Fetva Meclisi
Soru
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin vefatından sonra çıkan yemame savaşında Müseylime’nin çok kalabalık bir ordusu varmış. Araştırdığımda gördüm ki Müseylime illüzyonlarla, göz oyunları ile birçoğunu kendisinin peygamber olduğuna ikna etmiş. Fakat sıradan bir insan mucize ile illüzyonun yahut sihrin farkını nasıl ayırt edebilir?
Cevap
Benzer fetvalar
Önce şunu bilmeliyiz: Kitabımız Kur'an'ımız hakkında “bunun içindir, buna binaendir” diye Allah'ın ve Peygamber aleyhisselamın açıklamadığı hiçbir bilgi kesin bilgi değildir. Âlimlerimiz derin incelemeler yaparak belli sonuçlara ulaşmışlardır ama kesin sonuç değildirler. Bunu bu şekilde bilmeliyiz. Neden Musa aleyhisselam kitabımızda bu kadar yoğun geçmektedir sorusuna gelince, şu kontakları tespit etmemiz mümkündür: a- Musa aleyhisselam beş büyük ululazm peygamberden biridir. İnsanlığı hatta peygamberlerin ilk beşinde olmanın farkı vardır. b- Musa aleyhisselam peygamberlik müessesesinde dönüm noktasında bulunmaktadır. Musa aleyhisselama kadar gelen peygamberler daha çok iman, ibadet, ahlak ve benzeri konulara ağırlık vermişlerdir. Musa aleyhisselam ise kendisine iman edenlerle beraber bir devlet oluşturma mücadelesi sürdürmüştür. Elbette bu da Allah'ın dilemesi iledir. Bu da onu farklı bir sürecin ismi yapmıştır. c- Musa aleyhisselam, insanlık tarihinin en azgın kâfirlerinden biri ile mücadele etmiştir. Kendi kavminden Karun ise ayrı bir konudur. Sivri konular ve sivri şahsiyetlerle mücadele etmedeki farklılığı onu daha fazla anmayı getirmiştir. Adeta Musa aleyhisselamın anlaşılması aynı zamanda: - İnsanın, - Siyasetin, - İmanın, - Sabrın ve çilenin anlaşılması olacaktır.
Aleykümselam. Avam olarak bizim izlememiz gerekecek bir fark yoktur. İlim adamları düzeyinde ise derin farklar vardır.
Dinimiz ‘bana göre/bence’ düzeyinde bir din değildir. Allah onları cehennemlik ilan ederken bizden birinin cennete taşımakta ki heyecanı neye göre belirlenecek, bu bir hastalık değil midir? Bizim öncelikle kendi durumumuzu, halifesiz, başsız bir ceset görüntümüzü konuşmamız ve çare üretmemiz gerekir. O tür bir sözün ilmi bir dayanağı yoktur. Öyle bir Yahudi ve Hristiyan da yoktur zaten.
Selamünaleyküm. Peygamberler dâhil, hiç kimsenin bilgisi son bilgi değildir. 'Son bilgi, hakikatin ta kendisi olan bilgi' Allah Teâlâ'nın bilgisidir. - Musa aleyhisselam bilinen bir isimdir. Hızır olarak adlandırdığımız isim ise bizce kimliği ve durumu meçhul bir kuldur. Bilinenle bilinmeyen arasındaki bağlantı hakkında sadece Peygamber aleyhisselamdan gelen bilgilere itimat edebiliriz. Bu hususta da yeterli bilgi elimizde yoktur. Tahminler ve zanlarla dine etki edecek bir bilginin peşinde koşamayız. - Bizim için bağlayıcı bilgi kitaplara yazılan Kur'an, hadis ve onlardan zahiri yollarla içtihat edilerek alınan bilgilerdir. Daha ötesine gitmenin anlamı yoktur.
Aleykümselam. Evet, zikrettiğiniz şeyler doğrudur. Kur'an'ımız da bunları bize DERS olsun diye anlatmaktadır. Bize bu olayları öğrenirken düşen şudur: - İnsanı tanıyacağız. - Peygamberleri tanıyacağız, neyi başarmak istediklerini anlayacağız. - O ümmetleri o hâle getirmeyi başaran şeytanın bizim de düşmanımız olduğunu anlayıp gerekeni yapmaya çalışacağız. - Elbette umudumuzu canlı tutacağız ama onları unutmayacağız.
Selamünaleyküm. Bu çağın hastalıkları için psikoloji iyi bir bilim dalıdır. Keşke kimse onlara muhtaç olmasa deriz ama gerçek şu ki, psikolojisiz olmaz denebilecek durumdayız. a- Şeriat'ımıza göre işleyen bir alie, b- Şeriat'ımıza göre süren bir sılayırahim ve komşuluk, c- Sünnet'e göre işleyen bir cami/mescit bağlılığı, d- Boş vakti zehir gören ve illa bir işle meşgul olma esasına dayalı anlayış, e- Hurafe boyutuna varmayın zikir ve vird tatbikatı, yoğun dua, f- Dünyanın faniliğini unutturmayan, ahiret emelini canlı tutan ilim, g- Selefi salihinin hayatından kesitleri sürekli hatırlama, h- Kur'an'ımızdaki Peygamber aleyhisselam kıssalarını, Ashabı Kehf gibi olayları âyet gibi dinleme mantığı, yakalandığında psikoloklar işsiz kalır.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Sana ne insanların ne diyeceğinden? Bu da başka bir hata, madem kalbin rahat bak işine geveleme şeytanın sakızını kızım.
Türkiye Müslümanları genellikle Hanefî mezhebini esas alarak namaz kılmaktadırlar. Ne kadar iyi bir namaz kılındığını, hatasız olmasına, huşuuna dikkat edilip edilmediğini sorgulama durumunda değiliz ama esas alınan Hanefî mezhebidir. Sizin belirttiğiniz farklılıklar Hanefî mezhebi ile diğer mezhepler arasındaki farklılıklardır. Zikrettiğiniz başlıkların hiçbirinde namazın kabul olmasını etkileyecek bir sıkıntı yoktur. Ne eski yaptığınızda ne de yeni yaptığınızda namaza zarar veren durum yoktur. Yatsı ve ikindi namazı ile alakalı durumda da sıkıntı yoktur. Şuna dikkat etmelisiniz: Hanefî mezhebine göre dediğimiz namaz şekli kesinlikle Sünnet dışı değildir. Peygamber alayhisselam efendimizden bize aktarılan farklı uygulamaların sonucu olarak o farklılıklar bulunmaktadır. Her iki türlü de yapıldığında namaz kılınmış ve Peygamber aleyhisselam efendimize ittiba edilmiş olunur. Kalbiniz mutmain olsun. Şu kadar ki, bu tür meselelerde ilmi ile bilinen birine tabi olmanız daha kurtarıcıdır. Komşu olması yeterli olmamalıdır. Namaz gibi bir ibadeti ulu orta eda edemeyiz. Dikkatli olmalıyız ve ilme göre hareket etmeliyiz. Allah yardımcımız olsun.
Sahih bir hadis olarak bu yoktur. Kadınlar aleyhine uluorta üretilmiş sözlerden biri olarak yaygınlık kazanmıştır.
Bunu doktorla çözmelisiniz.
Baba, bir insanın Allah'tan sonra en çok medyûn olması gereken bir isimdir. Yani baba, bizim kendisine o veya biz ölünceye kadar borcumuzun bitmediği biridir. Onun Rabbi ile olan ilişkilerindeki arızalar bizim sorumluluk alanımız dışında kalır. Onun yalan gibi hatalarına ortak olmayız, destek olacak tavırlar sahibi olmayız. Sınırlı bir şekilde, kırmadan ve terslemeden yanlışı terk etmesi için uğraşırız. Mümkün olmazsa da biz evlatlığımızı yapar, onu hatası ile baş başa bırakırız.
Onlar bebek niteliğinde değildir. Hastanenin onları kötü bir maksatla kullanmamasını temin ettikten sonra imha edilmelerinde sakınca olmaz. Allah yardımcınız olsun.