Fetva Meclisi
Soru
Buhari’de, 'suret bulunan eve melek giremez' hadisi mevcut. Bizler evimize şehadet takvimi, dava ile ilgili afiş, Fatih Sultan Mehmed’in fetih tablosu vb. tabloları asıyoruz. Bununla beraber çocuklar için batının öne sürdüğü çizgi film kahramanları yerine Nasreddin Hocalı perdemiz var mesela. Aslında şehitlerimizin ve kahramanlarımızın resimleri hem bizlerin zihninde hem de çocukların zihninde köklerimizi sürekli diri tutuyor. Ancak bu hadisle çelişmekten Allah’a sığınırız. Bu konuda bize yardımcı olur musunuz?
Cevap
Benzer fetvalar
Suret bulunan eve rahmet meleklerinin girmeyeceğine dair bilgi kaynağımız sahih hadisi şeriflerdir. Herhangi bir âlimin içtihadı veya benzeri tartışılabilecek bir bilgi değildir. Ancak 'SURET'in ne olduğu konusunda ulemamızın farklı görüşleri vardır. Büyük bir bölümü bunu bildiğimiz resmin her çeşidi olarak anladığı gibi bazı muasır âlimler de heykelcik şeklinde olan suretin haram suret olduğunu söylemektedir. Onların anlayışına göre de bizim RESİM olarak tarif ettiklerimiz bu yasağa girmemektedir. Özetleyecek olursak resim konusunda şu ilkelere dikkat etmeliyiz: a- Zorunluluk olmadıkça evlerimizin, işyerlerimizin duvarlarına insan ve hayvan resmi asmamalıyız. İnsan ve hayvan resmi dışındaki resimler için bir yasak yoktur. b- Eğitim, öğretim maksatlı resimler için bir zaruret varlığı söylenebilir. Çizgi filmler de buna dahildir. c- Özellikle heykelcik şeklini alan oyuncakların ve benzeri malzemenin bu ihtilafa girmediğini, onları kullanmaktan sakınmak gerektiğini bilelim. d- Yasak olan resmin teknik boyutu şöyledir: Elimizdeki resim, o canlının yaşayabilecek hali olmalıdır. Mesela kafası kopuk bir resim veya Mekke'de namaz kılan cemaatin toplu görüntüsü gibi bir iki metre mesafeden bakıldığında erkek mi kadın mı olduğu anlaşılamayacak kadar küçük resim gibi...
Çocuklarımızın meleksiz bir odada bulunmaları doğru mu ki onların odalarında caiz olsun? İki hususu dikkatinize sunmak isterim. Birincisi, meseleye sadece resmin haramlığı açısından bakma hususudur. O sözünü ettiğiniz resimlerin, çocuklar üzerinde akideden aile ilişkilerine kadar ne denli etki yaptığını araştırmalıyız. En küçük örnek olarak şunu kaydedebiliriz: Bizim için pis hükmünde olan domuz ve köpek, o resimler sayesinde 'cici' seviyesine yükselmektedir. Bu bizim için bir kayıptır. İkinci husus da, çocuklarımızın eğitiminde keşke boşluk bırakmamayı becerebilsek de resimlere güvenme yerine mübah olan imkânlarımız yeterli olsaydı! Maalesef oyuncak, resim ve benzeri şeylerle annelik, babalık, öğretmenlik boşluğumuzu dolduruyoruz. Bu tür malzemelerin eğitim için şart olduğunu bize öğretenler, doğurduğunu cihat aşkı ile büyütmekten mahrum batılıların teselli için çizdikleri domuz resimlerine sığındıklarını görmezden geliyorlar. Allah yardımcımız olsun.
Bir kere, bu konudaki hassasiyetimizi sıfırlamayalım. Bu ilkemiz olsun. İkinci olarak da bari resmin konusu müstehcen ve akideye zarar verecek şey olmasın. Üçüncü olarak da bir metre mesafeden bakıldığında ne olduğu anlaşılmayacak küçük resimler olsun. Dördüncü olarak da sadece baş gibi canlı olsa yaşayamaz şekilde parçalardan oluşsun. Böylesi belki…
Sözünü ettiğiniz hadis Buharî ve diğer hadis kitaplarında vardır. Hadisin özü şu şekildedir: Allah Teâlâ bir yere salgın hastalık verir de bu hastalığa yakalanan bir Müslüman, hastalık başkalarına da bulaşmasın diye özellikle bulunduğu yeri terk etmezse, bu şuurlu davranışın karşılığı ona ölmesi durumunda şehit sevabının verilmesi olur. Buharî’nin rivayetlerinde de konu ŞEHRİNİ TERK ETMEZSE şeklindedir. Evde bulunma Buharî’de yoktur. Hadis, Müslüman’ı başkalarına hastalık bulaştırmamayı öğütleme üzerine kuruludur. Bizim hastalık sahibi olmadığımız hâlde hastalık ihtimalinden dolayı evlerimizde beklememiz, bugünkü tıp bilgilerinin gereği olarak devlet ricali tarafından emredilmektedir. Bu emre itaatimiz için bu hadisin kullanılması gerekmez. Başkalarına zarar vermemeyi emreden pek çok nas, evde kalmamız için yeterli bir sebeptir. Bu hususta devletin yönlendirmesine itaat etmesi, Müslüman için bir zorunluluktur. Allah azze ve celle insanlığı düştüğü bu bataklıktan halas eylesin. Akıbetimizi hayır etsin.
Selamünaleyküm. Her iki alanda da, iyi niyet yeterli değildir; iyi niyetle başlayıp iyi niyeti sürdürmek gerekiyor. Bu da o meslek erbabının zorlandığı bir durumdur. Sözünü ettiğiniz hassasiyetlere dikkat edilerek sinema ve resim işi bir eğitim aracı olarak kullanılabilir.
Biz ne dersek diyelim niyetleri ve amelleri değerlendirecek olan Allah’tır. Kimsenin kalbindeki gerçekleri biz bilemeyiz ama Allah bilir ve kulun o niyeti ve ameli ile hak ettiğini verir. Biz kendimize bakmalıyız. Onların sınavı cepheler ve yaşadıkları ülkelerin sınırlarında idi. Bizim sınavımız da o ülkelerde yaşarken Allah’ın haramlarında nerede durduğumuzda olacaktır. Allah yardımcımız olsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Zekâsı tıp ilmi açısından uygun olan birinin kesinlikle tıp tahsili yapması gerekir. Zira tıp, Kur'an ilimlerinden sonraki en muteber ilimdir. Sözünü ettiğiniz gerekçelerin ve engellerin hiçbiri tıbbın lüzumunu örtecek düzeyde değildir. Allah'a emanet olun.
Kız çocukları, kundaktan çıktıktan sonra 'Müslüman Kız' gibi giydirilmelidirler. Belki bu, onların çarşaf ve benzeri kıyafetleri giymeleri anlamında değildir ama 'serbest' giydirilen bir kızın daha sonra 'kurallı' giydirilmesinin zor olacağına dikkat edilmesi gerekmektedir. Çok katı kuralların tatbik edildiği bir giyim de doğru değildir; nefrete neden olabilir. Bu bir imtihandır; ortasını bularak kazanmaya çalışacağız. Bu dönemde kız çocuklarımızı ciddi bir şekilde zorlayacak sorunların başında onların çevresini oluşturan akranlarının hatta kendi ailelerinden daha dindar gördükleri ailelerin kızlarının giyim kuşamlarındaki çarpıklıklardır. Bu manadaki kötü örneklik belki de dinde önder durumunda olanların kızlarının, hanımlarının giyim kuşamlarının örnekliği en az siyonizm baskısı kadar ağır bir baskıyı oluşturmaktadır günümüz aileleri için. Ama bu bir imtihan! Kızlarımızın kıyafetleri çarşaf veya abaye olmasın ama bedenlerini de teşhir etmesin. İsraf olmasın. Aylık kullanılıp atılmasın. Üzerinde küfrü simgeleyen işaretler bulunmasın. Erkekleri kışkırtan tarzda olmasın. Kızlarımız güzel giyinsin ama cinsel giyinmesin. Yedi sekiz yaşlarındaki henüz bebeklikleri geçmemiş kız çocuklarımızın düğünde giymeyi tasarladığı gelinliği hayal etmesi bir afetin işareti değil midir? Kızlarımız, aybaşı olmuş gibi görülmeye başladıklarında yavaş yavaş anneleri gibi giyinmelidirler. Bunun için de evlerimizde törenler yapılmalı, hediyeler alınmalı, övgüler yapılmalıdır. Anne baba, dede nine bu duruma mutlu olduğunu hissettirmelidir. Akrabalardan veya komşulardan bir fitneci de 'henüz erken, bırakın çocuğu' tarzında bir ifsat bombası kullanırsa onu da istiğfar edinceye kadar giriş-çıkış yasaklıları arasına koymalıyız. Çünkü böyle bir söz bütün emeklerimizin boşa gitmesini doğurabilir. Kızımız aybaşı olduktan sonra ya da aybaşı olmadı ise de on beş yaşından gün aldıktan sonra artık annesi gibi ya da mü'minlerin anneleri gibi giyinmeye mecburdur. O giyim de şudur: - Kızımızın bedenine ait ayrıntılar belli olmayacak. İnce, dar veya cinsellik yansıtan bir yönü olmayacak. - Giyimin kendisi bir ziynet ise üzerine bir dış kıyafet ilavesi ile namahremlerinin yanına çıkacak. Çocuklarımızı yetiştirmemizi sakın cihattan aşağı bir iş görmeyelim. Bilakis asrın cihadı onları yetiştirmektir. Hele hele kız çocuğu... O var ya o, bir cennet muştusudur. Her baba her anne şunu bilsin: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, üç kız çocuğu yetiştirene cennet vadetmiştir. Ancak kız çocuğu yetiştirmek onun lisanında, medreseye göndermek veya doktor yapmak değildir. Kızı, ona ümmetten olacak mücahitler yetiştirecek iffet abidesi yapmaktır. Cihat budur. Cihat budur. Cihat budur. Rabbim, bize bu çetin mücadelede yardım etsin.
Bu tür bilgiler yönlendirici, bağlayıcı değer taşımaz.
Bunu tıp uzmanlarıyla görüşmeniz gerekir; onların uygun görmesi halinde dinen bir sakıncası olmaz.
Bir doktor muayenesinden geçmeniz yararlı olacaktır. Daha çok doktorlukla ilgili bir duruma benziyor. Geçmiş olsun.
a- İmzaladığınız anlaşmaya sadık kalmak zorundasınız. Bir önceki işçinin veya mesai arkadaşınızın sizden farklı bir ücret alması gibi dengesizlikler sizin haklı olmanızı gerektirmez. Siz imzanızın esirisiniz. b- Kazançta gizli saklı yapılan işler haramlık sınırındaki işlerdir.