Fetva Meclisi
Soru
Hocam biz altın ticareti ile uğraşıyoruz. Sokak ağzı ile kuyumcu deniyor bizim mesleğimize. Özellikle kuyumcunun yani altın satanın ve alanın bilmesi gereken diğer ticaret dallarından farklı neler söyleyebilirsiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Evet, altın külçe halinde veya işlem görmüş (mesela bilezik ya da başka bir süslenme eşyası durumuna getirilmiş) olması arasında fark yoktur. Her iki durumda da altınla altın değiştirilirken alınanla verilenin aynı gramda olması gerekir. Dört mezhep fukahasının içtihadı bu şekildedir. Fıkıh konseyinin kararı da böyledir.
Bu konuyu şöyle değerlendirebiliriz: Para, döviz ve altın gümüş gibi değerler üzerinden oluşan borçlar borcun tahakkuk ettiği rakam kadarı ile iade edilir. Üzerinden zaman geçmesi, paranın değer kaybetmesi, kazanç kaybına neden olması gibi sebeplerle borca ilave yapılmaz. FIKIHTAKİ GENEL KURAL BU ŞEKİLDEDİR. Alacaklının bir talebi olmadan borçlu kendiliğinden farklı ödeme yapabilir. Bin olan borcunu mesela bin yüz olarak ödemesi, önceden bir sözleşme maddesi olmadığı ve alacaklı da böyle bir istekte bulunmadığı için caiz bir ilavedir. Para ile oluşan borçların tahsil vaktinde paranın değer kaybetmesi durumunda ise bu kayıp üçte birden daha az bir kayıp ise ödeme aynı rakamlar üzerinden yapılmalıdır. Üçte birden daha yüksek oranda bir değer kaybı oluştu ise muasır âlimlerden bazıları sabit bir değer üzerinden (mesela altın) paranın değer kaybı hesaplanıp borç ödenebilir demişlerdir. Alacaklı ve borçlu kendi aralarında bir sulh da yapabilirler. Borçlu daralmış ise veya ödeme imkânı tıkanmış birisi ise ona mühlet verilmesi Kur'an’ımızın emirlerindendir. Buna dikkat edilmelidir. Ancak nakdi bulanmayan fakat gayrimenkulleri ve benzeri yatırımları bulunan birinin darda kaldığı kabul edilemez. Altın ve gümüş için b maddesindeki kural uygulanamaz. Altın ve gümüş ile oluşan borçlarda borç ne ise o ödenir. Borç ilişkilerinde sözleşmeye GECİKME DURUMUNDA FARK gibi bir cezai müeyyide konması caiz değildir. İş üzerinden yapılan sözleşmelerde ise iş gecikmesine karşı CEZAİ MÜEYYİDE konabilir. Borçlarda sözleşme yapılırken nakit üzerinden bir rakam borç olarak sabit olduğu hâlde borcun enflasyon oranlarına, altın ve gümüşe, başka bir dövize, ödeme zamanındaki faiz oranlarına, milli gelir rakamlarına bağlanamaz. Ödenmesi geciktirilen borçların tahsili için yapılan bütün masraflar borçludan tahsil edilebilir. Borç davalarına bakan mahkemelerin alacaklı lehine borca ilave ettiği faiz miktarından alacaklının yaptığı masraflar düşülebilir. Geri kalanının da bir hayır kurumuna ya da fakire verilmesi tavsiye edilmelidir. Mahkemeler faizle tahsilat yapıyor gerekçesi ile alacakların mahkemeye verilmemesi yerine hukuk özellikle bu maksatla kullanılmalıdır. Böylece faizli işlemden uzak duran Müslümanların alacaklarını ödememe gibi temayüle fırsat açılmamış olur. Ödenemeyen bir borcun tahsili için, yeni bir ticari sözleşme yapılıp o yeni işin fiyatı (bir tür eski borçtaki zararı kapatmak için) normalden daha pahalı akdedilse bir sakınca olmaz. Geciken ödemelerden ötürü borçlunun alacaklıya mesela bir arsa vermesi caiz olabilir.
Altın ve gümüş satın alınırken işlemin o oturumda bitmesi gerekmektedir. Örnek olarak satın aldığınız bileziğin ücretini orada ödemiş olmalısınız. Kullandığınız kart eğer kuyumcunun hesabına bileziğin ücretini anında geçiriyorsa yani taksit veya erteleme gibi bir durum söz konusu değilse bu alışverişte sakınca yoktur. Siz bileziği aldığınız halde kuyumcu ücretini daha sonra alacaksa (hemen hesabına geçmedi ise) alışverişte sakınca vardır. Bu kural normal ticaret için değildir. Altın ve gümüş içindir. Buna da SARF AKDİ denmektedir.
Mahkeme ve tahsille ilgili bütün masrafları o faiz farkından tahsil edebilirsin. Bazı âlimler altın veya petrol gibi sabit değerler üzerinden fiyatı belirleyip tahsilat yapılabileceğini söylemişlerdir. Bunu kullanabilirsiniz.
Kuyumculuk özel fıkhı olan bir meslektir. Altın ve gümüşün satışı diğer malların satışı ile aynı değildir. Bilhassa kredi kartı ile satışın yaygınlaştığı bir ortamda helal bir kuyumculuk çok daha zor hale gelmiştir. Size kolay anlaşılabilecek bir özet yapayım: Altın ve gümüşün ticareti helal olması için ticaretin, satışın yapıldığı anda teslimat ve ödemesi ile bitmiş olması gerekmektedir. Kredi kartı ile yapılan satışta ise ödeme daha sonra teslim alınacağından sakınca ortaya çıkmaktadır. Kuyumculuk dışında bir meslekten rızkınızı temin etmenizi tavsiye ederim. Allah yardımcınız olsun.
Kapora ile satıştan şunu kastederiz: Müşteri bir malı beğenir, onu ister. Satın alacağının garantisi olarak da fiyatının bir bölümünü satıcıya verir. Malı almaya geldiğinde de fiyatının tamamını verir. Almaya gelmez veya vazgeçerse ödediği para satıcıda kalır. Böyle bir ticaret için kitaplarımızda fukahanın önemli bir bölümü, caiz olmaz demişlerdir. Onlar, böyle bir parayı almayı insanların malını haksız yere almak şeklinde yorumlamışlardır. Ancak caiz olacağını söyleyen fıkıh görüşü de vardır. Fıkıh konseyi de bu caiz olur görüşü üzerine fetva vermiştir. Zira ticaretin taşıdığı risklere karşı satıcının da korunması gerekmektedir. Özellikle sipariş üzerine yapılan işlerde satıcı veya üreticinin kapora almaması ciddi bir hak ihlaline dönüşebilir. Kapora bu nedenle caizdir. Yalnız; • Kaporaya ait ticaret bir süre ile sınırlandırılmalıdır. Mesela üç gün içinde şeklinde veya hangi süre belirlenecekse, belli bir süre konmalıdır. Ucu açık durumda kapora caiz olmaz. • Ticareti satıcı iptal ederse aldığı kaporayı geri vermek zorundadır. • Kapora kiralama işleri için de kullanılabilir. • Altın ve gümüş ticaretinde yani kuyumcuda ve döviz ticaretinde ise kapora üzerinden iş yapmak caiz değildir. • Satıcının müşterinin iptali üzerine kaporayı geri vermesi ise bir fazilettir ve evla olandır ama buna mecbur değildir, kapora ona helaldir.
altın konusundaki diğer fetvalar
Mesela yüz lira verip her ay beş lira almanız şeklindeki bir ortaklık caiz olmaz. Verdiğiniz para ile kâra ve zarara ortak olmanız gerekir ki helal olsun. Mesela sizin verdiğiniz, onun çalıştırdığı sermayenin yüzde ikisine karşılık geliyordur. Siz o kâr ettikçe onun sermayesinde yüzde iki kârınız, zarar ettiğinde de onun zararının yüzde ikisi kadar zararınız olması gerekir. Bu da iyi bir güven ortamında olabilir. O güveni bulabilirseniz ortak olun.
Erkekler için altın yüzük haramdır. Bunun haricinde değerli madenlerden yüzük yapılmasında sakınca olmaz.
O günkü mesela dolar üzerinden bir fiyat belirlemesi yap ve onu benzer bir kuruma bağışla. Sonra da bu hata için istiğfar et.
Hayır, bu zekât kaçırmak olmaz. Eski zamanlardan beri altına karışım yapıla gelmiştir. Fakihler de karışımlı altının zekâtının nasıl hesaplanacağını değerlendirmişlerdir. Cumhur fukahası, karışım oranına dikkat ederek zekât hesaplanır demişlerdir. Altındaki karışım oranına göre zekâtın nasıl hesaplanacağı konusunda şöyle bir ölçü belirleyebiliriz: Altındaki milyem (saf altının ne kadar olduğunu gösteren) değeri elimizdeki gram ile çarptığımızda karşımıza altının saf olan değeri çıkar. Altında 1’den 24’e kadar bir değer bulunabilir. Genelde 14 yaygın bulunur. Aslı 24 olmakla beraber 24 ayarın kullanımı (halka arasında) çok yaygın değildir. Mesela 100 gram 14 ayar altında ne kadarı saf altındır bulabilmek için MİLYEM değer listesinden 14 ayarın milyem ölçüsünü buluruz. Bu 585 tir. 100 x 0,585=58.50 saf altın olarak karşımıza çıkar. Elimizdeki altının ayarını ve milyem listesindeki değeri bilmemiz yeterlidir. Böyle bir işleme gerek duymadan elimizdeki altının ayarına bakmadan karışımlı olduğu halde saf altın gibi zekâtını versek daha fazla sevap kazanmış oluruz. Milyem Listesini İncelemek İçin Tıklayınız.
Bu rakam zekât vermeyi gerektiren bir rakamdır. Zekât verecek durumdaki birinin de zekât alması doğru değildir. Bu rakamdan aylık faturalarını, tedavi için masraflarını, varsa ödenecek kiralarını, muhtemel mutfak masraflarını düştüğümüzde geri kalan kısım nisabın altına düşüyorsa fakir sayılacaktır. Hasta çocuğu olmak fakir olma anlamına gelmiyor. Ya da ellerindeki altını herkese taksim ederek meseleye bakabiliriz. Bu durumda nisabın altına düşeceği için zekât alabilirler.
Zekâtın bir nisabı yani ölçüsü vardır. O ölçü 81 gram altındır. Bu nisaba ulaşınca zekât gerekir. Bu nisabın oluşması da altın ve altın gibi olan paralar toplamda ne kadar yaptığına bakılır. Mesela elli gram altın var, seksen bir grama yetiştirecek kadar da para varsa ikisinin toplamı nisabı oluşturmuş olur. Nisaba ulaştığımız anda da hemen zekât gerekmez. Üzerinden bir hicri yıl yani 355 gün geçmesi gerekir. Bir yıl geçince o nisap miktarı olan baraj elimizde ise yüzde iki buçuğunu zekât veririz. Baraj eridi ise zekât gerekmez. Baraj büyümüş mesela 250 gram altın veya değerini bulmuş ise o toplamın yüzde iki buçuğunu zekât veririz. Sizin ne zaman nisap miktarı malınız olduğunu bulmanız gerekiyor. O günden sonraki bir yılın dolduğu gün de zekât verecektiniz. Geçen yılları da bu şekilde telafi edersiniz. Allah kabul etsin.