Fetva Meclisi
Soru
Hocam surelerle şifa bulmak ile ilgili bir sorum olacak. Kâğıda sure yazıp sonra kâğıdı suya bandırıp suyu içerek şifa bulunulmasına inanmak herhangi bir mezhepte yer alıyor mu? Bunu yapmak doğru mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
İki türlü de olabilir; birilerinin kayıp gitmesi, birilerinin de kalması için olabilir. Zira hiçbir belge herkes için ortak belge olmaz. Bu tür konularda nihai doğrulamayı sağlamak mümkün değildir. Bu bir imtihandır, ebedi cehennemden kurtuluş veya ebedi kalış noktasında herkes imtihan olacak, başka çaremiz olmaz. Allah Teâlâ akıbetimizi hayretsin, imanımızı muhafaza buyursun. Bizi, ailemizi ve bütün mü’min kardeşlerimizi kalp kaymasından korusun.
Akletmek yani aklını kullanmak hüsnüzan veya suizandan daha öncelikli olmalıdır.
İhlasla okunan Kur'an âyetlerinden sonra okuyanın suya üflemesinin biiznillah faydalı olacağını umarız.
-Ezberlenen ayet veya sureler iyice güçlenmeden yenisi ilave edilmemelidir. -Ezberlenen bölüm ikinci bir şahsa -mesela hocaya- dinletilmeden tamamlanmış sayılmamalıdır. -Namazlarda kıraat kısa sureler yerine ezberlenen yerlerden olmalıdır. -Ezberlenen yerler ses/video kayıtlardan dinlenerek takviye yapılabilir.
Burada kişinin kanaati önemlidir. Namaz vakti çıkmadan abdest alıp namazı kılabileceğine kanaat getiriyorsa ve suyun geldiğini de tam olarak anlıyorsa namazı bozup abdestle kılması söylenir.
Hayır, böyle bir şey yoktur. Kısmetin kapanması diye bir şey yoktur. Vakti gelmiş veya gelmemiş evlilik vardır. Kul olarak maddi anlamda yapabileceğimizi yaparız. Sonra da Rabbimize güveniriz. Mesele budur. Sabredilecek ve vakti beklenecek.
alim konusundaki diğer fetvalar
İmam Beyhakî rahmetullahi aleyh hicri 458’de vefat etmiş büyük bir hadis âlimidir. Sünen-i Kübra, Marifetü’s-Sünen, Şuabu’l-İman, Delailü’n-Nübüvve gibi çok değerli hadis kitaplarının müellifidir. Aynı zamanda da fakih ve usul âlimidir. Eserleri kimi zaman zayıf hatta mevzu hadisleri de ihtiva etmektedir. Bu nedenle Buhari gibi âlimler düzeyinde görülmemiştir. Zaten Beyhakî’nin eserleri belli bir ilim seviyesi olanlara hitap edebilecek eserlerdir. Allah Teâlâ ona rahmet etsin.
İbni Useymin; Allah ona rahmet etsin tam anlamıyla âlim bir insandı. Eserleri ve yaşantısı ile iyi işler ve izler bırakıp gitti. Hanbeli mezhebi içinde hareket eden ve fıkıh bilgisi öne çıkan bir âlimdi. Yalnız İbni Useymin, belli bir ilim seviyesi olanlara hitap edecek düzeyde biridir. En azından iyi Arapça bilmesi gerekir ondan istifade edecek olanın. Bu seviyenin altındakiler ise farklı bir isim ve farklı bir ekol peşinde olan gençlik heyecanı ile hareket edenlerden olur genellikle. Eş adayınızın bu ikisinden hangi tarafa meylettiğine bakarak karar verebilirsiniz.
Allah yolunda hizmet edenlerin birbirlerinin terazisi gibi olmaları doğru değildir. Zikrettiğiniz zat, selefi tercihlerle hizmet eden biridir. Allah Teâlâ hepimizi rızasına muvafık yaşamakla müşerref kılsın.
Mümin belanın peşinde koşmaz, belaya yatırım yapmaz. Âlim insanlar bile, o tür bilgilerle yollarını sapıtmış olabiliyorlar. Sizin bir kere onlarla vakit geçirdiğiniz için istiğfar etmeniz gerekir. İkinci olarak da Kur'an okumak, ilmihal öğrenmek gibi önceliklerinize yönelmelisiniz. Hocanın böyle yoğun bir dönemde öyle konulara ayıracak vakti yoktur. Allah yardımcımız olsun.
Biz dinimize tabiyiz; dinimiz önemlidir. Mezhep ise bizim dinimizi yaşarken ki okulumuzun adıdır. Bir mezhebe bağlı olmak, bizim dernek seçer gibi seçerek girdiğimiz bir sistem demek olmaz. Dinimizi öğrendiğimiz yöntemin adı mezheptir. Bugüne kadar bu ümmetin “haktır” dediği mezheplerden biri üzerinde olanın, başka bir yerden görüş ithal etmesini gerektirecek bir daralma hiçbir mezhepte yoktur. Umumen tıkanılan noktaları âlimler zaten açmaktadırlar. Siz de, tabi olduğunuz âlimlerin size tavsiyelerine uyarak dininizi yaşamalısınız. Hiçbir âlime tabi değilseniz bu daha riskli bir sonuç getirir. Allah korkusu ile yaşayan bir âlim sizin önderiniz ise zaten sorun kalmamış demektir. Allah’a emanet olunuz.
Allah’ın emir ve yasaklarına genel kurallar içinde uymaya AZİMET denir. Kabul edilebilir bir özürden dolayı azimete uyamayıp geçici olarak hafifletilmiş şekliyle emirleri yerine getirmeye de RUHSAT denir. Mesela namaz ayakta kılınır. Bu bir azimettir. Ayakta duramayana ise oturarak kılması söylenir. Bu da bir ruhsattır. Azimet asıl ruhsat ise geçicidir ve bir özre bağlı olarak kullanılır. Bir haramı yapmamak azimet iken belli bir özürden dolayı yapmak ruhsat olur. Bir farzı yapmak azimet iken belli bir özürden dolayı onu terk etmek ruhsat olur. Ruhsat keyfi bir durum değildir. Ciddi bir meşakkat ve ağır özür söz konusu olmalıdır. Ruhsat da sınırsız değildir; şeran kabul edilmiş bir özürle olur. Hayali bir sebep değil fiili bir sebeple kabul edilir. Ruhsat yine fıkıh kuralları içeresinde kullanılabilir. Gençlerin gücenmemesi, çevrenin ayıplamaması gibi sebepler ruhsat nedeni olamaz. Söz konusu ruhsat bir başka harama kaymaya vesile olmamalıdır. Ruhsat ile amel etmek bir hak ihlaline sebep olmamalıdır.