Fetva Meclisi
Soru
Biz dört erkek kardeşiz. Babam son yıllarında iyice çekilmez olmuştu. Kardeşlerim ben nasıl olsa bakıyorum diye onunla ilgilenmediler. O da şahitler getirip malını bana vasiyet etti. Şimdi öldü. Kardeşlerim vasiyetle babamın da benim de günaha girdiğimizi söylüyor ve haklarını istiyorlar. Siz bu duruma ne dersiniz hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
Babanızın o öldükten sonra uygulanmak üzere yaptığı vasiyette erkek çocuklarına belirlediği miktarın hiçbir bağlayıcılığı yoktur. O vasiyeti kabul etmeyerek de günaha girmezsiniz. Bilakis erkek kardeşleriniz haram mal almış olurlar. Kur'an'ımızın size tanıdığı hakkı vasiyete rağmen alın. Vermezlerse hakkınızı helal etmek zorunda değilsiniz.
Allah annenize rahmet etsin, size de sabırlar ihsan etsin. Babanızın durumunun iyi olması mirastan pay almasını değiştirmiyor. Onun feragat etmesi dışında hakkı haktır. Soruda erkek kardeşten söz etmiyorsunuz. Bu nedenle size iki türlü cevap vereceğiz. Erkek kardeşiniz varsa o, yüzde 37,5, kızlar yüzde 37,5 aranızda bölüşeceksiniz. Babanız da yüzde yirmi beş alacak. Erkek kardeş yoksa babanız yüzde yirmi beşi alacak, gerisini siz kızlar bölüşeceksiniz.
Yasal rüşt çağına gelmiş ve mahkeme kararı ile üzerine vasi tayin edilmemiş bir insanın malını hiç kimse tasarrufunda tutamaz. Onlar size, “benim malım senin tasarrufunda olsun” diye vekâlet vermedikçe sizin yaptığınız yanlıştır. Zarar ederler veya etmezler, o sizin sorumluluğunuz değildir. Onlara ait ne varsa resmi yollarla devredin ki töhmet altında olmayasınız. Şu ana kadar yaptığınız iyiliği de Allah rızası için sayın.
Bu sorunun böyle uzaktan çözülmesi mümkün durmuyor. Sizin muhakkak bir mirasınız vardı ama sizin reddi miras yapmanız da sizin bir hatanız olmuş. Şu anda yapacak bir şey yoksa ve siz de düzlüğe çıkmış iseniz unutun gerisini gitsin.
Bir kişi kendisine intikal eden mirastaki diğer hak sahiplerinin (mesela kız kardeşlerinin) haklarını gasp etmiş olması o malın ona gasp ettiği kadarı ile haram olmasını gerektirir. Onun vefatı ile bu malın çocuklarına intikal etmesi durumunda ise el değiştirmeyle haram mal helale dönüşmez. Çocuklarının veya varislerinin hakları gasp edilmiş hak sahipleri ile oturup sulh olmaları gerekir. Hakları gasp edilenlere dinen verilmesi gereken pay ne kadar ise onu onlara verirler. Rakamlar net tespit edilemiyorsa bir bilirkişi oluşturulur ve bilirkişinin belirlediği onlara verilir. Böylece babalarından intikal eden mal onlara helal olur. Hak sahipleri de ölmüş ise onların çocuklarına yani mallarına varis olanlara bu mal verilir. Hakları verilmemiş olanlar, haklarını helal ediyorlarsa bir sorun yok demektir.
Vasiyet, ölümden sonraya bağlı olmak üzere bağış (teberru) yoluyla bir malı bir şahsa temlik etmek, bırakmaktır. Tanımından da anlaşılacağı üzere, vasiyet ölüme bağlı bir tasarruftur. Bir kişi, mal ve haklarının üçte biri üzerinde ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir, geriye kalan üçte ikisi vârisler namına korunmuş hissedir. (Buhârî, Vesâyâ, 3) Bir kişi, malının üçte birden fazlasını vasiyet etmiş olursa, bu vasiyetin geçerli olması vârislerin kabulüne bağlıdır. Kabul ederlerse vasiyet yerine getirilir, etmezlerse terekenin üçte birine tekabül eden kısmı ifa edilir, üçte birden fazlası vârislerin hakkı olarak kalır. Aynı şekilde ölen kişinin, vârislerden herhangi birine yapacağı mal vasiyeti, diğer vârislerin izni olmadıkça geçerli değildir. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.), “Allah Teâlâ, her hak sahibine hakkını vermiştir. Bu sebeple, vârise (vârislerden biri lehine) vasiyet yoktur.” (Tirmizî, Vesâyâ, 5; Ebû Dâvûd, Vesâyâ, 6) buyurmuştur. Buna göre kişinin eşine yaptığı vasiyet bağlamında iki durum söz konusudur: a) Başka mirasçısı olan eşlerin birbirleri lehine yaptıkları vasiyet, diğer vârislerin iznine bağlıdır. b) Başka mirasçısı olmayan eşlerin birbirleri lehine yaptıkları vasiyet geçerlidir. Bu durumda erkek, yarı hisseyi miras hakkıyla, kalanı vasiyetle; kadın ise dörtte birini mirasla, kalanı da vasiyetle elde eder. (el-Fetâva'l-Hindiyye, 6/117; Bilmen, Kâmus, 5/127, Bilmen, İlmihâl, 444)
baba konusundaki diğer fetvalar
Yanlış ve yersiz düşünüyorsunuz. Babanız bir hibe vermiyor ki diğer çocuklarına da vermek durumunda olsun. Babanızın yaptığına fıkıhta CUALE denir yani ödülle teşvik yapmaktadır. Hafız olan hediyeyi hak etmiştir, ona araba değil uzay aracı bile azdır, mübarek olsun. Siz neden, onun yaptığını yapmaya yeltenmiyorsunuz da aldığını almaya yelteniyorsunuz?
Allah Teâlâ hepimizi razı olacağı işlere erdirsin. Kadın, Allah’ın kulu olarak erkekten farklı değildir. Fıtratının gereği farklı olduğu birkaç alan dışarıda tutulursa kul ve insan olarak kadınla erkek aynıdırlar. Temelde böyle görülmelidir konu. Ümmetimizin bütün âlimleri, sahip olma ve tasarrufta bulunmada erkekle kadının aynı olduklarına ittifak etmişlerdir. Kadını bu hususlarda farklı gören bir âlim yoktur. Çünkü mesele Kur'an boyutunda aynı tutulmuştur, kimse farklı bir iddiada bulunamaz. Kadının mal ve para konusunda ne durumda olduğunu şu başlıklarda özetleyebiliriz: a. Kadının mirastan, hibeden, mehrinden ve çalışıp kazandığından birikimi olabilir. Bu birikim nakit para da olabilir diğer helal kullanılabilen menkul veya gayrimenkul yatırımlar, işletmeler olabilir. Malı olan bir kadın hiçbir engel olmadan malı üzerinde tasarruf edebilir. b. Müslüman kadın öğretmenlik, tıp, el sanatları, ticari işletmelerin bayanlar bölümü, din hizmetleri gibi alanlarda çalışabilir. Kadınlığı ve anneliği eritmeyen helal alanlarda çalışmasında sakınca olmaz. Yeter ki bu çalışma beraberinde harama hizmet, halvet gibi sakıncalar getirmesin. Tesettüründen taviz vermeden, velisi ve eşinin ön izni ile çalışırsa bu çalışması onu asi kul olmaya götürmez. Erkek veya kadın herkes her yerde her zaman Allah’ın şeriatına göre olmaya zaten mecburdur. c. Kadının geçimi açısından mali kaynak ele alındığında ise evleninceye kadar babasının onu geçindirmeye mecbur olduğunu bilmemiz gerekir. Anne olarak da geçimi çocuklarının üzerine görevdir. Eş olduğunda da kocası onu geçindirecektir. Kadının yuva yıkıcı, aile dağıtıcı bir durumu olmadığı sürece bu geçindirme ilkesi dinin teminatı altındadır. Hatta kadın normal çalışan bir kadın olduğunda bile eşi onu geçindirmek zorundadır. Boşanmış durumunda da iddeti bitene kadar eşi onu geçindirir. Baba, eş ve evlat sahibi olmayan kadının geçimi onun miras bağı kurulabilecek akrabaları üzerinedir, yine kadın boşlukta değildir. d. Kadın, olağanüstü ihtiyaç durumundaki çocukları, anne babası ve dede ninelerinin geçimini üstlenebilir. e. Kadının malına eşinin hiçbir şekilde müdahale hakkı yoktur. Erkeğin KAVVAME hakkı içinde kadının malına karışma maddesi yoktur. Kadın malını harcarken bir harama, israfa harcamıyorsa bir başkasına danışmaya mecbur değildir. Bu sormama kuralına eşi de dâhildir. Kadın malı ile alakalı konularda eşine karşı bir eksiklik oluşturmadığı sürece izni dâhilinde iş yapmak zorunda olmaz. Genel kurallar bu şekildedir. Allah Teâlâ erkeğimizle kadınımızla hepimizi helal ve bereketli mal sahibi olmaya kavuştursun.
Bir insan öldüğünde onun borçları terekesine yani geride bıraktığı malına kalır. Malı borçlarına yetmiyorsa, çocuklarının o borçları ödeme mecburiyetleri yoktur. Babalarına iyilik yapmış olmak için öderlerse onlar adına bir fazilet olur.
1- Çocuk doğduktan reşit olana kadar baba onun velisidir. Aklı veya benzeri bir ehliyet sahibi olmasına mani engeli varsa o engel kalkana kadar yine velisidir. Veli ise velisi olduğunun üzerinde tasarruf hakkına sahiptir. Bu velilik hakkı, akıllı, Müslüman bir baba için geçerlidir. Aynı şekilde baba mal üzerinde savurgan harcama yapan biri ise bu velayet hakkı ondan alınır. Baba çocuğunun malı üzerinde velilik hakkını kullanırken maslahatı gözeterek kullanır. Sınırsız bir hak sahibi değildir. 2- Muhtaç ve kazanamayan bir baba çocuğunun malından yer, bundan dolayı da günaha girmez, çocuğu da vermemezlik edemez. Baba, muhtaç durumda değilse çocuğu küçük olsun büyük olsun malından alamaz. Cumhur ulemanın görüşü bu şekildedir.
Allah babanıza rahmet etsin, size sabır ve afiyet versin. Mal ve cinsellik imtihanının etrafında bu kadar kolay dolaşılabileceğini zannetmemelisiniz. Anneniz yanlış yönlendiriyor sizi. Bereketi kaybetmeyelim derken asıl bereket olan kardeşliği ve huzuru kaybedebilirsiniz. Bizim şahit olduğumuz sayısını hatırlayamadığım kadar çok olan örneklerde bu tür duygu ve temennilerin mahkeme kapılarında eridiğini biliyorum. Size tavsiyemiz şu şekildedir: - Babanızın size bıraktığı malı Şeriat’ımıza göre aranızda taksim edin. - Yaptığınız bu taksimi muhakkak devlet mahkemesi nezdinde tescil edin, sözlü olmasın. - Bu tescilden sonra babanızın işini devam ettirirken kardeşler olarak sanki yabancıymışsınız gibi ortak olmanız mümkündür. Allah yardımcınız olsun.
İnsan ölünce bıraktığı malında dört hak oluşur: • Cenazesinin hazırlanıp defnedilmesi • Varsa borçlarının ödenmesi • Varsa üçte biri aşmayan vasiyetinin yerine getirilmesi • Bu görevlerden sonra geriye kalan malının mirasçıları arasında taksim edilmesi Miras taksimi, ölümden sonra olur. Ölmüş olmak şarttır. Ölmeden önce malı taksim etmek ise miras bölüştürmek değil HİBE ETMEKTİR. Çocuklarının kendisinden sonra kavga edebileceklerini, kendisi hayatta iken başarmalarını görmek istemesi, çocuklarının şeriat dışında bir sistemle malı bölmeye kalkışacaklarını anlaması gibi nedenlerle sağlığında malını çocuklarına bölüştürebilir. Bu bir hibe etme işlemi olur. Hibe etmekte de hiçbir sakınca yoktur. İnsan yabancısı olanlara dahi hibe yapabilirken kendi çocuklarına çok rahat yapabilir. Kendi sağlığında malını çocuklarına taksim eden birisi mirasta olduğu gibi kıza bir erkeğe iki şeklinde vermez. Erkeklerle kızları eşit tutar. (Sadece Hanbelî mezhebi âlimleri mirastaki gibi yapar demişlerdir.) Baba hayatta iken çocuklarına yaptığı bu hibeden dönmek isterse bu hoş olmamakla beraber makul bir gerekçeye dayanarak mesela çocuklarının malı heba etmeye başladıklarını gördüğünde hibesinden dönebilir. Hanefi mezhebi âlimleri dışındaki ulema bunu caiz görmüşlerdir.