İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

İlk gemiyi Mısır’da Firavunların yaptığı iddia ediliyor. Bundan da çıkarılmak istenen sonuç Nuh aleyhisselamın yapmadığı oluyor. Buna ne diyebiliriz?

Cevap

Firavunlar zamanında gemi yapıldığı doğrudur. Kehf suresinde bahsedilen gemiden bu anlaşılmaktadır. Ancak Mısır'lılar, Nuh aleyhisselam'dan asırlar sonra gelmişlerdir. Nuh aleyhisselam ile Mısır'lılar arasındaki zamanın ne kadar olduğunu Allah’tan başkası bilemez. İbrahim suresinin 8. ve 9. ayetlerinde bu incelik dikkat çekmektedir. Nuh aleyhisselam'ın gemi yaptığı kesin olduğuna göre Mısır'lıların ilk gemiyi yaptığı sözü boş bir söz olarak kalır. Zira Nuh aleyhisselam gemiyi Allah’ın emri ve öğretmesi ile yaptı. Ondan önce de bir gemi yapılmış olabilir ama elimizde belge yoktur. Tarihi bulguları Kur'an âyetleri ile karşılaştırıp âyetleri test edecek değiliz.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

a- Allah Teâlâ Âdem aleyhisselamın soyundan bazı kullarını seçti. Âdem, Nuh, İbrahim ailesi, İmran ailesi o seçtiklerindendir. b- Nuh aleyhisselamı Peygamber aleyhisselam olarak yaşadığı zamanın kavmine gönderdi. Kavmi putlara tapınıyorlardı. Onu kabul etmediler, kibirlenip azdılar. Nuh aleyhisselam onların içinde dokuz yüz elli sene peygamberleri olarak kaldı. İnanmadılar ve rahat durmadılar. O ise her fırsatı değerlendirmeye çalıştı. Gece gündüz onları ikaz etti. Sonunda yaptıkları bardağı taşırdı. Onu ve ona iman eden azınlığı öldürmekle tehdit ettiler. Nuh aleyhisselam onlara beddua etti. c- Beddua üzerine Allah Teâlâ Nuh aleyhisselama bir gemi yapmasını emretti. Geminin yapımı bitince, ona iman edenleri ve yaşayan canlılardan birer çifti gemiye aldı. Oğlu ve hanımlarından birini gemiye almadı. Yeryüzü su ile doldu. Kâfirlerin tamamı helak olunca Allah suya çekilmesini emretti. Gemi Cudi dağına yanaştı. Nuh aleyhisselam ve iman edenler gemiden indiler. Böylece Allah kıyamete kadar bütün insanlar için geçerli bir ders gösterdi kullarına. d- İnsanlık nesli Nuh aleyhisselamın çocuklarından devam etti. Bunun için ona insanlığın ikinci babası denmektedir. Gemiye binenlerin neslinin de devam etmediği anlaşılmaktadır. Sadece Nuh aleyhisselamın nesli devam etmiştir. Anlaşılan o dönemde onun kavminden başka insan bulunmuyordu dünyada. e- Söz konusu tufanın dünyanın tamamını kuşatan bir tufan olduğu görüşü âlimler arasında yaygındır. yetlerin işaretinden de bu anlaşılmaktadır. Yeryüzü onlardan sonra yeniden imar edilmiş oldu. f- Gemiye binebilen insan sayısı hanımları ile beraber seksen kişi kadar olduğu söylenmektedir. g-Dünyayı etkisi altına alan su da en yüksek dağ seviyesine kadardı.

Nuh aleyhisselam hakkında neler bilmeliyiz?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Şöyle bir özet yapabiliriz: İsrailoğulları tam bir zulüm altında yaşıyorlardı. Evlerine kapanmış durumda idiler. Allah Teâlâ Musa aleyhisselama bütün İsrailoğullarını toplayıp Mısır’ı terk etmesini vahyetti. Gece karanlığının başlaması ile beraber yola çıktılar. Allah’ın emri ile Musa aleyhisselam bütün İsrailoğullarını Mısır’dan çıkardı. Çocuklar ve kadınlar dâhil tamamı çıkış yolculuğunda beraber idiler. Firavun kaçışı öğrenince bütün ordusunu toplayarak peşlerine düştü. Musa aleyhisselam ve beraberindekiler denize kadar yürüdüler. Önlerine deniz çıkınca ürktüler. Musa aleyhisselam ise “Rabbim benimledir” diyerek onları teselli etti. Allah Teâlâ elindeki asası ile denize vurmasını emretti ona. Deniz on iki yol olacak şekilde bölündü. Bu arada Firavun ve ordusu da onları yakaladı. Musa aleyhisselam ve beraberindekiler önlerinde açılan yollara daldılar ve yürüdüler. Firavun ve beraberindekiler de aynı yollardan yürümeye başladılar. Denizin ortasına geldiklerinde Musa aleyhisselam karşı yakaya geçmişti. Firavun ve adamları ise denizin ortasında idiler. Deniz birden eski hâlini aldı. Firavun ve beraberindekilerin tamamı boğuldu. Böylece zalimin sonu gelmiş oldu. Bu olayları özet bir şekilde şu âyetlerde görebiliriz: Taha, 77-78; Şuara, 52; Duhan, 23-24; A’raf, 105; İsra, 103.

İsrailoğulları Mısır’dan toptan mı çıktılar? Orada kalan oldu mu ya da Firavun b
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu ve benzeri konularda namazın kendisi gibi kati bir bilgiye ulaşamazsınız. Namaz katidir ama tarihi ve ayrıntıları kati olmayabilir, bu şekilde bilmeniz gerekir. Namazın Mirac gecesinde farz olması bildiğiniz bir hakikattir. Bakara suresi veya başka bir surenin bir bölüm Mekke döneminde inmiş olabiliyor. Daha sonra efendimiz aleyhisselam daha önce inen bazı ayetlerin Medine surelerinden belli bir yere konmasını emretmiş olabilmektedir. Netice olarak size şunu söyleyebiliriz: Bu hususlarda net ve kesin bilgi için uzun araştırmalar gerekmektedir.

İlk namaz ayeti Taha suresi 130. ayet olarak biliyorum ve bu sure Mekki sure ola
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'an ve Sünnet'te sabit olmayan bir şey hakkında fikir yürütmek gereksiz ve faydasızdır. Bu gemi hakkında da Kur'an'da böyle bir bilgi yoktur. Allah'a emanet olunuz.

Nuh aleyhisselamın gemisi bir dağın tepesinde midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bilimsel çalışmaları yürütenler büyük rakamlar kullanıyorlar. Onların elindeki bilgi kazılar ve buluntular üzerinden yürütülmektedir. Bir kenarda bekletilmesinde sakınca olmayan bilgi olarak bakarız o bilgiye. Neticede bilim adamları da iki kere iki der gibi önümüze koymuyorlar bu bilgiyi. Elimizde ilk insandan bugüne şu kadar zaman geçmiştir denebilecek kesin bir bilgi yoktur. Âdem ile Nuh aleyhisselam arasındaki yaklaşık zamana, Nuh’tan İbrahim aleyhisselama gelen zamana, İbrahim aleyhisselamdan bu zamana gelen dilime ait yaklaşık rakamlar oluşturulabilir. Bu da en fazla yirmi beş bin yılı bulabilir. Öyle veya böyle mü'minin imanına ve ibadetine ait bir yarar oluşturmayacak konularda zihin yorulmasını isabetli bulmayız. Allah Teâlâ akıbetimizi hayır kılsın. Âmîn.

Hocam ilk insan Âdem aleyhisselam ile bizim zamanımız arasında ne kadar yıl geçm
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah Teâlâ, insanlara dinini öğretsin diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi gönderdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kendisine inen Kur’an’ı ayet ayet, sure sure iman eden ilk nesle öğretti. Kur’an’ın yanında kendisi de açıklamalarda bulundu. İlk nesil onun elinden yetişti. Sadakatleri ve gayretleri sayesinde ilk nesil mükemmel bir kadro olarak çıktı ortaya. Dini tatbik etmede ve gayrette Allah’ın rızasına erdiler. Allah Teâlâ Kur’an ayeti indirip, onlardan razı olduğunu bildirdi. Onlar da Allah’tan razı idiler. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sağlığında din adına gereken cevapları bizzat kendisi veriyordu. Onun vefatından sonra ise ashabı, din adına ortaya çıkan soruların cevabını verdiler. Bir anlamda şöyle oldu: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin getirdiği dinin ne olduğu, ashabın ağzından öğrenildi. Çünkü onlar din konusunda güvenli idiler. ‘Bu ayettir, bu hadistir!’ diyerek yönlendirdiler. Yerine göre kendileri de yorum yaptılar. Yaptıkları yorumun kendilerine ait olduğunu da vurguladılar. Ashaptan sonraki nesil gayet tabii olarak, ashabın taklidini yaptı. Onlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi gördükleri ve ondan din öğrendikleri için, yaptıkları ve söylediklerinin vahye yakınlığı tartışılmayabilirdi. Onlardan sonra gelenlerden kimsenin yaptığının o derece vahye yakınlığı iddia edilemezdi. İkinci nesil, ashaptan din öğrendi. Muhteşem bir gayret sergilediler; insanüstü denebilecek bir himmet ve çalışmayla dini öğrendiler, öğrettiler. Talebe oldular, talebe yetiştirdiler. Ciddi ilim halkaları tesis edildi. Sahabilerin ardından yaygınlaşan ilim halkaları bir zaman sonra belirli isimlere mal olmaya başladı. Medine’de Malik bin Enes’in ismi sivrildi. Kufe’de Ebu Hanife öne çıktı. Basra’da bir başka isim duyuldu. Yoğun ve yaygın bir ilim çalışması yapılırken, konuları işleme ve öğretmeden kaynaklanan farklılıklar da yavaş yavaş belirdi. Malik bin Enes’in, Ebu Hanife’ye göre üslup farkı; Ebu Hanife’nin de ona göre farkı dikkat çekti. Kur’an’ı anlamak ve yaşamak ana hedefinde hepsi müttefik oldukları halde ‘nasıllığı’ konusunda farklı üsluplar yerleşti. Kesin olan bir hakikat vardır ki o da şudur: Bu ilk kadrolar arasında, memuriyetini dikkate alarak, tayininden çekindiği için en rahat fetvayı arayan, evirip kıvırarak konuşan kimse yoktur. Allah’ın dinini yayma ve yaşatmadan başka bir hedefleri olmamıştır. Aralarında, geçinmek zorunda olduğu bir iş olarak ilmi çalışmalar yaptığı söylenebilecek kimse yoktur. Onlar ilmi din olarak gördüler, cihad olarak uyguladılar. Ümmet onlara itimat etti, onlar da o itimadın altında kalmadılar. Sözlerinin bedeli olarak zindana açılan bir yol önlerine çıkınca tereddüt etmediler. Ölümle yüzleşince ondançekinmediler. Onların bu çalışmaları genişletmeleri zorunluydu. Çünkü İslam toprağı gitgide büyüyor, Müslüman sayısı her gün artıyordu. Buna göre de fitneler dal budak salıyordu. Bu ilmi çalışmalarda yüzlerce âlimin adı anıldı. Pek çoğunun ders halkaları binlerce ‘din bilen’ insan yetiştirdi. Dinin tahrip görmesini engellediler. Fakat o dönemde bu çalışmaları yapanların adlarının ebedileşmesi herkes için mukadder olmadı. Pek azının adı bir ekolün başı olarak anıldı. Bunlardan dördü de bir mezhep olarak yerleşti. Müslümanların bu dört mezhepten birine bağlı olması, İslam’ın şartlarından bir şart kesinlikle değildir. Böyle bir iddia batıldır. Bu mezhepleri aşıp elde edilebilecek bir fıkıh da yoktur. Kâğıt üzerinden yürütülen bir tartışmada mezhepleri aşmak mümkündür. Mezhepleri aşmak veya yok saymak, sahiplerinin isimlerini yok saymaksa bu onların hadis ve Kur’an konusundaki aktarmalarını da yok saymak gibi bir sonuca götürür bizi. Hiç bir Müslüman, Ebu Hanife’yi veya Ahmed bin Hanbel’i takvasında, güvenilirliğinde itham etmemiştir. Söylenebilecek olan söz, onların da beşer olmaları hasebiyle yanılma ihtimalleridir. Bu da doğrudur. Yanılabilirler; yanıldıkları da olmuştur. Yanıldıklarını anlayıp görüş değiştirmişlerdir. Bizim için yine bir sorun yoktur. Biz onlara bağlı değiliz; bağlı olduğumuz Kur’an ve sünnettir. Onlar bize Kur’an ve sünneti verdikçe alırız, kayma gösterdikleri yerde de onları bırakır kitabımıza sahip çıkarız. Kur’an ve sünnet elhamdülillah elimizdedir. Mesele bizim Kur’an’a daha yakın olmamız ise sorun yok. Bunu ispat etmek için sabah namazını şöyle kırk gün aksatmadan camide cemaatle kılabildiğimiz, malımızı onlar kadar en azından Allah yolunda infak edebildiğimiz, cihaddan nasiplenebildiğimiz gün yapsak, melekleri için daha inandırıcı bir iş yapmış olurduk.

Fıkıh ilmi nasıl oluştu? Fıkıh bizi nasıl bağlıyor; kaynağımız Kur’an ve sünnet

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.