Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm hocam Allah razı olsun verdiğiniz bilgilere. Hocam kısa ve öz bir soru sormak istiyorum size. Bildiğiniz gibi cemaatler bölünmüş durumda. Belli günlerde toplanıp sesli ve tempolu zikir yapıyorlar. Zikirde Ya Allah Ya Allah ve Allah Allah Allah olarak zikir yapıyorlar. Benim kafamdaki soru ise sünnete uygun mu, katılsam Allah’ın yolundan sapmış olur muyum?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Asla öyle bir şey yoktur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin zikri şu anda namaz olarak bildiğimiz, Kur'an olarak bildiğimiz şeylerdir. Sabah namazından sonra oturup tespih yapmaktır. Kendinize daha berrak yerler bulun, onlarla da tartışıp bir mü'mini üzmeyin.
Selamünaleyküm. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının yapmadığı hiçbir şey ibadet olamaz, ibadet değildir, kıyamete kadar da olmayacaktır. Def de ashabın ibadetlerinde yoktu, defle olsa olsa düğün yapılabilir, ibadet değil.
Selamünaleyküm. Dinimiz 'mış' üzerinden yürüyen bir din değildir. Bugünkü anlamda bir dansı zikir olarak anmak ne olabilir ki, onu ashaba mal edebilelim. Nefislerimize köle olmaktan Allah'a sığınırız.
Selamünaleyküm. Kıbleye yönelmeden namaz olmaz. Edep gereği de Kur'an okunurken baş kapalı olmalıdır.
Her iki konu hakkında da ashabı kiramın yaptıklarına dair açık ve sahih bir bir bilgi yoktur. Ancak günümüze kadar gelen bir silsile ile Müslümanlar arasında yapıla gelen gerek sesli zikir ve gerekse cemaatle topluca tesbihatı kavga konusu yapmanın yararı yoktur. Faydalı olduğunu düşünerek yapanlar arasında ulemadan da kimseler vardır. İhtilaflı konularda en doğru olan, Müslüman'ın hak bildiğini yapıp diğer kardeşinin yaptığını da tartışma konusu yapmamasıdır. Zira birbirimizle uğraşmakta yarar olmayan bir zamandayız. Yeter ki söz konusu olan şey Allah Teala'nın kati haramlarından biri olmasın. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. Filancadan irşad desteği almak şeklinde bir ifade ise doğrudur. Filancanın gücünü beyan eden bir ifadede ise sakınca vardır. Zikir yaparken veya Kur'an okurken sallanmak ashabı kiramda yoktu.
Ashabı Kiram konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Cehennem azabı görmeden cennete girme iddiası büyük bir iddiadır. Bunun ancak on kişi için olacağı düşünülebilir. İki şeyi de unutmamalıyız. Birincisi, bu hususlar üzerinde tahmin yürütmek caiz değildir. Bunlar gayba ait konulardır. Ancak hadislerde bildirileni bilebiliriz. İkincisi de, o gün esasen kim Allah'ın rahmetine erdi ise odur kazanan. O rahmete de en yakın duranların ashabı kiram olduğu gayet açıktır.
Allah'tan başka kimsenin kimse üzerinde bir tasarrufu yoktur. Hüküm Allah'ındır, tasarruf onun tasarrufudur.
Ashabı kiram için 'Allah hepsinden razı olsun/makamları cennet olsun' demek kadar yerinde bir söz olur mu?
Sahabiler de insandı. Cahiliye bataklıklarından gelip hidayete erdiler ve Allah’ın dinini en güzel şekliyle yaşadılar. Onların iyi Müslüman olduklarına Kur’an şahittir. Onların Ebu Cehil ve emsali küfrün azılılarıyla imtihan edildiklerinde, o imtihanı kazandıklarında şüphe yoktur. Daha sonra Allah onları iç sistemleri üzerinden imtihan etti, o imtihanda sıkıntı çektiler. Onların birbiriyle savaşmış olmaları hakkında iki şeyi iyi bilmemiz gerekir ki, doğru bir tespit yapabilelim: Birincisi: Sahabiler, ikiye bölünüp bir savaş yapmadılar. Onların döneminde gelişen siyasi olaylardan ötürü gelişen ortamda, onlar da vardı. O dönemin ileri gelen Müslümanları oldukları için savaş onlara mal edildi. Kesin bir rakam bilmemekle beraber, savaşan iki grupta sahabi oranının yüzde onun üzerinde olmadığı söylenebilir. İkincisi: Sahabilerin savaşmalarını, babaları öldükten sonra aralarında miras taksimi yapan iki kardeşin dövüşüne benzetemeyiz. Gelişen siyasi olaylar karşısında, İslam adına ne yapabileceklerini ortaya koydukları bir zeminde sertleşme olmuştur. Yani bu bir ictihat meselesidir. Doğrunun niteliği üzerinde ictihat etmişler ve herkes ictihadını güçlü bir şekilde savunmak istemiştir. Gelişen olayların başka türlü kontrol altında tutulmasının mümkün olmadığını düşündüler. Onlardan asırlar sonra, elimizde açık belgeler bulunmadan, onları yargılamamız akıllıca değildir. Onların bize dinin intikal etmesinde katkısı olan iyiliklerini anar, varsa hatalarını Allah’a havale ederiz. Allah hepsinden razı olsun.
Allah onlardan razı olsun, ashabı kiramın öyle bir zikir yaptığına dair bir bilgi bize ulaşmamıştır.
Dinin ve dindarın garip olması “yok olması, sıfır olması” değildir. Allah’ın izni ile ne din ne dindar kıyamete kadar sıfır olmaz. Öyle bir şey olsa o, kıyamet vaktinin tamam olduğunu gösterir. Görsel olarak bir azalma, kenarda kalma durumudur söz konusu olan. Bu durumu da hayatın farklı alanlarında incelememiz mümkündür: - Bu ümmetin ilk ve orijinal nesli olan Ashabı Kiram ya da selef imanının/iman tarzının yalnızlığa terk edilmiş olması, onun yerine daha sonraki idraklerin rağbet görmesi, - İslam Şeriatının tatbik edilemiyor olması, - İbadetlerin gitgide azalan bir düzeyde ihmal ediliyor olması, - Ahlâkın, yabancıların yani bu ümmetten olmayanların ahlâkına benzemesi ve bunda da sakınca görülmemesi, - Allah’a davet eden âlimlerin ve davetçilerin yalnızlığa itilmesi, kimsesiz kalmaları, - İlmin geçim kaynağı olmayı aşamaması, Allah için bir ibadet niteliğinin kaybolması, - Mü'minler için bir iman meselesi olan VELA/BERA yani mü'min mü'min iledir, kâfirlerden uzaktır itikadının zayıflaması gibi göstergeler üzerinden dinin ve dindarın garipliği izlenebilir. Allah Teâlâ muhafaza buyursun, böyle bir olguyu sakıncası olmayan bir gelişme olarak görüp kabullenmek bir beladır. Böyle bir dönemde yaşamayı Allah’ın bir imtihanı olarak görüp himmet ve çalışmayı arttırmak ise biiznillah imtihanı kazanmaktır. Allah’tan kazanan kullarından olmayı bize kolay kılmasını dileriz.