Fetva Meclisi
Soru
İsrailoğulları Mısır’dan toptan mı çıktılar? Orada kalan oldu mu ya da Firavun boğulunca Mısır kime kaldı?
Cevap
Benzer fetvalar
Toplumsal bozulma, imanı terk etme Musa aleyhisselam zamanında da vardı ama kitlesel değildi. Süleyman aleyhisselamdan sonra kitlesel duruma ulaştı. 1. Önce şirk içlerinde yayıldı, ona sessiz kaldılar. Ardından da şirk onları bir ur gibi sardı. 2. Ardından Allah’ın ahkâmını gizlediler. 3. Cinlere tapınma ve sihir ile iştigal başladı. 4. Faiz başta olmak üzere hırsızlık ve hilekârlık yayıldı. 5. Emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i anil münker uygulanmadı. 6. Sözlerinden caydılar ve bu durumu hata olarak görmediler. Sonunda da bildiğimiz o kavim ortaya çıktı.
Firavunlar zamanında gemi yapıldığı doğrudur. Kehf suresinde bahsedilen gemiden bu anlaşılmaktadır. Ancak Mısır'lılar, Nuh aleyhisselam'dan asırlar sonra gelmişlerdir. Nuh aleyhisselam ile Mısır'lılar arasındaki zamanın ne kadar olduğunu Allah’tan başkası bilemez. İbrahim suresinin 8. ve 9. ayetlerinde bu incelik dikkat çekmektedir. Nuh aleyhisselam'ın gemi yaptığı kesin olduğuna göre Mısır'lıların ilk gemiyi yaptığı sözü boş bir söz olarak kalır. Zira Nuh aleyhisselam gemiyi Allah’ın emri ve öğretmesi ile yaptı. Ondan önce de bir gemi yapılmış olabilir ama elimizde belge yoktur. Tarihi bulguları Kur'an âyetleri ile karşılaştırıp âyetleri test edecek değiliz.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin on muharremi bağladığı konu, Firavun’un boğulması konusudur. Bunun haricindekilere kaynak aramak, asıl mecrayı değiştirmek olur. İlgilenmemek gerekir.
Allah sizden razı olsun, dikkatli dinlemişsiniz. Evet, ‘onu olduğu gibi şer zannetmeyin’ emri vardır ortada. Âyet geldi, Kur'an âyeti ile tertemiz olduğu anlaşıldı, ailesi güçlendi vb. pek çok hayır sayabiliriz. Asıl bilmemiz gereken ise bunlar değildir. Bizim başını ve sonunu bilmediğimiz bu olaylar dizisinde Allah Teâlâ’nın sakladığı hikmetlerdir asıl olan. O hikmetleri ancak, Allah’a ve hikmetlerine teslim olanlar kavrayabilirler. Sonra da rahat ederler. Özet olarak şunu söylememiz mümkündür: O olayı, o günkü sınırları ile kavramaya çalışmayın. Asırlar öncesinden asırlar sonrasına taşınacak büyük bir olayın parçası olarak görün.
Yahudiler, öncelerinde Firavun sisteminde ezilmeyi benimsemişlerdi. Musa aleyhisselam onlara izzetli bir hayatı teklif edince onlar, sonunda kölelik de olsa rahat olanı tercih ettikleri için Musa aleyhisselam ile cihat etmeye yanaşmadılar, onları izzetli olmaya çağıran peygamberlerini yalnız bıraktılar. Âyetlerde anlatılanın özeti budur.
Hayır, aksine daha çok derdi olur kimi zaman, derdi olmaz sözü geçerli değildir. Fark olarak ne olur? O salih insan, asıl hayat olarak ahireti hedeflediği için, dünya hayatının başına getirdiği acılar ve sıkıntılardan dolayı çökmez. Şöyle anlamaya çalışın: Evinden çıkıp iki km yürünecek bir yola gidenin yorulacağı nokta kaç metredir, iki yüz km yürümek için evinden çıkan birinin yorulacağı nokta kaç km olur? İkisi de aynı yolu aynı bedenlerle yürürler ama biri, iki yüz km gitmek için girdiği yolda beş yüz metrede iken mola vermez. Verse yolu bitmez. Ama iki km gitmeyi planlayan, her iki yüz metrede bir çay molası verebilir. Bizim durumumuz aynen böyledir. Rabbi ile buluşmayı, Firdevs cennetinde olmayı samimi bir şekilde arzu eden için ara yerlerdeki levhalara takılmak olmaz. Elbette mü'min, “ben dünyada kalmak istiyorum” diyen insan değildir, herkesin derdi cennette olmaktır ama Allah’ın bazı kulları bu arzularını adeta evlerinin duvarlarına bile inandırdılar, bazı kulları da kendileri bile ne istediklerinin farkında değildirler. Allah yolunda iken bu dünyanın çilelerine takılıp kalmak veya yola devam etmek böyle bir şeydir. Bu da bir eğitim meselesidir. Ve çok yüksek oranda bir çevre meselesidir. Kimlerle oturup kalktığından, soluduğun havaya kadar her şey buna etki eder. Rabbim hepimize kolay etsin.
araf konusundaki diğer fetvalar
Reenkarnasyon, bir insan ölünce onun ruhunun başka bir insana geçmesi ve önceki insandaki karakterler üzerinden yeni kişide devam etmesi şeklinde bir felsefedir. Eski zamanlardan beri bazı cahiller buna inanmaktadır. Bu iddia açık bir küfürdür, bilerek buna inanan da kâfirdir. Böyle bir iddiada ilk yaratma âyeti (A’raf, 172) üzerinden Kur'an’ı inkâr bulunmaktadır maazallah.
Şöyle anlamaya çalışın: O anda gelen “iman, itaat” emrine ilk teslim olan olmak.
A'raf vardır, sahih bilgilerle sabittir. A'raf, cennet ile cehennem arasındaki bir yer adıdır. İyilikleri ile kötülükleri denk gelenlerin orada bekletileceği ile ilgili bilgi de A'raf hakkındaki farklı bilgilerin en sağlıklısıdır. Şunu tespit edebiliriz: Bizzat Peygamber aleyhisselam tarafından ayrıntısı bildirilmeyen pek çok konuda farklı görüşler, tahminler yürütülmüş olabilir. Bunların bir itikad konusu gibi görülmeleri doğru olmaz. Bu meselede de geniş açıklamalar yoktur. Bildiğimiz gayet sınırlıdır. Şunu da ilave edebiliriz: Orada bekletilenlerin sonunda cennete konacakları bilgisi de elimizde mevcuttur. Bu tür meselelerde ileri geri teori yürütme yerine kendimizi cennet dışındaki bütün ihtimallerden kurtarma gayreti içinde olmamız daha doğru ve akıllıca bir tutum olur. Rabbim yardımcımız olsun.
Öncelikle bu durumunuz ne zamandan beri var, sizce ne oldu da bu düşünceler oluştu, bu ve benzeri soruları sorarak bu hislerin bir geçmişini inceleyiniz. Bazen çok basit cevapları olabilir. Örneğin hayatımıza birçok şeyi iyi yapmaya çalışan bir arkadaş girmiştir ve biz kendimizi fark etmeden bu düşüncelerde bulabiliriz. Elbette bu sizin hayatı yorumlayışınızdan ve geçmiş yaşantılarınızdan bağımsız değil. Bir diğer konu, birçok şeyi eksiksiz ve tam yapmaya çalışan biri misinizdir? Bazen mükemmeliyetçilik bizi yaptığımız işleri yetersiz, tam olmuyormuş gibi gösterir. Yarım yamalak yapıyorum zaten dediğimiz işlerden de çoğu zaman keyif aldırtmaz. Oysaki yapabildiğimiz kadarını takdir etmek, sevinebilmek ve daha iyisi için de niyet ve gayret etmek uzun vadede sizi istediğiniz hayata yaklaştırabilir. Tam burada sizi büyüten ebeveynleriniz sizi büyütürken yaklaşımlarını dikkatlice hatırlayıp varsa bununla ilgili okumalar yapabilirsiniz. Yeterince iyi olursam sevilirim ya da kabul görürüm inancı ileriki zamanlarda yeterince iyi olursam Allah beni sever, dinim tam olur, ibadetlerim kabul görür gibi düşüncelere evrilebilir. Sadece dini anlamda değil hayatının diğer alanlarında da bu duygular geliyorsa örneğin ödev hazırlarken de aynı şeyler yaşıyorsanız ya da başka durumlarda, uzman desteği alabilirsiniz. Kendimize yönelik benlik anlayışımız bizi ya ilerletir ya da geriletebilir. Örneğin çok başarılıyım zaten yemek konusunda yeterliyim dediğimizde kendimizi hiç geliştiremeyiz zaten yeterli görürüz. Olumsuz benlik anlayışımız varsa, yemek konusunda zaten yapamıyorum deriz ve başarısız oluruz. İki türlü de davranış alanımızı daraltmış oluruz. Bu nedenle içinde bulunduğunuz an ile temas etmeniz önemli. Şu an ben buradayım, ne yapıyorum, iç dünyamda ne olup bitiyor fark ederek ve bu deneyimlere açık olarak yol alabilirsiniz. Rabbimiz her daim onun razı olacağı işlerde bulunmayı nasip etsin inşaallah.