Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben Hanefi mezhebindenim. Diğer mezheplerde Hanefi mezhebinde yasak olan bazı hususlar yasak değil. Bir mezhebe tabi olunca diğer mezheplere bazı hususlarda uymamız doğru olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Mezhep din değildir, dini yaşama yöntemidir. Biiznillah mevcut mezhepler dini daha iyi yaşama ekseninde vardırlar. Bugünkü gruplara benzetilmeleri yanlış olur. Şöyle kabul edin: Bir ürün almak için girdiğiniz mağazada aynı ürünün çok az farkla farklı türlerini alabiliyorsunuz hatta şaşırıyorsunuz bile hangisini alsam diye. Mezhepler arasında birinin A dediğine diğeri B diyecek farklar yoğun değildir. Nüans denebilecek farklar vardır. Bu farklar dinin büyüklüğü ve kıyamete kadar yaşanacak olmasından kaynaklanıyor. Mezhepler arasındaki farkları yani müçtehitlerin yaptıkları çalışmaları daraltır veya alanını küçültürseniz yani onları rahat düşünemez duruma getirirseniz büyük oranda dininin yaşanılırlığını, hayatın içinde kaybolup gitmemesini de daraltırsınız. Bunun için mezhepleri bir rahmet noktası olarak görmek gerekiyor.
Sizin ve bizim gibilerin bir mezhep seçmesi veya beğenmesi diye bir şey yoktur. İlim erbabı kimselerin mezhebi olur. Biz, kendilerinden din öğrendiğimiz ulemanın peşinden gideriz. Onlar hangi mezhepten ise biz de o mezhepten sayılırız. Eğer siz mesela Siirt’ten İstanbul’a taşındı iseniz, Şafii ulemanın bulunduğu bir yerden Hanefi ulemanın bulunduğu bir yere intikal etmiş olursunuz ki, bulunduğunuz yerde Hanefi ulemasından yararlanmak daha kolay olur. Siz de Hanefi gibi hareket edersiniz. Bunun hiçbir sakıncası olmaz. Ama manavdan meyve seçer gibi, ulemanın fetvalarından fetva seçmek pek makul değildir. Allah, rızası yolunda olmaya bizi muvaffak kılsın.
Bu konuyu şöyle bir daire içinde ele alabiliriz: Bugün Mü'minlerin takip ettiği mezhepler olan Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik biiznillah bu ümmetin kendi itikadının ekseninde gelişmiş, dışarıdan bir etkinin bulunmadığı mezheplerdir. Bu mezheplerin tamamında Allah’ın kitabını ve Peygamber aleyhisselamın sünnetini en iyi şekilde anlama gayreti vardır. En başta imamları olmak üzere bu mezhepleri bugünkü çizgilerine getiren müçtehitler Allah için bir şeyler yapma gayreti içinde olmuşlardır. Tarih boyunca mü'minlerin mezhepler hakkındaki şahitlikleri bu şekilde olmuştur. Dolayısıyla bu dört mezhepten birinin abdest ve namaz gibi bir ibadette Allah’ın hükümlerine aykırı olacak bir uygulama yoktur. Evet, farklılık denebilecek noktalar bulunur ama bu farklılıklar o ibadetin esasına zarar verecek seviyede olmaz. Bu nedenle deriz ki, bir ibadeti eda ederken bir müçtehidin veya mezhebin çizgisinde kalmak gerekir ki ibadet ciddiyeti zarar görmesin ama aynı ibadetin diğer mezhepteki farklı denebilecek “ayrıntıları” o ibadetin geçersiz olması gibi bir sonuca asla götürmez. Bugün şu mezhepte böyle, öbür mezhepte böyle dediğimiz ibadetlere ve özellikle de namaza ait meselelerin tamamı Ashab-ı Kiram döneminden beri bulunmaktadır. Başta Ashab-ı Kiram olmak üzere bu ümmetin büyükleri birbirlerinin arkasında namaz kılmakta idiler. Onlar bazı ayrıntılarda abdesti farklı olabileceğini bildikleri halde birbirlerinin arkasında namaz kılmakta sakınca görmediler. Bizim onlardan daha iyi ve takvalı bir namaz kılmayı iddia ederek böyle bir ayrıntı üzerinden birbirimizin arkasında namaz kılmamamız ümmet olma şuurumuza ters düşecektir. Yapılan iş, namaza göstereceğimiz hassasiyetten değil taassubumuz ve kör taklit zevkimizden kaynaklanıyor olacaktır. Ashabı kiramdan Abdullah bin Ömer radıyallahu anhümanın, Haccac gibi birinin arkasında bile namaz kıldığı rivayet edilmektedir. Ehlisünnet itikadının en önemli ilkelerinden biri, ümmetin birliği ve namaz ciddiyeti açısından bakarak fasık olan birinin arkasında daha namaz kılmak gerekir ilkesidir. Bu nedenle başka bir nedene dayanmadan sadece mezhep farkını ileri sürerek namazın sahih olmayacağı iddia etmenin tutarlı bir tarafı yoktur.
Mezhep değiştirmek, özellikle fıkhi konularda ciddi bir karar gerektirir. Ancak mezhep taklit etmek caizdir ve özellikle ilmi derinliği olmayan kişiler için bir mezhebe bağlı kalmak en güvenli yoldur. Şu an yaşadığın kafa karışıklığı, aslında mezheplerin içtihat farklılıklarından kaynaklanıyor. Mezheplerin her biri kendilerine göre sahih delillere dayanmaktadır. Âlimlerin asırlardır tartışarak tahlil ettiği fıkhî konuları bağlamlarından kopararak hadis/ler üzerinden anlamaya çalışmak kafa karışıklığına sebep verebilir. Şu anki ilmi seviyende bir mezhebe bağlı kalman senin için daha rahat olur. Şafiî mezhebine göre yaşamak seni çok zorluyorsa tekrar Hanefî mezhebine dönebilirsin. Çünkü din, yerine ve şartlarına dikkat etmek kaydıyla kolaylıktır, güçlük değil. Allah hayırlı kararlar vermeni nasip etsin kardeşim. Vesveseye kapılmadan ibadetlerine devam et.
Selamünaleyküm. Bir insan iman esaslarını kabul edip yaşadıktan sonra Mü'min olmanın gereklerini yerine getirmiş olur. Bu sözlerinden dolayı ona kâfir diyecek hâlimiz yoktur. Ama bu sözlerin durduğu sabit bir yer de yoktur.
O veya bir başkasının mezhep telakkimizi değiştirmesi söz konusu olmamalıdır. Eğer mezhep telakkisi bir iki fısıltı ile değişecek nitelikte ise zaten sıkıntı var demektir. İnsanların dinimiz, dinimizin temel başlıkları olan Kur'an, Sünnet, sahabe gibi başlıklara nasıl baktıklarını öncelikli olarak değerlendirmeliyiz. Elbette mezhep telakkisi kişi hakkında bilgi verebilir bir çizgidir ama dışımızda olmasını gerektirecek bir çizgi değildir. Sözünü ettiğiniz hoca kardeşimiz ile çok derinlemesine tanışmadık. Müslüman kardeşim olarak gördüm. Ziyaretime geldiği zaman temel meselelerimiz hakkında dertleştik ve mütalaalarda bulunduk. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
alim konusundaki diğer fetvalar
Mümin belanın peşinde koşmaz, belaya yatırım yapmaz. Âlim insanlar bile, o tür bilgilerle yollarını sapıtmış olabiliyorlar. Sizin bir kere onlarla vakit geçirdiğiniz için istiğfar etmeniz gerekir. İkinci olarak da Kur'an okumak, ilmihal öğrenmek gibi önceliklerinize yönelmelisiniz. Hocanın böyle yoğun bir dönemde öyle konulara ayıracak vakti yoktur. Allah yardımcımız olsun.
Allah yolunda hizmet edenlerin birbirlerinin terazisi gibi olmaları doğru değildir. Zikrettiğiniz zat, selefi tercihlerle hizmet eden biridir. Allah Teâlâ hepimizi rızasına muvafık yaşamakla müşerref kılsın.
Allah Teâlâ ona rahmet etsin. Vehbe Zühayli hocamız âlim bir zattı. İstikrarlı ve seviyeli eserler yazdı. Eserleri okunmalıdır ama belli bir seviyenin altına hitap etmiyor olabilir. Mesela en az bir ilahiyat düzeyi gerekebilir. O açıdan dikkat ederek okumanızı tavsiye ederiz.
Temiz bir kâğıda yazılması ve tıbben sakıncalı olmayacak bir uygulama için yapılmasında sakınca yoktur. Kadim âlimlerimiz arasında bunu caiz görenler olmuştur.
İmam Beyhakî rahmetullahi aleyh hicri 458’de vefat etmiş büyük bir hadis âlimidir. Sünen-i Kübra, Marifetü’s-Sünen, Şuabu’l-İman, Delailü’n-Nübüvve gibi çok değerli hadis kitaplarının müellifidir. Aynı zamanda da fakih ve usul âlimidir. Eserleri kimi zaman zayıf hatta mevzu hadisleri de ihtiva etmektedir. Bu nedenle Buhari gibi âlimler düzeyinde görülmemiştir. Zaten Beyhakî’nin eserleri belli bir ilim seviyesi olanlara hitap edebilecek eserlerdir. Allah Teâlâ ona rahmet etsin.
Bir kere kullanılan sözlerin doğru olmayan şeyler olması durumunda ortada bühtan vardır. O da aharmadır; kime olursa olsun. Bunun haricinde kamuya mal olmuş kişilerin, kamuya mal olan ve kamuyu ilgilendiren konularını tahkik etme ve onların diğer özel hâllerini irdelememe kaydı ile gıybet edilmeleri bildiğimiz gıybet değildir.