Fetva Meclisi
Soru
Hocam elektronik paraları nasıl değerlendirmemiz uygun düşer? Kullanılamaz denir mi? Âlimler ne diyor elektronik paralar hakkında?
Cevap
Benzer fetvalar
Kur'an’ımız, yakın zamana kadar sadece kâğıt üzerine yazılıyor ve kâğıttan okunuyordu. Elhamdülillah bugün dijital/elektronik ortamlarda da bulunmaktadır. Bunu bir nimet olarak kabul ederiz ve Rabbimize şükrederiz. Önemli olan Kur'an’ımızı tazim ile okumaktır. Kâğıttan veya başka bir levhadan olması bu temel kuralı değiştirmez. Yalnız şunu da tespit etmemiz gerekiyor: a. Telefonlar, ona benzer cihazlar daha yoğun bir şekilde eğlence ve malayani için kullanılmaktadır. Bir elektronik cihaz görüldüğünde akla gelen malayani şeyler olmaktadır. Böyle bir ortamda Kur'an’a gösterilmesi gereken tazimde eksiklik yapılmamalıdır ki, ibadet değeri eksilmesin yaptığımız işin. b. Elektronik dünyanın hilesi basılı dünyanın hilesinden çok daha fazladır. Karşımıza “Mushaf” olarak çıkarılan şeyin ne kadar güvenli olduğu, hangi mutemet baskıyı esas aldığı gibi endişeler gayet ciddi endişelerdir. Buna da dikkat edilmelidir. Türkiye şartlarında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu tür hizmetleri güven açısından en iyi durumdadır. c. Belki insanlık bir zaman sonra kâğıdı tamamen kaldıracak bir teknolojiyi sürdürmektedir ama bizim Mushaflarımızı bütünüyle elektronik olana dönüştürmek için meraklı olmamamız gerekmektedir. İyi güzel hatta mükemmel bir nimet ama hilesine ve olumsuzluklarına karşı henüz hazır olmadığımızı zannediyoruz.
Selamünaleyküm. Kredi kartını zorunlu olmadıkça kullanmamanın en iyisi olduğunu söylemeye gerek yoktur. Yaptığınızda bir hata göremedim. Sözünü ettiğiniz kurumdaki paranız için de haram diyecek bir bilgiye sahip değilim.
Evet, doğru söylüyorsunuz; altın ve gümüş ticaretinde ve ona benzetilerek de döviz ticaretinde diğer ticaret alanlarında olmayan farklı kurallar vardır. Bu kuralları şöyle özetleyebiliriz: Alışverişin yapıldığı yerden alan ve satan ayrılmadan malın ve paranın karşılıklı olarak teslim edilmiş olması gerekir. Bu durum altının altın ile değiştirilmesi veya para ile satılması durumunda aynıdır. Ve satılan ile bedelinin tamamının o ortamda teslim edilmesi gerekir. Mesela ödemenin bir bölümünün sonra yapılması mümkün değildir. Bu alışveriş türünde “geri verebilme şartı” getirilemez. Satılan satılmıştır ve işlem bitmiştir. Altın altın ile değiştirilirken mesela eski bir bilezik yeni bir bilezikle değiştirilirken gramlarının denk olması şarttır. Altın ile gümüş değiştirmek gibi iki farklı cins olursa gramlarının aynı olması gerekmez. Altının işlenme farkı, eski yeni olma farkı bu kural açısından hükmü değiştirmez. Piyasada altın ürünlerin gramla satıldığı bir ortamda kural böyledir. Eğer belli ürünler belli piyasalarda gramla değil de mesela bileziğin tanesi şu kadar şeklinde satılıyorsa bu kurala bağlı kalınmayabilir. Altın ve gümüş ile alakalı bu kurallar her ikisinin de fiyatı belirleyen değer olmaları nedeniyledir. Altın ve gümüş yerine bugün kullanılan para birimleri de altın ve gümüş gibidir. Dolayısıyla a ve b maddelerinde zikrettiğimiz hükümler döviz çeşitleri için de geçerlidir. Bu nedenle de mesela 1000 lirayı 1001 liraya satmak faiz kabul edilir. Faiz ise haramdır. Ama 1000 lirayı 500 dolara satmak faiz değildir. Altın ve gümüş iki farklı değer olduğu gibi lira ve dolar da iki farklı değerdir. Farklı olduklarında aralarında denklik olması gerekmez. Biri peşin diğeri taksitle olması da bu hükmü değiştirmez. İnternet gibi bir yöntemle altın ve döviz ticareti yapıldığında alıcı ve satıcı aynı anda ekran başında bulunuyorlarsa bunu a maddesindeki kurala uygun kabul ederiz. Bu durumda ödeme de aynı anda hesaba geçmiş olmalıdır. Kredi kartı ile altın, gümüş ve döviz ticareti yapılabilmesi için kartın dolu olması yani satın alırken satıcının hesabına hemen nakit geçmesi durumunda sıkıntı yoktur. Taksitlendirme gibi seçeneklerde ise caizlik ortadan kalkar. Muasır âlimler, altının fiyat belirleyen değer olarak değil de sıradan bir ticari meta olarak görülmesi de mümkün olabilir mi şeklinde incelemeler yapmaktadırlar ama bu incelemeler henüz yukarıdaki fetvaları başka türlü anlayabileceğimiz boyutta kabul görmemiştir.
Mahkeme ve tahsille ilgili bütün masrafları o faiz farkından tahsil edebilirsin. Bazı âlimler altın veya petrol gibi sabit değerler üzerinden fiyatı belirleyip tahsilat yapılabileceğini söylemişlerdir. Bunu kullanabilirsiniz.
Kâğıt paranın zekât ile ilgili ne biliyorsanız aynısı dijital para için de geçerlidir. Para olarak muteber olduktan sonra madeni, para ve dijital olmasının zekât açısından farkı yoktur. Birazı kâğıt birazı dijital parası olan da ikisini birleştirerek zekât hesaplar.
Böyle bir durumda yapılması gerekenler şunlardır: -Eşine nasihat et, faizli bir kazançla hayat kurulmaması gerektiğini güzel dille anlat. -Kayınpederden miras kalan parada faiz olduğunu bilseniz bile onun tüm malı faizle kazanılmış sayılmaz. İçinde helal kazancı da olabilir. Bu kısım/anapara mirasçılar arasında paylaştırılabilir. Diğerleri sevap beklentisi olmadan ihtiyaç sahipleri arasında dağıtılır. -Paranın tamamı faizle kazanıldıysa ve bu kesin olarak biliniyorsa uzak durulması gerekir/alınmaz.
alim konusundaki diğer fetvalar
Kıymetli kardeşim sorunuzla alakalı aşağıya linklerini bıraktığım cevaplara ve videoya bakmanızı tavsiye ederim. Allah yardımcınız olsun. Allah'a emanet olun. https://fetvameclisi.com/fetva/alim-olmak-isteyen-gence-tavsiye-nedir https://fetvameclisi.com/fetva/ilim-yolunda-nasil-adimlar-atmaliyim https://fetvameclisi.com/fetva/dinimize-hizmet-etmek-icin-hoca-mi-olmaliyiz https://fetvameclisi.com/fetva/ilahiyat-fakultesinde-okumak-dogru-mudur https://fetvameclisi.com/fetva/ilim-yolculugundaki-ilim-talebelerine-tavsiyeleriniz-nelerdir
Allah’ın emir ve yasaklarına genel kurallar içinde uymaya AZİMET denir. Kabul edilebilir bir özürden dolayı azimete uyamayıp geçici olarak hafifletilmiş şekliyle emirleri yerine getirmeye de RUHSAT denir. Mesela namaz ayakta kılınır. Bu bir azimettir. Ayakta duramayana ise oturarak kılması söylenir. Bu da bir ruhsattır. Azimet asıl ruhsat ise geçicidir ve bir özre bağlı olarak kullanılır. Bir haramı yapmamak azimet iken belli bir özürden dolayı yapmak ruhsat olur. Bir farzı yapmak azimet iken belli bir özürden dolayı onu terk etmek ruhsat olur. Ruhsat keyfi bir durum değildir. Ciddi bir meşakkat ve ağır özür söz konusu olmalıdır. Ruhsat da sınırsız değildir; şeran kabul edilmiş bir özürle olur. Hayali bir sebep değil fiili bir sebeple kabul edilir. Ruhsat yine fıkıh kuralları içeresinde kullanılabilir. Gençlerin gücenmemesi, çevrenin ayıplamaması gibi sebepler ruhsat nedeni olamaz. Söz konusu ruhsat bir başka harama kaymaya vesile olmamalıdır. Ruhsat ile amel etmek bir hak ihlaline sebep olmamalıdır.
İbni Useymin; Allah ona rahmet etsin tam anlamıyla âlim bir insandı. Eserleri ve yaşantısı ile iyi işler ve izler bırakıp gitti. Hanbeli mezhebi içinde hareket eden ve fıkıh bilgisi öne çıkan bir âlimdi. Yalnız İbni Useymin, belli bir ilim seviyesi olanlara hitap edecek düzeyde biridir. En azından iyi Arapça bilmesi gerekir ondan istifade edecek olanın. Bu seviyenin altındakiler ise farklı bir isim ve farklı bir ekol peşinde olan gençlik heyecanı ile hareket edenlerden olur genellikle. Eş adayınızın bu ikisinden hangi tarafa meylettiğine bakarak karar verebilirsiniz.
İmam Beyhakî rahmetullahi aleyh hicri 458’de vefat etmiş büyük bir hadis âlimidir. Sünen-i Kübra, Marifetü’s-Sünen, Şuabu’l-İman, Delailü’n-Nübüvve gibi çok değerli hadis kitaplarının müellifidir. Aynı zamanda da fakih ve usul âlimidir. Eserleri kimi zaman zayıf hatta mevzu hadisleri de ihtiva etmektedir. Bu nedenle Buhari gibi âlimler düzeyinde görülmemiştir. Zaten Beyhakî’nin eserleri belli bir ilim seviyesi olanlara hitap edebilecek eserlerdir. Allah Teâlâ ona rahmet etsin.
Temiz bir kâğıda yazılması ve tıbben sakıncalı olmayacak bir uygulama için yapılmasında sakınca yoktur. Kadim âlimlerimiz arasında bunu caiz görenler olmuştur.
Allah Teâlâ sizi de bizi de rızasından ayırmasın. Hepimizi cennetlerinde buluştursun. Müslüman sınırsız bir şekilde sadece ve sadece Allah'ı sever. Peygamberi bile o şekilde sınırsız sevmez, sevemez. Sevgide şöyle bir sıralama yapmalısınız: 1-Sınırsız ve ölçüsüz bir şekilde Allah'ı seveceksin. 2-Bir kul olduğunu bilerek Muhammed aleyhisselamı seveceksin. 3-Onun ashabını topluca bakarak Allah'ın sevdiğini söylediği kullar diye büyük bir sevgi ile seveceksin. 4-Ashab-ı Kiram’ın içinde bazılarının karakteri, yaşadığı hayatı, hizmetleri gibi sebeplerle özel bir sevgi ile sevebilirsin. Bu sevgi senin imanından gelir biiznillah. 5-Bu ümmete hizmet etmiş ve yüksek konumlara ulaşmış Ebu Hanife, Şafii gibi isimleri, kimse ile tartışmadığın, yüksekte tuttuğun ama bir sahabi düzeyinde de görmediğin sevgi ile seveceksin. 6-Dinin konusunda sana destek olduğunu düşündüğün din önderleri konusunda da sevebilirsin, sayıp dua edebilirsin. Yukarıdaki listede olanlarla bir arada tutmadığın sürece sevebilirsin. Yukarıdakilerle denkleştirme noktasına geldiğin an hata edersin, dinini yıpratırsın. 7-Anne baban, çocukların ve eşini seveceksin. Bu senin yaratılışında var olan bir sevgidir. Onları putun düzeyine getirmedikçe bu sevgide de sakınca yoktur. Nasıl putun düzeyine gelebilir? Bir şey haram olduğu hâlde sevdiklerinin hatırı sana haramı göz ardı ettiriyorsa put edindin demektir. Senin cennetini ertelemene sebep olan ve senin sakıncalı bulmadığın bu erteleme putlaştırmadır. Bu insan olur veya eşya olur, ırk olur, kurum olur aynıdır. Özet olarak şunu söyleyebiliriz: Sevdiğin seninle Rabbinin arasına girerse, Aile yapına zarar verirse, İbadetlerini ve sosyal kimliğini zedelerse o sevgi sakıncalıdır, sevdiğin sana zarardır. Böyle bir inceleme ile yol alabilirsin. Allah yardımcınız olsun. Duanızı beklerim.