveseye kapılmadan ibadetlerine devam et.
alim konusundaki diğer fetvalar
Keşke ilmi birikiminizi, yaşınızı ve işinizi de belirtseniz, size daha isabetli tavsiyelerde bulunabilirdik. Sizin sadece İHL okumuş olduğunuzu var sayarak şunu tavsiye edebiliriz: Sizin için şerhi ile basılmış hadis kitabı dışındaki kitaplar umduğunuz yararı vermeyebilir. Sonuna kadar okuyamazsınız, okusanız da aradığınızı bulamayabilirsiniz. Müslüman bir evin temel kitabı RİYAZUSSALİHİN adlı eserdir. Bu eser, hadis kitabı olarak size yeter biiznillah. İlmihal kitabı okumadan önce hadis kitabını sıralama hatası ile okumuş olabilirsiniz. Önce ilmihal okuyun. Diyanet’in bir ciltlik ilmihali yeterlidir. İlahiyat, medrese veya bir âlimin dizi dibinde yıllar geçirmiş olma gibi farkınız varsa size tavsiyemiz Buhari ve Müslim olur. Onları da muhakkak şerhleri ile okumalısınız. Bu iki kitap ümmetimizin ulemasının itibar ettiği, bilgisini güvenli bulduğu iki kitaptır. Bunlar da ileri seviyede ilim sahiplerine daha çok hitap ederler. Bir âlimin ders halkasında ise mükemmel bir bereket üzere okunabilirler. Bu iki kitaptan sonra İmam Malik’in Muvatta adlı eseri gelir. Ardından Ebu Davud, Nesaî, Tirmizi, İbni Mace, İbni Huzeyme, İbni Hibban, Darimi, Darekutni ve Müsned isimli eserler gelir. Bunların dışındaki hadis kitapları ilim adamları için uygundur.
Bu tarz uygulamalarla ilgili dinimizde kesin bir hüküm bulunmamaktadır. Kur’an ve sahih hadislerde geçen zikirler ve dualar bir Müslümanın hayatında elbette yer alabilir, almalıdır da. Yalnız bahsedilen sayı ve sıralama ile okumanın özel bir fazileti olduğuna dair sağlam bir kaynak yoktur. İhlas Suresi'nin, Fatiha'nın ve Besmele’nin faziletleri gerçekten büyüktür; bunları okumak, kişinin imanını güçlendirebilir.
Allah Teâlâ sizi de bizi de rızasından ayırmasın. Hepimizi cennetlerinde buluştursun. Müslüman sınırsız bir şekilde sadece ve sadece Allah'ı sever. Peygamberi bile o şekilde sınırsız sevmez, sevemez. Sevgide şöyle bir sıralama yapmalısınız: 1-Sınırsız ve ölçüsüz bir şekilde Allah'ı seveceksin. 2-Bir kul olduğunu bilerek Muhammed aleyhisselamı seveceksin. 3-Onun ashabını topluca bakarak Allah'ın sevdiğini söylediği kullar diye büyük bir sevgi ile seveceksin. 4-Ashab-ı Kiram’ın içinde bazılarının karakteri, yaşadığı hayatı, hizmetleri gibi sebeplerle özel bir sevgi ile sevebilirsin. Bu sevgi senin imanından gelir biiznillah. 5-Bu ümmete hizmet etmiş ve yüksek konumlara ulaşmış Ebu Hanife, Şafii gibi isimleri, kimse ile tartışmadığın, yüksekte tuttuğun ama bir sahabi düzeyinde de görmediğin sevgi ile seveceksin. 6-Dinin konusunda sana destek olduğunu düşündüğün din önderleri konusunda da sevebilirsin, sayıp dua edebilirsin. Yukarıdaki listede olanlarla bir arada tutmadığın sürece sevebilirsin. Yukarıdakilerle denkleştirme noktasına geldiğin an hata edersin, dinini yıpratırsın. 7-Anne baban, çocukların ve eşini seveceksin. Bu senin yaratılışında var olan bir sevgidir. Onları putun düzeyine getirmedikçe bu sevgide de sakınca yoktur. Nasıl putun düzeyine gelebilir? Bir şey haram olduğu hâlde sevdiklerinin hatırı sana haramı göz ardı ettiriyorsa put edindin demektir. Senin cennetini ertelemene sebep olan ve senin sakıncalı bulmadığın bu erteleme putlaştırmadır. Bu insan olur veya eşya olur, ırk olur, kurum olur aynıdır. Özet olarak şunu söyleyebiliriz: Sevdiğin seninle Rabbinin arasına girerse, Aile yapına zarar verirse, İbadetlerini ve sosyal kimliğini zedelerse o sevgi sakıncalıdır, sevdiğin sana zarardır. Böyle bir inceleme ile yol alabilirsin. Allah yardımcınız olsun. Duanızı beklerim.
Kıymetli kardeşim sorunuzla alakalı aşağıya linklerini bıraktığım cevaplara ve videoya bakmanızı tavsiye ederim. Allah yardımcınız olsun. Allah'a emanet olun. https://fetvameclisi.com/fetva/alim-olmak-isteyen-gence-tavsiye-nedir https://fetvameclisi.com/fetva/ilim-yolunda-nasil-adimlar-atmaliyim https://fetvameclisi.com/fetva/dinimize-hizmet-etmek-icin-hoca-mi-olmaliyiz https://fetvameclisi.com/fetva/ilahiyat-fakultesinde-okumak-dogru-mudur https://fetvameclisi.com/fetva/ilim-yolculugundaki-ilim-talebelerine-tavsiyeleriniz-nelerdir
Bir kere böyle bir tercih ancak alternatifli meselelerde olabilir. Mesela bir konuda iki fetva verilebilir. Bu fetvalardan biri ayetten veya hadisten ya da temel kurallardan ilk anlaşılan şekliyle ele alınmıştır, bun takvaya daha yakın olan anlamında AHVAT OLAN denir. Diğeri ise yine dinin kendisinde var olan ruhsatlardan yola çıkılarak alınmıştır. Buna da EYSAR (daha kolay olan) denir. Her iki yöntemi de değişik meselelerde kullanan alimler olmuştur. Ancak bir ayrıntı asla unutulmamalıdır: Ahvat veya eysar her ikisi de dinin içinde var olan kurallara bağlık kalarak verilir. İnsanların keyfine, toplumdaki gevşemeye göre fetva verilmez. Verilirse ona fetva değil taviz denir.
İnsanlık önce altını satın alma birimi olarak kullandı. Sonra kâğıt paraya geçti. Şimdi de DİJİTAL PARA geldi. Kartlar, çekler, hesaplar vb. ayrıntıları oldu. Dijital para bize DİJİTAL LİRA veya DİJİTAL DOLAR gibi bir anlam ifade etmektedir. Genel bir ifadeyle söyleyecek olursak ELEKTRONİK BİR MERKEZDE DEPOLANMIŞ DEĞER olarak izah edebiliriz. Üretimi kolay, kullanımı kolay, aracıya gerek yok yani pek çok özelliği barındırıyor. Kâğıt para ne ise bu da odur. İmam Malik’in: “İnsanlar bir deri parçasını bile para edinseler kabul ederim.” demiştir. Buna göre de genel kabul görmüş, resmi dayanağı olan ve piyasada iş görme kabiliyeti olan dijital para, para gibidir. Ticarette kullanılabilen, altına ve kâğıt paraya dönüştürülebilen bir değer olarak kabul edilir. Bu durumda da dijital para için şu hükümler öne çıkar: Normal para gibi zekâtı vardır. Yüzde iki buçuk olarak zekâtı verilir. Faizle ilgili hükümler dijital para için de geçerlidir. Örnek olarak yüz lira kâğıt para ancak yüz lira dijital para ile değiştirilebilir; fazlalık alınamaz. Dijital paralar arasında işlem yapıldığında değiştirme işleminin aynı mecliste yapılması gerekir. Dijital para hesaba yattığında hemen kullanılabilir. Fıkıh açısından belli riskler de bulunduğu bilinmelidir. Bu risklerden ana başlıkları ile şöyle söz edebiliriz: Bir bilinmeme, GARAR riski vardır. Şu andaki haliyle kâğıt paradaki gibi garanti edeni bulunmuyorsa caizliği de yoktur. Kumara yakın bir noktada durmaktadır. Borsası aşırı hareketli seyretmektedir. Para aktarma ve aklamada kullanılabilmektedir. Bu riskler giderilebildiği zaman dijital ara paradır.