İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Nuh aleyhisselam hakkında neler bilmeliyiz?

Cevap

a- Allah Teâlâ Âdem aleyhisselamın soyundan bazı kullarını seçti. Âdem, Nuh, İbrahim ailesi, İmran ailesi o seçtiklerindendir. b- Nuh aleyhisselamı Peygamber aleyhisselam olarak yaşadığı zamanın kavmine gönderdi. Kavmi putlara tapınıyorlardı. Onu kabul etmediler, kibirlenip azdılar. Nuh aleyhisselam onların içinde dokuz yüz elli sene peygamberleri olarak kaldı. İnanmadılar ve rahat durmadılar. O ise her fırsatı değerlendirmeye çalıştı. Gece gündüz onları ikaz etti. Sonunda yaptıkları bardağı taşırdı. Onu ve ona iman eden azınlığı öldürmekle tehdit ettiler. Nuh aleyhisselam onlara beddua etti. c- Beddua üzerine Allah Teâlâ Nuh aleyhisselama bir gemi yapmasını emretti. Geminin yapımı bitince, ona iman edenleri ve yaşayan canlılardan birer çifti gemiye aldı. Oğlu ve hanımlarından birini gemiye almadı. Yeryüzü su ile doldu. Kâfirlerin tamamı helak olunca Allah suya çekilmesini emretti. Gemi Cudi dağına yanaştı. Nuh aleyhisselam ve iman edenler gemiden indiler. Böylece Allah kıyamete kadar bütün insanlar için geçerli bir ders gösterdi kullarına. d- İnsanlık nesli Nuh aleyhisselamın çocuklarından devam etti. Bunun için ona insanlığın ikinci babası denmektedir. Gemiye binenlerin neslinin de devam etmediği anlaşılmaktadır. Sadece Nuh aleyhisselamın nesli devam etmiştir. Anlaşılan o dönemde onun kavminden başka insan bulunmuyordu dünyada. e- Söz konusu tufanın dünyanın tamamını kuşatan bir tufan olduğu görüşü âlimler arasında yaygındır. yetlerin işaretinden de bu anlaşılmaktadır. Yeryüzü onlardan sonra yeniden imar edilmiş oldu. f- Gemiye binebilen insan sayısı hanımları ile beraber seksen kişi kadar olduğu söylenmektedir. g-Dünyayı etkisi altına alan su da en yüksek dağ seviyesine kadardı.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Peki Uhud için hangi tatlıyı tavsiye edersiniz? Bir tufanı tatlı ile hatırlama, bu ümmetin işi olabilir mi? Siz Nuh aleyhisselamın kavminin başına geleni anlamadınız zannederim. Tufan ve tatlı! Bir kere o tatlıdaki yiyeceklerin hangisi o gün vardı sizce; gemideki yiyecekler arasında ceviz mi, badem mi, fıstık mı, gül suyu mu? Ben sizin gibi düşünmüyorum güzel kardeşim. Elbette siz düşünebilirsiniz, anlaşılmayanı da anlatırsınız ama ben sizin kadar rahat olamam. Allah yardımcımız olsun, hatalarımızı, eksiklerimizi, eksik bıraktıklarımızı mağfiret buyursun. Dualar edin bize.

Hocam haddim olmayarak sizi aşure konusunda bazı yönlerden eleştirmek istiyorum;
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Firavunlar zamanında gemi yapıldığı doğrudur. Kehf suresinde bahsedilen gemiden bu anlaşılmaktadır. Ancak Mısır'lılar, Nuh aleyhisselam'dan asırlar sonra gelmişlerdir. Nuh aleyhisselam ile Mısır'lılar arasındaki zamanın ne kadar olduğunu Allah’tan başkası bilemez. İbrahim suresinin 8. ve 9. ayetlerinde bu incelik dikkat çekmektedir. Nuh aleyhisselam'ın gemi yaptığı kesin olduğuna göre Mısır'lıların ilk gemiyi yaptığı sözü boş bir söz olarak kalır. Zira Nuh aleyhisselam gemiyi Allah’ın emri ve öğretmesi ile yaptı. Ondan önce de bir gemi yapılmış olabilir ama elimizde belge yoktur. Tarihi bulguları Kur'an âyetleri ile karşılaştırıp âyetleri test edecek değiliz.

İlk gemiyi Mısır’da Firavunların yaptığı iddia ediliyor. Bundan da çıkarılmak is
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, dilese yok eder. Etti de. Nice milletler, izleri bile kalmayacak şekilde helak olup gittiler. Korkunç azaplarla yok oldular. Allah Teâlâ o zaman diledi, yaptı. Şimdi de dilese yapar. Peki, neden yapmıyor? Biz, olayı kendimizle sınırlı görüyoruz. Mü’minler olarak biz varız, bir de kâfirler var. Hayat da bizimle sınırlıymış gibi tasavvur ediyoruz. Gerçek ise böyle değildir. Hayat Âdem aleyhisselamla başladı. Son insana kadar da devam edecek. Bir defa, muhatap kitle bizden ve onlardan ibaret değildir. Bizim bilmediğimiz geçmişte ve gelecekteki milyarlar var. Yer de bizim yerimizden ibaret değildir. Bütün bir âlem söz konusudur. Zaman da, bizim içinde sadece bir nokta kadar kalabileceğimiz geniş bir zamandır. Milyarlarca insanın ve on binlerce yılın içinde birkaç insan ve birkaç nokta, tepeden bakıldığında ne kadar görülebilir? Bizim bakışımızla, Allah Teâlâ’nın bakışı arasında önemli bir fark olacağını,bu farkın da verilecek karara etki edeceğini bilmemiz gerekir. Bir ayrı nokta da şudur: Küfrü ve batılı yaratan Allah’tır. Batıl kendiliğinden ürememiştir. Allah Teâlâ kâinatı yaratırken, her taşın yerini belirlemiş, bir damla suyun bile ne zaman ve nerede yaratılacağını tayin etmiştir. Hakkın karşısına dikilecek batılı ve onun başı olan şeytanı, bilerek ve bir maksada binaen O yarattı. O’nun yaratması kesinlikle bir hikmete dayalıdır. Boş ve gereksiz bir şey O’nun mülkünde olamaz. Kul, Rabbinin işindeki hikmeti bilemeyebilir. Bu gayet tabiidir. Kul neyi ne kadar biliyor ki, o derin hikmetleri bilsin? Bilemediği için de karşı durmaz, tereddütler içinde kalmaz. Kalbi rahattır. Çünkü Allah’ın mülkünde yersiz ve gereksiz şey yoktur. Yılan bile gereklidir. Kış gereklidir. En az yaz kadar gereklidir. Üşüsek de, üşümesek de bu böyledir. Başka bir noktadan bakıldığında ise şu gerçeği görürüz: Doğruya neden doğru denmektedir? Doğru, karşısında yanlış bulunduğu için doğrudur. Ak, karanın karşısında bulunduğu için aktır. Zıtlar birbirlerinin adeta varlık nedenleridirler. Hakkı hak olarak teşhir eden de bu anlamda batıldır. Batılın olmadığı bir dünyada hak neden var olacak? İyilik, kötülüğün alternatifi olarak bulunduğu için değerlidir. Saf iyilik ve saf güzellik cennette olacaktır. Batılın bulunmadığı ortam cennet ortamıdır. Batılsız ve hakka saldıran düşmanın bulunmadığı bir âlem olamaz. Allah Teâlâ kullarını imtihan için bu âleme gönderdi. Tabii olarak onların içine nefis koyacak, nefislerine meyledip etmediklerini görecektir. Şeytanı yaratıp güçlendirecek, kullarının ona aldanıp aldanmadıklarını görecektir. Kâfirleri mü’minlerin karşısına çıkaracak, mü’minlerin üzerlerine düşen savunma görevini yapıp yapmadıklarını, cihad edip etmediklerini görecektir. ‘Batıla ne gerek var?’ demek, beni namaza neden kaldırıyorsunuz demek kadar lüzumsuz ve yersiz bir sorudur. Bu büyük mülkte, bu büyük imtihanda bunlar en tabii gereklerdendir. Zor dönemin mü’min şairi Necip Fazıl Kısakürek, şiirinde bu hassas anlamı çok güzel ifade etti. Allah onu ve bizi mağfiret buyursun: Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın.

Allah neden kâfirleri helak etmiyor? Onlar sürekli Allah’ın dinini ve insanlığı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Rabbimiz bu dünya hayatında birbirimize zulmetmemizi haram kılmıştır. İnsan, cin ve hayvan bütün mahlukat zulme karşı her şeyin adaletle hüküm altına alınacağı bir güne karşı ikaz edilmiştir. Orada tam anlamıyla adalet gerçekleşecektir. Buna göre şu incelikleri mü'min olarak zihinlerimize nakşetmeliyiz: a- Dünyada yapılan zulümler asla karşılıksız kalmayacaktır. Kıyamet gününde Allah Teâlâ yüzde yüz adaleti gerçekleştirecek mizanını kuracaktır. b- Kıyamet günü adaleti gerektirecek zulüm, en ağır işkenceden bize göre en basit zannettiğimiz kırıcı bir kelime veya harfe kadar her şeyi ihtiva etmektedir. Tarla işgalinden gıybete varıncaya kadar her şey bu zulüm kavramına dahildir. c- Allah Teâlâ'nın kıyamet gününde adaleti ile düzelteceği zulüm kimden olursa olsun, mazlum kim olursa olsun kural aynıdır. Buna göre de mazlum mü'min bir insan veya kâfir bir insan, cin veya hayvan olabilir, hüküm aynıdır. Zulmeden kâfir zulüm gören de mü'min ise adalet işler. Zalim mü'min, mazlum kâfir ise adalet işler. O kadar ki, iki hayvan arasında bile adalet işletilecektir. Elbette iki hayvan arasındaki adalet, insanlar arasındaki adalet değil Allah Teâlâ'nın azametinin ispatı cihetinde anlaşılabilecek bir adalet olur. d- O günkü adalete dosya ertelememek gerekir. Büyük küçük demeden herkes, ikinci bir insandan veya hayvandan hak geçirmeden üzerine ahirete gitmelidir. Eğer bir hak varsa burada helalliği muhakkak alınmalıdır. Orada hak sahibinin mü'min mi kâfir mi olduğuna bakılmayacağına göre burada kâfir bir hak sahibinden bile helallik alınmalıdır. e- Ahirette helalleştirilme yani adaletin nasıl sağlanacağı konusunda ayrıntılı bilgimiz yoktur. İnsanların ibadetlerinden alınıp verileceği veya günahlarından yüklendirileceği şeklinde temel bir bilgimiz vardır ama bu mü'minler arasındaki helalleşme içindir. Kâfirlerle orada nasıl helalleşileceğine dair açık bir nas bilmiyoruz. Helalleşme kesin ama şekli meçhuldür. Bu da bizim kâfirlerden hak taşıma riskimizi daha dikkatli düşünmemizi gerektirmektedir. f- Kâfirler iki grupta ele alınabilirler. Birinci grup, bizimle savaşan, bize karşı kastı bulunanlardır. Onlarla aleni bir savaş içinde bulunuyorsak doğal olarak savaş şartları ile onlara muamele ederiz. Dinimizin savaş şartları hakkındaki talimatları açıktır. İkinci grup ise bizimle bir savaşı olmayan ve bize karşı kastı bulunduğuna dair bir bilgimiz bulunmayanlardır. Onlarla ilişkilerimiz tam anlamı ile bir insanî ilişki niteliğinde olur. Bilhassa bunların hakkının üzerimizde kalması kesinlikle ağır bir vebaldir. Onların kâfir olmaları haklarının ihlal edilebilmesi neticesini getirmez. Gerekiyorsa onlarla burada helalleşme yolunu buluruz, ahirete kaldığında ise onların hakkı bizden muhakkak alınır. Allah'a emanet olunuz.

Kâfirden helallik istenir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Altın ve gümüş kapların kullanılma yasağı sağlıkla alakalı bir yasak değildir. Onların kullanılma yasağı, toplumda kibirli aile, kibirli kişi üretme zemini oluşturduğu içindir. Bu sebeple, bunların kap ve bardak gibi şeyler dışında kullanılması o yasağa girmez. Belki başka bir başlık açılmalıdır. O başlık da İSRAF başlığıdır. Bu nedenle de uzman doktor tavsiyesi olmadıkça o şekilde tüketilmelerinin israf başlığına gireceği kanaatini taşırız. Allah yardımcımız olsun.

Çevremde kolloidal gümüş suyunu şifa niyetine içen ya da kullanan insanlar var.
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'an ve Sünnet'te sabit olmayan bir şey hakkında fikir yürütmek gereksiz ve faydasızdır. Bu gemi hakkında da Kur'an'da böyle bir bilgi yoktur. Allah'a emanet olunuz.

Nuh aleyhisselamın gemisi bir dağın tepesinde midir?

adem konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Asıl kardeşliğin iman kardeşliği olduğu tartışılamaz bir gerçektir. Âyet öyle diyor. Tartışılacak bir durum yoktur. Dinimiz buna rağmen dini ağırlığı koruma kaydıyla nesep kardeşliğine de kardeşlik ifadesini kullanmaktadır. Kâfirlerin önünde ezilmişliğimizi hissettirecek bir kardeşlik deyimi kullanılamaz ama bunun haricinde insan olarak hepimizin Âdem’in çocukları olduğumuzu hatırlatması bakımından kardeşlikten söz edilebilir.

Artık dini herkesin kendi zevkine göre kullanabildiği bir ortamda yaşıyoruz. Biz
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'an’ımız sadece dünyaya indiğini söylemektedir. Ayrıca bir yer ismi vermemektedir. İbretlik olan da onun dünyaya indirilmiş olmasıdır. Kesin olmamakla beraber Hindistan denmiştir, Cidde denmiştir.

Âdem aleyhisselamın indiği yer hakkında bilgimiz var mıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Elimizde “şu tarih” diyebileceğimiz kesin bir bilgi yoktur. Yaklaşık olarak M.Ö 6000-10000 arası bir rakam zannedilmektedir. Bu bilgi kesin değildir, tartışılabilir bir bilgidir.

İlk insan Âdem aleyhisselamın tarihi belli midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kabil’in Habil’i öldürmesinden sonra ne olduğuna dair elimizde bilgi yoktur. Kitaplardaki bazı ayrıntılar israiliyattandır yani Yahudilerin kültüründen aktarılmıştır. Kur'an’ımızın o ayrıntıyı bize anlatmamış olması meselenin aslından gerekli dersi çıkarmamıza yönlendirmektedir bizi.

Âdem aleyhisselamın oğullarından Kabil Habil’i öldürdükten sonra ne oldu?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mükerrem, saygın, faziletli, değerli demektir. İnsan mükerremdir denince de insanın saygınlığı öne çıkarılmış olur. İnsanın mükerrem olduğu Kur'an ayetiyle sabittir. Babamız Adem ve onun nesli mükerremdir. Bunun nedeni ve sonuçları olarak şunları tespit edebiliriz: 1. İnsanı bizzat Allah Teâlâ yarattı. Ona diğer mahlûkattan farklı olarak; a. İlk insan olan Adem’i bizzat kendi eliyle yarattı. (Bu, bir lütuf ifadesi olarak anlaşılır yoksa “el” Allah için bizim elimiz gibi anlaşılmaz.) Ona kendisinden bir ruh verdi. Ona isimleri öğretti. Diğer melekleri ona secde ettirdi. b. Akıl ve irade verdi insana. c. Sorumluluk taşıyacağı bir kabiliyet verdi. d. Bunlara bağlı olarak ona din indirdi. İnsanın içinden peygamberler seçip gönderdi. Ve insanlığın efendisi Muhammed aleyhisselamı gönderdi. Böylece insan, Allah’ın emanetine muhatap oldu. Bu da onu mükerrem yaptı. 2. İnsanı Kur'an ile buluşturdu. Kur'an sayesinde insan, yaratan Rabbine muhatap oldu. 3. İnsanı imtihanların muhatabı yaptı. O imtihanların sonucuna göre de cennetine kabul buyurdu.

İnsan mükerremdir denince ne kastediliyor, bu bir insanı kutsallaştırma mıdır, b
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İnsanlık tarihi hakkında kat’i bir bilgimiz yoktur. Dini kaynaklar umumiyetle peygamberlerin hayatlarına dair yaklaşık bilgilere dayandırılmaktadır. O da on bin yıl civarından bir rakamı gösterir. teknolojik veriler üzerinden ise daha uzun bir zaman dilimi önümüze konuyor. Bunun dini bir sakıncası da yoktur yararı da. Sonuç üzerinde etkisi olmayan bir rakama takılıp kalmamız gerekmez. Allah yardımcımız olsun.

Sorum şu : Wikipedia vb. ansiklopedilerde insanlık tarihi 65 bin sene ile 1 mily

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.