Fetva Meclisi
Soru
Hocam, derslerinizde sürekli Allah dostlarından ve peygamberlerden örnekler verip sabrettiklerini ve bizim de öyle olmamız gerektiğini söylüyorsunuz. Ben şunu sormak istiyorum: İnsan iyi bir Müslüman olunca örneğin bel fıtığı olmaz mı, olsa da ağrısı mı olmaz? Ben bunu anlayamıyorum.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. İnsanların, neyi nasıl yaptığı ile uğraşırken yol alınmaz. Allah'ın ne emrettiğine bakarak yol almayı hedeflemeliyiz. Sözünü ettiğiniz konuda insanlar uzun bir zamandan beri o dar bakışa takılıp kalmışlardır. Onlarla mücadele etmenin anlamı yoktur. Herkes yoluna gitmelidir. Allah'a vesile aramak Peygamber aleyhisselam ve ashabının üzerinde anlaşılabilecek bir konudur. Tavsiyemiz şudur ki, hak bildiğiniz yöntemle devam edin, insanların gidişatına takılmayın, sizi alıkoymasınlar. Dualarınızı bekleriz.
Hayat, zorluk ve kolaylık gel-gitlerinin yaşandığı bir yerdir. Devamlı sıkıntı veya devamlı rahatlığın olduğu bir dünya yok. Dolayısıyla her ikisine de hazır bir halde yaşamımızı sürdürmeliyiz. Kişide bazen motivasyon düşüklüğünün verdiği sürçmeler olur. Önemli olan kişi tekrar esas değerlerine dönüş yapmasıdır. Dualarımızda hem dünyada hem de ahirette iyilik/hayr istemek zorundayız. Bu dengeyi kurarak yaşamak ölçümüz olmalıdır. Çevrende Müslümanlık derdini paylaştığın ve kaynaştığın dostların olsun. Aile bağlarının güçlü olmasına özen göster. Günlük bir sayfa da olsa Kur'an okumayı önemsemelisin.
Evlenmek, senin hayatını kökten değiştirecek büyük bir karardır. Fedakârlık güzeldir ama akıllıca ve sınırları belirli olduğunda… Senin de hakkın mutlu olmak, korunmak ve değer görmek. Bu hakkı gözeten bir evlilik olacaksa, Allah mübarek etsin. Ama olmayacaksa, sabretmen kayıp değil, rahmet olur. Doğru adımlar atabilmek için kalbinin sesine kulak verecek kimselerle değil de şu hayatın gerçeklerini dikkate alan ve senin iyiliğini düşünen kimselerle istişare et. Kalbin karışıksa ve istişareler netlik vermiyorsa, istihâre en sağlam yol. "Ya Rabbi, bu kul senin rızana uygun mu? Hayrımı oradaysa kalbimi oraya ısındır, değilse uzaklaştır." diye dua et. Kalbinin eğilimi, yolunu aydınlatır.
Tam bir fitne zamanında yaşıyoruz. İmanın fitneye kapılma ihtimali yüksek olan bir zamandır bu zaman. Buna göre de bir mü'min olarak ilk ve öncelikli vazifemiz, imanımızı korumak olmaktır. Başkaları ile ilgilenirken biz eriyor olabiliriz. İmanımızı, salih amellerimizi, mü'min çevremizi, cihat heyecanımızı, ahiret endişemizi eskitmeden korumakla başlayan bir görevimiz vardır. Bu bölümü teminat altına almalıyız. İkinci olarak da şunu bileceğiz: Biz kuluz. İnsanlar da bizim gibi kuldurlar. Kalplerimiz Allah Teâlâ'nın elindedir. Hidayet etmek onun işidir. Biz ses çıkarırız, yol alırız; neticeyi Allah Teâlâ verir. Sanki her sözümüz bir kişiyi hidayete erdirecek gibi bir beklenti içinde olamayız. Görevimizi iyi belirleyelim. Bizim görevimiz hidayete erdirmek değil hidayete davet etmektir. Bunu becerebilirsek gerisini Allah Teâlâ kolaylaştırır. Üçüncü olarak da şunu bileceğiz: İnsanlar sözlerden çok örneklerden etkilenirler. Biz iman iddiası olan mü'minler olarak iyi mü'min olma gayretinde olacağız. 'Bütün dünya fesada boğulsa ben tek başıma son iyi mü'min örneği olarak kalacağım' şuuru bize hakim olmalıdır. Başarı burada gizlidir. Anlatan, anlattığını kendi üzerinde örneklendiremeyen mü'min başarılı olamaz. Resmi görevli, memur mantıklı hocalık başarısızlık bir numaralı örneğidir. Bir başka temel husus da şudur: İnsanların kul olmaları ile alakalı derdi olanlar insanlarla mal ilişkisine girmeyecekler. Mal alıp verme ile sürdürülen ilişkilerin üzerine imani etki geliştirmek zordur. Ve özellikle Allah Teâlâ'nın bizi başarılı kılması için samimi dualar yapmaya mecburuz. Duamız kadarız biz, duamız! Rabbim muvaffak kılsın.
Aleykümselam. Mü'min, her çiçeği izleyen arı gibi olmalıdır. Kovanını unutmadığı sürece çiçekten çiçeğe dolaşmasında da sakınca yoktur. Bulunduğu çiçeğin üzerinde yapışıp kalan arı ise bal yapamaz. Kendinizi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden başka kimsenin bağımlısı görmemelisiniz. Kimseyi de hor görmemelisiniz. Hepimiz kuluz, kulluk yapmaya çalışıyoruz. Birbirimizin farklılıklarına tahammül etmeye de mecburuz. Sözünü ettiğiniz yerden size fayda olarak ne gelecekse onu alın. Biiznillah zarar da gelmez. Ortalama bir yol tutturmalısınız. Sabırlı ve sebatlı gidilen her yol neticede hayra ulaşır. Allah yardımcınız olsun.
Biz bir ümmetiz. Peygamber aleyhisselam efendimiz bizi bir vücudun parçaları gibi görmek istiyor. Yeryüzünün neresinde olursa olsunlar, mü'min kardeşlerimizle ilgilenmemiz, acılarını acımız bilmemiz imanımızın gereğidir. Bu bir hakikattir. Bu hakikat kadar önemli bir hakikat daha vardır ki o da sizin sorunuzun asıl cevabıdır. Bizim acıyan bir yerimiz, diğer organların sağlam olması veya olmaması ile de alakalıdır. Bugün Müslümanlar olarak, bulunduğumuz her yerde ümmet olarak bulunuyoruz. Bir yerde güç zâfiyetimiz oluşursa o yeryüzünün başka bir köşesinde yara olarak ortaya çıkabilir. Sadece bir yerde bile mü'min kalitesinde güçlü olabilsek, bu, diğer yerlerin sıkıntısının giderilmesi olabilir biiznillah. Bundan da anlaşılıyor ki, yaralı bölgemiz kadar biz de bir yara hissetmiyor olsak bile kendimizi güçlü kılmaya mecburuz. Bugün Türkiyeli mü'minler olarak, ayakta durmayı becerebilsek bu diğer bölgelerin de kurtuluşu demek olacaktır. Bu nedenle öncelikli vazifemiz acılarımıza ve acılılarımıza ağlamak hatta dua etmek değil bulunduğumuz yerde mü'min kıvamına ulaşmak için uğraşmaktır. Bu dua ile olabilir, sadaka ile olabilir, gayretle olabilir ama cihat şuurlu mü'min olmak diye de özetleyebiliriz bu düşünceyi.
ahiret konusundaki diğer fetvalar
Kardeşim, bir kadına zina ettiğini söylemek ahireti batırabilecek kadar ağır bir iddiadır. DÖRT ŞAHİT ile ispatlanmayan veya kendisinin itiraf etmediği bir zina isnadı dünyanızı ve ahiretinizi bitirebilir. Dört şahit bulmak ise neredeyse imkânsız gibidir. Zira bu konudaki şahitler sıradan bir şahit gibi tutulmazlar. Size tavsiyemiz şudur: Böyle bir şeyi gündeme getirmeden, başka sebeplerle ayrılmanın bir yolunu bulun. Siz de kurtulun o da ve muhtemel çocuklarınız da geleceğinizi bulandırmaktan kurtulsun, herkes kurtulsun. Ama şunu unutmayın: Zan üzerine bu iddiayı yaptı iseniz bile bile kendinizi helak ettiniz gibi bir şey yaşarsınız. Allah yardımcınız olsun.
Asla böyle bir şeyi göstermez. Çok iyi kullar da zorlu bir ölüm yaşayabilirler. Bu onların, kötü olmalarını göstermekten çok Allah Teâlâ’nın onların günahlarını temizleyerek ruhlarını almak için öyle yaptığını da gösterebilir. Ya da sevaplarını arttırmak istemiştir Allah Teâlâ.
İnsanlarla alay etmek haramdır. Haram bir günah olarak tevbe edilmedikçe kıyamet günü ateşle karşılık bulacaktır. Bu işi yapan biri muhakkak o kimseleri bulup onlarla helalleşmelidir. Onları bulamaz veya helallik vermezlerse çok istiğfar edip çok dua etmeli, onlar için çok sadakalar vermelidir. Bu bir kul hakkıdır, ahirete taşınırsa helalleşmek ibadetler üzerinden olacağı için durum vahimdir, bu biline!
Köpeklerin dolu olduğu bir alanda aval aval dolaşana köpeklerin saldırması kadar tabii ne vardır? Allah’ın rızasını kazanmak için çırpınan bir mü'min böyle şeylerle uğraşmaz, ilgilenmez, alaka göstermez. Siz elinizi uzatırsanız onu ve kolunuzu hatta sizi kaparlar. Basiretli olmak gerekir. Bizim vazifemiz Mehdi aramak değildir. O ne zaman gelirse zaten onun sesi ve kudreti hissedilecektir. İnternetten çağrı yapan Mehdi olmaz. Kendimizi hafif rüzgârlara bile kaptıramayız. İmanımız yerleri ve gökleri dolduracak bir iman olmalıdır. Siz boş bulunduğunuz için size dadanıyorlar. Dik durun. Gaflet görüntüsü vermeyin. İbadetlerinizi yapın. İşinizi yürütün. Çokça Kur'an okuyun. Çokça zikir yapın. Birilerini aramayın, yüreğiniz boşlukta bulunmasın. Allah’a emanet olun.
Evet, nemime/dedikodu ahlâk eriten, ahirette azap getiren bir felakettir. Ne yazık ki mübah iş durumuna getirilmiş ve günlük sakız gibi çiğnenir olmuştur. Allah Teâlâ hepimizi muhafaza buyursun. Nemimeye karşı şunları yapabiliriz: a. Nemime yapanı tasdik etmeyiz, onun dinlenebilir olmadığını ona hissettiririz. b. Ortamın ve ilişkilerimizin boyutuna uygun bir dil ve düzeyde ona yaptığının mü'mince olmadığını söyler, uyarırız. c. Ona Allah için buğz ederiz. d. Onun ilettiği bilgiyi yok kabul ederiz. e. Onun ilettiği bilgi üzerinden bilgi doğrulama sürecine girmeyiz ki, onun nemimesi başarılı olmuş olmasın. f. Kınadığımız nemimecinin maksadını gerçekleştirecek bir iş olarak “bana dediğine göre..” diye başlayan bir sözle nemime zincirine katılmayız.
Hayatı yanlış anlamak, baştan hata ile yol almak gibidir. Biz bu dünyada, bir nevi tatil yapmak için bulunan kimseler değiliz. Kâfirler öyle anlayabilir ve bize de onu aşılamaya çalışabilirler ama hayat öyle bir şey değildir. Hayat olduğu gibi imtihandır. İmtihan da onu yapanın iradesine göre gerçekleşir. Bizim irademize göre bir imtihan olmasını nasıl bekleyebiliriz? İmtihan bir kere, ana rahmi gibi bir yerden hayata başlamamızla kendini gösteriyor. O bile başlı başına bir derstir anlayabilen için. Yaşayabilmek için verdiğimiz mücadele bir imtihandır. Bizim gibi insan olanlarla hatta yakınımız olanlara olan geçinme mücadelemiz bir imtihandır. İbadet yapıp ahireti kazanma gayretimiz bir imtihandır. Sağlığı korumak bir imtihandır. Mal kazanmak, mala esir olmamak bir imtihandır. Hayat namına ne biliyorsak o bir imtihandır. Ve biz, bu imtihan için varız burada, sadece ve sadece bu imtihan için! Gerçeği görmezden gelmek kimseye bir şey kazandırmaz, kabul etsek de etmesek de gerçek budur. Allah Teâlâ büyük oranda imtihan sonuçlarını ahirete ertelediği için biz, kâfirleri keyfi yerinde görüyoruz. Eğer hayat, bu yedi kıtalı dünyadan ibaretse diyecek bir şey yoktur. Hayat asıl bu yedi kıtadan sonra başlayacaksa o zaman kâfirler sonsuzluğa kadar battı, bitti demektir. İmanın ne büyük bir nimet olduğunu takdir etmemiz lazımdır. Allah Teâlâ haşa, kullarının yaptıklarından gafil değildir, görüyor ve biliyor. Ama her şeyi hesap gününe erteliyor. Aman dikkat edelim de şeytan dalgın bir anımızı yakalamasın. Aman ha!