Fetva Meclisi
Soru
İnsanlarla (arkadaşları ile) çok alay eden biri aklı başına gelince ne yapacak?
Cevap
Benzer fetvalar
İnsanla alay ederek eğlenmek yüzüne karşı veya arkasından haramdır. Bazı âlimler bunu kebair günahlardan saymıştır. Kesinlikle gönlünü alarak helalliğini alın. Ahirette ibadetlerinizle hesaplaşacaksınız. İnsanla alay edilmez ne yüzüne karşı ne gıyabında. Gıyabında olan yüzüne karşı olandan daha tehlikelidir. Zira devreye bir de gıybet girmiştir. Dinimizin insan hakları (!) diye bir felsefesi yoktur ama insanı böyle mükerrem tutan muhteşem güzelliği vardır.
Helallik almak ahirete imanın gereğidir ve ciddidir. Uğraşır, elde etmeye çalışırız. Olmuyorsa vazgeçmeyiz ama helallik yerine onlar için istiğfar etme, dua etme, sadaka verme gibi ara formüller üretmeye çalışabiliriz. Duamız sayesinde de Allah Teâlâ kalplerini yumuşatır diye umarız.
Kıyamet gününde herkes hak arayışında olacaktır. İki tarafın da hak ihlali bir tür denkleşme nedeni olmamalıdır. Kimin ne kadar suçlu/haklı olduğu ahirette belli olacağına göre bir nebze haklı olan orada helallik yolunu açabilir. İşi burada bitirmek daha akıllıcadır.
Bir insanın hakkına giren birisi tevbe etmelidir. Tevbesinin şartlarından biri de hakkına girdiği insandan helallik almasıdır. Helallik alması, ona verdiği zararı geri iade etmesidir. Size hakkını helal etmeyen kişiyi bir zaman sonra da olsa ikna etmelisiniz. Ona ait parayı bekletin. İlk fırsatta iade edersiniz. Hiç imkân olmaz da veremezseniz, bu arada o ölürse parayı onun adına sadaka verirsiniz.
Hak ihlalinin kul hakkından başka boyutu yoksa yani sadece kulla alakalı ise ihlal bu durumda sahibinin verdiği helallik ahirette kurtuluştur biiznillah. Yeter ki helallik talebi ve tahsili hileli bir yol ile olmuş olmasın.
Zarar veya fitne çıkmayacaksa helallik istemek en sağlam yoldur. Fakat bu mümkün değilse Allah’a tövbe edip o kişiler adına dua ve sadaka ile hata telafi edilmeye çalışılmalıdır. Bir daha böyle bir hataya düşmemek için gıybet ortamlarından uzak durulmalı ve konuşmalara dikkat edilmelidir.
ahiret konusundaki diğer fetvalar
Hayır, aksine daha çok derdi olur kimi zaman, derdi olmaz sözü geçerli değildir. Fark olarak ne olur? O salih insan, asıl hayat olarak ahireti hedeflediği için, dünya hayatının başına getirdiği acılar ve sıkıntılardan dolayı çökmez. Şöyle anlamaya çalışın: Evinden çıkıp iki km yürünecek bir yola gidenin yorulacağı nokta kaç metredir, iki yüz km yürümek için evinden çıkan birinin yorulacağı nokta kaç km olur? İkisi de aynı yolu aynı bedenlerle yürürler ama biri, iki yüz km gitmek için girdiği yolda beş yüz metrede iken mola vermez. Verse yolu bitmez. Ama iki km gitmeyi planlayan, her iki yüz metrede bir çay molası verebilir. Bizim durumumuz aynen böyledir. Rabbi ile buluşmayı, Firdevs cennetinde olmayı samimi bir şekilde arzu eden için ara yerlerdeki levhalara takılmak olmaz. Elbette mü'min, “ben dünyada kalmak istiyorum” diyen insan değildir, herkesin derdi cennette olmaktır ama Allah’ın bazı kulları bu arzularını adeta evlerinin duvarlarına bile inandırdılar, bazı kulları da kendileri bile ne istediklerinin farkında değildirler. Allah yolunda iken bu dünyanın çilelerine takılıp kalmak veya yola devam etmek böyle bir şeydir. Bu da bir eğitim meselesidir. Ve çok yüksek oranda bir çevre meselesidir. Kimlerle oturup kalktığından, soluduğun havaya kadar her şey buna etki eder. Rabbim hepimize kolay etsin.
Kardeşim, bir kadına zina ettiğini söylemek ahireti batırabilecek kadar ağır bir iddiadır. DÖRT ŞAHİT ile ispatlanmayan veya kendisinin itiraf etmediği bir zina isnadı dünyanızı ve ahiretinizi bitirebilir. Dört şahit bulmak ise neredeyse imkânsız gibidir. Zira bu konudaki şahitler sıradan bir şahit gibi tutulmazlar. Size tavsiyemiz şudur: Böyle bir şeyi gündeme getirmeden, başka sebeplerle ayrılmanın bir yolunu bulun. Siz de kurtulun o da ve muhtemel çocuklarınız da geleceğinizi bulandırmaktan kurtulsun, herkes kurtulsun. Ama şunu unutmayın: Zan üzerine bu iddiayı yaptı iseniz bile bile kendinizi helak ettiniz gibi bir şey yaşarsınız. Allah yardımcınız olsun.
Asla böyle bir şeyi göstermez. Çok iyi kullar da zorlu bir ölüm yaşayabilirler. Bu onların, kötü olmalarını göstermekten çok Allah Teâlâ’nın onların günahlarını temizleyerek ruhlarını almak için öyle yaptığını da gösterebilir. Ya da sevaplarını arttırmak istemiştir Allah Teâlâ.
Hayatı yanlış anlamak, baştan hata ile yol almak gibidir. Biz bu dünyada, bir nevi tatil yapmak için bulunan kimseler değiliz. Kâfirler öyle anlayabilir ve bize de onu aşılamaya çalışabilirler ama hayat öyle bir şey değildir. Hayat olduğu gibi imtihandır. İmtihan da onu yapanın iradesine göre gerçekleşir. Bizim irademize göre bir imtihan olmasını nasıl bekleyebiliriz? İmtihan bir kere, ana rahmi gibi bir yerden hayata başlamamızla kendini gösteriyor. O bile başlı başına bir derstir anlayabilen için. Yaşayabilmek için verdiğimiz mücadele bir imtihandır. Bizim gibi insan olanlarla hatta yakınımız olanlara olan geçinme mücadelemiz bir imtihandır. İbadet yapıp ahireti kazanma gayretimiz bir imtihandır. Sağlığı korumak bir imtihandır. Mal kazanmak, mala esir olmamak bir imtihandır. Hayat namına ne biliyorsak o bir imtihandır. Ve biz, bu imtihan için varız burada, sadece ve sadece bu imtihan için! Gerçeği görmezden gelmek kimseye bir şey kazandırmaz, kabul etsek de etmesek de gerçek budur. Allah Teâlâ büyük oranda imtihan sonuçlarını ahirete ertelediği için biz, kâfirleri keyfi yerinde görüyoruz. Eğer hayat, bu yedi kıtalı dünyadan ibaretse diyecek bir şey yoktur. Hayat asıl bu yedi kıtadan sonra başlayacaksa o zaman kâfirler sonsuzluğa kadar battı, bitti demektir. İmanın ne büyük bir nimet olduğunu takdir etmemiz lazımdır. Allah Teâlâ haşa, kullarının yaptıklarından gafil değildir, görüyor ve biliyor. Ama her şeyi hesap gününe erteliyor. Aman dikkat edelim de şeytan dalgın bir anımızı yakalamasın. Aman ha!
Köpeklerin dolu olduğu bir alanda aval aval dolaşana köpeklerin saldırması kadar tabii ne vardır? Allah’ın rızasını kazanmak için çırpınan bir mü'min böyle şeylerle uğraşmaz, ilgilenmez, alaka göstermez. Siz elinizi uzatırsanız onu ve kolunuzu hatta sizi kaparlar. Basiretli olmak gerekir. Bizim vazifemiz Mehdi aramak değildir. O ne zaman gelirse zaten onun sesi ve kudreti hissedilecektir. İnternetten çağrı yapan Mehdi olmaz. Kendimizi hafif rüzgârlara bile kaptıramayız. İmanımız yerleri ve gökleri dolduracak bir iman olmalıdır. Siz boş bulunduğunuz için size dadanıyorlar. Dik durun. Gaflet görüntüsü vermeyin. İbadetlerinizi yapın. İşinizi yürütün. Çokça Kur'an okuyun. Çokça zikir yapın. Birilerini aramayın, yüreğiniz boşlukta bulunmasın. Allah’a emanet olun.
Evet, nemime/dedikodu ahlâk eriten, ahirette azap getiren bir felakettir. Ne yazık ki mübah iş durumuna getirilmiş ve günlük sakız gibi çiğnenir olmuştur. Allah Teâlâ hepimizi muhafaza buyursun. Nemimeye karşı şunları yapabiliriz: a. Nemime yapanı tasdik etmeyiz, onun dinlenebilir olmadığını ona hissettiririz. b. Ortamın ve ilişkilerimizin boyutuna uygun bir dil ve düzeyde ona yaptığının mü'mince olmadığını söyler, uyarırız. c. Ona Allah için buğz ederiz. d. Onun ilettiği bilgiyi yok kabul ederiz. e. Onun ilettiği bilgi üzerinden bilgi doğrulama sürecine girmeyiz ki, onun nemimesi başarılı olmuş olmasın. f. Kınadığımız nemimecinin maksadını gerçekleştirecek bir iş olarak “bana dediğine göre..” diye başlayan bir sözle nemime zincirine katılmayız.