Fetva Meclisi
Soru
Hocam eşimden şüpheleniyorum. Mahkemeye versem nasıl ispat edeceğim, vermesem ne yapabilirim ben?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm.Öncelikle, o kişi ile muhabbetiniz sizi bir zinaya daha götürmesin, dikkat edin. Bari iki kere ölmeyin. Diktirme ve benzeri bir yalan sizi ömür boyu ezer; doğruyu söyleyin, o şartla evlenin. Tevbenizde de samimi olun. Allah korkusunu unutmayın. Allah kullarına merhametlidir, merak etmeyin.
Eşinizin hakkına girdiniz. İnsanlığınızı çiğnediniz. Ahiretinize zarar verdiniz. Şimdi ise büyük ve kesin bir tevbe ile Rabbinize dönün. Aslınıza sarılın. Evinize kapanın. İbadete verin kendinizi. Çocuklarınıza yapışın. İlim meclislerine iştirak edin. Rabbinize yönelin. Bedeninizi ve gözünüzü eşinizin dışındaki herkesten arındırın. Kimseye bu hususu açmayın, açtırmayın. Yıkanıp paklanmaya bakın. Beterin beteri bir akıbete karşı tedbirli olmalısınız. Bir zaman sonra içiniz rahat etmez, kalbiniz seccadede de huzur bulamazsa makul bir yolla ayrılmayı düşünün.
Bir kere, böyle büyük bir ayıp hakkında yüzde yüz bilgi sahibi olmalısın ya da o itiraf etmelidir. Bunu böyle bilin, maazallah iftira olursa yaptığınız büyük bir vebale girer. Eğer durum kesin ise bunun üzerine de mahkemeye müracaat etti iseniz, mahkeme ile beraber dini nikâh da bitecek zaten. Başka şahide gerek yoktur. Elinizi ve dilinizi bir hataya bulaştırmadan bu işi resmi yollarla bitirin. Allah Teâlâ size sabırlar ihsan etsin. Geçmiş olsun.
Selamünaleyküm. Günahlar hastalık gibidir, tedavisi uzun sürebilir. Eşinizi de hasta kabul edin, uzun süre iyileşmesi için mücadele edebilirsiniz. Sizin de sabretmeniz gerekiyor. Eğer sabretmezseniz onu şeytana doğru itersiniz. Hem sabredin hem de onun evine bağlı olması için diğer işleri iyi yapın, tatlı konuşun, nazik olun, kalbi size bağlansın. Çok dua edin.
Kıymetli kardeşim, evet kocanız bir hata etmiş, tevbe etmesi ve bu günaha bir daha dönmemesi gerekir. Fakat siz de eşiniz de dâhil olmak üzere gizli şeyleri araştırmamayı kendinize ilke edinin. Eşinizin beyanını esas kabul edip ona inanın. Onu affedin ve ailenizdeki mutluluk ve huzuru arttırmak için daha aktif bir yol tutmaya çalışın. Allah'a emanet olun.
Şunu bilesiniz: Siz yaratılmadan önce kaderiniz yazıldı. Eğer Allah size eş yazmadı ise kâinatta bir eş bulmanız mümkün değildir. Eğer Allah size bir eş yazdı ise dağlar birleşir ve siz o eşe kavuşursunuz. Şeytan sizi gereksiz yere yıpratıyor. Ne çevrenize bakın ne de içiniz sizi kemirsin. Rabbinize yönelin. İbadet yapın, çok Kur'an okuyun. Göreceksiniz, Rabbinizin sizi sizden çok daha iyi düşündüğünü anlayacaksınız. Yaşınız henüz çocuk denebilecek bir yaştır. Nereden ürettiniz bu düşünceleri. İnsanların ne dediğine bakmayın kızım. Bir başka husus da bu düşünceleri derinleştirirseniz bu sefer şeytan size haram olan işleri mubah gibi göstermeye yeltenir ve sizi iki yönden helak eder maazallah. Çok dikkatli olun, basiretli davranın. Allah yardımcınız olsun.
ahiret konusundaki diğer fetvalar
Hayır, aksine daha çok derdi olur kimi zaman, derdi olmaz sözü geçerli değildir. Fark olarak ne olur? O salih insan, asıl hayat olarak ahireti hedeflediği için, dünya hayatının başına getirdiği acılar ve sıkıntılardan dolayı çökmez. Şöyle anlamaya çalışın: Evinden çıkıp iki km yürünecek bir yola gidenin yorulacağı nokta kaç metredir, iki yüz km yürümek için evinden çıkan birinin yorulacağı nokta kaç km olur? İkisi de aynı yolu aynı bedenlerle yürürler ama biri, iki yüz km gitmek için girdiği yolda beş yüz metrede iken mola vermez. Verse yolu bitmez. Ama iki km gitmeyi planlayan, her iki yüz metrede bir çay molası verebilir. Bizim durumumuz aynen böyledir. Rabbi ile buluşmayı, Firdevs cennetinde olmayı samimi bir şekilde arzu eden için ara yerlerdeki levhalara takılmak olmaz. Elbette mü'min, “ben dünyada kalmak istiyorum” diyen insan değildir, herkesin derdi cennette olmaktır ama Allah’ın bazı kulları bu arzularını adeta evlerinin duvarlarına bile inandırdılar, bazı kulları da kendileri bile ne istediklerinin farkında değildirler. Allah yolunda iken bu dünyanın çilelerine takılıp kalmak veya yola devam etmek böyle bir şeydir. Bu da bir eğitim meselesidir. Ve çok yüksek oranda bir çevre meselesidir. Kimlerle oturup kalktığından, soluduğun havaya kadar her şey buna etki eder. Rabbim hepimize kolay etsin.
Asla böyle bir şeyi göstermez. Çok iyi kullar da zorlu bir ölüm yaşayabilirler. Bu onların, kötü olmalarını göstermekten çok Allah Teâlâ’nın onların günahlarını temizleyerek ruhlarını almak için öyle yaptığını da gösterebilir. Ya da sevaplarını arttırmak istemiştir Allah Teâlâ.
İnsanlarla alay etmek haramdır. Haram bir günah olarak tevbe edilmedikçe kıyamet günü ateşle karşılık bulacaktır. Bu işi yapan biri muhakkak o kimseleri bulup onlarla helalleşmelidir. Onları bulamaz veya helallik vermezlerse çok istiğfar edip çok dua etmeli, onlar için çok sadakalar vermelidir. Bu bir kul hakkıdır, ahirete taşınırsa helalleşmek ibadetler üzerinden olacağı için durum vahimdir, bu biline!
Köpeklerin dolu olduğu bir alanda aval aval dolaşana köpeklerin saldırması kadar tabii ne vardır? Allah’ın rızasını kazanmak için çırpınan bir mü'min böyle şeylerle uğraşmaz, ilgilenmez, alaka göstermez. Siz elinizi uzatırsanız onu ve kolunuzu hatta sizi kaparlar. Basiretli olmak gerekir. Bizim vazifemiz Mehdi aramak değildir. O ne zaman gelirse zaten onun sesi ve kudreti hissedilecektir. İnternetten çağrı yapan Mehdi olmaz. Kendimizi hafif rüzgârlara bile kaptıramayız. İmanımız yerleri ve gökleri dolduracak bir iman olmalıdır. Siz boş bulunduğunuz için size dadanıyorlar. Dik durun. Gaflet görüntüsü vermeyin. İbadetlerinizi yapın. İşinizi yürütün. Çokça Kur'an okuyun. Çokça zikir yapın. Birilerini aramayın, yüreğiniz boşlukta bulunmasın. Allah’a emanet olun.
Evet, nemime/dedikodu ahlâk eriten, ahirette azap getiren bir felakettir. Ne yazık ki mübah iş durumuna getirilmiş ve günlük sakız gibi çiğnenir olmuştur. Allah Teâlâ hepimizi muhafaza buyursun. Nemimeye karşı şunları yapabiliriz: a. Nemime yapanı tasdik etmeyiz, onun dinlenebilir olmadığını ona hissettiririz. b. Ortamın ve ilişkilerimizin boyutuna uygun bir dil ve düzeyde ona yaptığının mü'mince olmadığını söyler, uyarırız. c. Ona Allah için buğz ederiz. d. Onun ilettiği bilgiyi yok kabul ederiz. e. Onun ilettiği bilgi üzerinden bilgi doğrulama sürecine girmeyiz ki, onun nemimesi başarılı olmuş olmasın. f. Kınadığımız nemimecinin maksadını gerçekleştirecek bir iş olarak “bana dediğine göre..” diye başlayan bir sözle nemime zincirine katılmayız.
Hayatı yanlış anlamak, baştan hata ile yol almak gibidir. Biz bu dünyada, bir nevi tatil yapmak için bulunan kimseler değiliz. Kâfirler öyle anlayabilir ve bize de onu aşılamaya çalışabilirler ama hayat öyle bir şey değildir. Hayat olduğu gibi imtihandır. İmtihan da onu yapanın iradesine göre gerçekleşir. Bizim irademize göre bir imtihan olmasını nasıl bekleyebiliriz? İmtihan bir kere, ana rahmi gibi bir yerden hayata başlamamızla kendini gösteriyor. O bile başlı başına bir derstir anlayabilen için. Yaşayabilmek için verdiğimiz mücadele bir imtihandır. Bizim gibi insan olanlarla hatta yakınımız olanlara olan geçinme mücadelemiz bir imtihandır. İbadet yapıp ahireti kazanma gayretimiz bir imtihandır. Sağlığı korumak bir imtihandır. Mal kazanmak, mala esir olmamak bir imtihandır. Hayat namına ne biliyorsak o bir imtihandır. Ve biz, bu imtihan için varız burada, sadece ve sadece bu imtihan için! Gerçeği görmezden gelmek kimseye bir şey kazandırmaz, kabul etsek de etmesek de gerçek budur. Allah Teâlâ büyük oranda imtihan sonuçlarını ahirete ertelediği için biz, kâfirleri keyfi yerinde görüyoruz. Eğer hayat, bu yedi kıtalı dünyadan ibaretse diyecek bir şey yoktur. Hayat asıl bu yedi kıtadan sonra başlayacaksa o zaman kâfirler sonsuzluğa kadar battı, bitti demektir. İmanın ne büyük bir nimet olduğunu takdir etmemiz lazımdır. Allah Teâlâ haşa, kullarının yaptıklarından gafil değildir, görüyor ve biliyor. Ama her şeyi hesap gününe erteliyor. Aman dikkat edelim de şeytan dalgın bir anımızı yakalamasın. Aman ha!