Fetva Meclisi
Soru
Maide suresi 23-24. ayetlerde anlatılan hadisede Hz Musa'nın kavmi onu niçin yalnız bırakmıştır?
Cevap
Benzer fetvalar
Böyle bir sorgulamanın anlamı yoktur. Zira Peygamber aleyhisselam efendimiz, kabilelerin devletlere dönüştüğü ve dünyanın bir iki devlet tarafından yönetildiği bir zamanda gönderilmiştir. Önceki peygamberler ise insanların kabile kabile yaşadıkları zamanlarda geliyorlardı. Şimdi ise onlarca kabile veya ırktan insanı tek bir devlet yönetiyor. Peygamber aleyhisselam da insanlığın bütününe gönderilmiş bir peygamberdir.
Önce şunu bilmeliyiz: Kitabımız Kur'an'ımız hakkında “bunun içindir, buna binaendir” diye Allah'ın ve Peygamber aleyhisselamın açıklamadığı hiçbir bilgi kesin bilgi değildir. Âlimlerimiz derin incelemeler yaparak belli sonuçlara ulaşmışlardır ama kesin sonuç değildirler. Bunu bu şekilde bilmeliyiz. Neden Musa aleyhisselam kitabımızda bu kadar yoğun geçmektedir sorusuna gelince, şu kontakları tespit etmemiz mümkündür: a- Musa aleyhisselam beş büyük ululazm peygamberden biridir. İnsanlığı hatta peygamberlerin ilk beşinde olmanın farkı vardır. b- Musa aleyhisselam peygamberlik müessesesinde dönüm noktasında bulunmaktadır. Musa aleyhisselama kadar gelen peygamberler daha çok iman, ibadet, ahlak ve benzeri konulara ağırlık vermişlerdir. Musa aleyhisselam ise kendisine iman edenlerle beraber bir devlet oluşturma mücadelesi sürdürmüştür. Elbette bu da Allah'ın dilemesi iledir. Bu da onu farklı bir sürecin ismi yapmıştır. c- Musa aleyhisselam, insanlık tarihinin en azgın kâfirlerinden biri ile mücadele etmiştir. Kendi kavminden Karun ise ayrı bir konudur. Sivri konular ve sivri şahsiyetlerle mücadele etmedeki farklılığı onu daha fazla anmayı getirmiştir. Adeta Musa aleyhisselamın anlaşılması aynı zamanda: - İnsanın, - Siyasetin, - İmanın, - Sabrın ve çilenin anlaşılması olacaktır.
Şöyle bir özet yapabiliriz: İsrailoğulları tam bir zulüm altında yaşıyorlardı. Evlerine kapanmış durumda idiler. Allah Teâlâ Musa aleyhisselama bütün İsrailoğullarını toplayıp Mısır’ı terk etmesini vahyetti. Gece karanlığının başlaması ile beraber yola çıktılar. Allah’ın emri ile Musa aleyhisselam bütün İsrailoğullarını Mısır’dan çıkardı. Çocuklar ve kadınlar dâhil tamamı çıkış yolculuğunda beraber idiler. Firavun kaçışı öğrenince bütün ordusunu toplayarak peşlerine düştü. Musa aleyhisselam ve beraberindekiler denize kadar yürüdüler. Önlerine deniz çıkınca ürktüler. Musa aleyhisselam ise “Rabbim benimledir” diyerek onları teselli etti. Allah Teâlâ elindeki asası ile denize vurmasını emretti ona. Deniz on iki yol olacak şekilde bölündü. Bu arada Firavun ve ordusu da onları yakaladı. Musa aleyhisselam ve beraberindekiler önlerinde açılan yollara daldılar ve yürüdüler. Firavun ve beraberindekiler de aynı yollardan yürümeye başladılar. Denizin ortasına geldiklerinde Musa aleyhisselam karşı yakaya geçmişti. Firavun ve adamları ise denizin ortasında idiler. Deniz birden eski hâlini aldı. Firavun ve beraberindekilerin tamamı boğuldu. Böylece zalimin sonu gelmiş oldu. Bu olayları özet bir şekilde şu âyetlerde görebiliriz: Taha, 77-78; Şuara, 52; Duhan, 23-24; A’raf, 105; İsra, 103.
Toplumsal bozulma, imanı terk etme Musa aleyhisselam zamanında da vardı ama kitlesel değildi. Süleyman aleyhisselamdan sonra kitlesel duruma ulaştı. 1. Önce şirk içlerinde yayıldı, ona sessiz kaldılar. Ardından da şirk onları bir ur gibi sardı. 2. Ardından Allah’ın ahkâmını gizlediler. 3. Cinlere tapınma ve sihir ile iştigal başladı. 4. Faiz başta olmak üzere hırsızlık ve hilekârlık yayıldı. 5. Emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i anil münker uygulanmadı. 6. Sözlerinden caydılar ve bu durumu hata olarak görmediler. Sonunda da bildiğimiz o kavim ortaya çıktı.
Sadece bu başlık altında baktığınızda aldanan masum gibi durmaktadır diyebiliriz. Peygamberlik iddia edenin, peygamberliğe uygun bir kişi ki sahibi olup olmadığı, geçmiş hayatı, vaatleri ile yaşantısı arasındaki ilişki gibi farklı başlıklarla ele aldığınızda da aldanın masumluğunu destekleyemeyeceğinizi anlarsınız. Bir de şunu unutmayalım ki, hidayet de bir nasip meselesidir.
Aleykümselam. Anlattığınız kadarı ile o kişinin hakkında dinden çıktı denebilecek bir durum yoktur ama size tavsiyem, böyle biri ile evlilik yapmamanızdır. Yarını belli gibi bir evlilik yapmış olacaksınız. Bundan sonra görüşü değişse bile geri durun siz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Kesinlikle durum şöyledir: İntikam almaya gücü yettiği ve almayı düşündüğü hâlde Allah rızası için bundan vazgeçen sevap kazanmıştır ve bu sevap büyük bir sevaptır.
İki tuvaletli, odaları farklı daire gibi olabilecek bir evde sözü edilen şekilde bulunulabilir ama sıradan bir dairede sizin işaret ettiğiniz noktada haklısınız. Bizim kanaatimiz hem mahremiyet açısından hem de huzur açısından evlenenlerin farklı evlere çıkmasının daha doğru olacağı şeklindedir. Size tavsiyemiz anne babanızı üzmeden bu ikazı yapmanızdır. Kaş yaparken göz çıkarmayın. Ağabeyinizle aranıza kalıcı bir fitne girmesin.
Eş'arilik ve Maturidilik bu dinin iman edenlerinin mezheplerindendir. Kimsenin kimseyi dışlamaya hakkı yoktur.
Zikrettiğiniz hadisi şerif Müslim'de sabittir. Hadisin varlığı açısından bir sıkıntı yoktur. Zikredilen hüküm ulema tarafından 'tenzihen mekruh' olarak tespit edildiği için gösterdiğiniz cevapta HARAM DEĞİLDİR ifadesi kullanılmıştır. Hassasiyetiniz için teşekkür ederiz. Allah Teâlâ rızasına ermeyi hepimize nasip buyursun. Yüzük kullanmakla ilgili hadisi şeriflerin genelinden anlaşılan hususları şu şekilde özetleyebiliriz: a- Yüzük kullanmak mubah bir iştir. Mubah olması da yüzük kullanmanın bir ibadet çeşidi olmadığını gösterir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yüzük kullanmıştır ama bu onun yemek yemesi gibi bir durumdur. İbadet maksatlı bir yüzük kullanma tavsiyesi olmamıştır. Kullanana nasihatlerde bulunmuştur. Yemek yiyen birine sağ elini kullanmasını emrettiği gibi bir durumdur bu. b- Kadınlar altın veya başka bir madenden yüzük kullanabilirler. Erkeklerin ise altın yüzük kullanması caiz değildir. c- Hangi ele takılacağı konusunda ise farklı bilgiler vardır. Sağı tercih eden görüşler daha uygun gibi durmaktadır. Sağ küçük parmak için en uygun denmesinde bir sakınca yoktur.
Ölülerin dirilere tasarrufu olamaz.
Böyle bir nedenle nikâh düşmez ama Allah'ın razı olmayacağı bir iş yapılmış olur.