Fetva Meclisi
Soru
Hocam sevaplarımız ağır bassa bile yaptığımız günahları çekecek miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Ahiretteki durum şudur: İmanla gidenler ve gitmeyenler diye iki grup olunacak. İmanla gidenler de günahı az olanlar ve çok olanlar diye ikiye ayrılacaklar. Günahı sevabından çok olanlar günahlarının karşılığı olarak cehenneme girecekler. Sevabı çok olanlar da cennete girecekler. Kâfirle yani imansız olarak ahirete gidenler hariç herkes için en temel umut ise ALLAH'IN RAHMETİDİR. O rahmet, nasıl gerçekleşir, kime gerçekleşir onu bilemeyiz. Umut o rahmettir. Onu temenni eder, onun için gayret ederiz.
Selamünaleyküm. Bu ayette anlaşılamayacak bir durum yoktur. Önceki ayetlerle (99’dan itibaren) beraber okuduğunuzda anlam daha kolay ortaya çıkar. İkinci bir husus da şudur: Orada bir tartıdan söz edilmektedir. Bu tartının malzemesi sadece namaz ve diğer hasenat ya da sadece mesela alkol gibi bir haram değildir ki! Tartılırken hasenat arasında iman da bir yer alacak, küfür de bir yer alacak. Böylece terazisinde iman bulunmayan batmış olacak. Meseleye böyle bakınız. Allah Teâlâ akıbetimizi hayretsin, imanımızı muhafaza buyursun. Dualarınızı bekleriz.
Mü'min şeriatına göre yaşar. Şeriata göre yaşayınca da dininin teminatı altında olur. Biiznillah sorunsuz ve güçlü bir hayatı olur. Bunun için de temel ölçü olarak helaller/haramlar dairesinde kalır. Helalleri aşmamayı haramlara bulaşmamayı ilke edinmek böyle bir teminat verir. Bu da şu demektir: İmanlı insan olmayı hayatın anlamı olarak bileceksin. İmandan sonra en büyük vazifen tek bir haram da olsa haramdan uzak kalmak olacak. Haramla bulaşık kalmaktan ise hicret etmeye razı olmak demektir bu. Allah’ın farzlarından eksiğin olmayacak. Zira farzları eksik bırakmak da bir haramdır. Nafile ibadetlerden konumun, kabiliyetin ve fırsatların doğrultusunda yapabildiğini yapacaksın. Mü'min bir çevrede olmayı ilke edineceksin. Telefondaki arkadaş listenden çay içtiğin insanlara kadar seçici ve korunmuş kalma ilkeni bozmayacaksın. İnsanî ilişkilerin iyi olacak. Başta ebeveynin ve ardından akrabaların sende Allah’ın emaneti olarak bilinecek. Diğer insanlarla da mesafeli ama saygılı olmayı bileceksin.
Selamünaleyküm. Bu ayette anlaşılamayacak bir durum yoktur. Önceki ayetlerle (99’dan itibaren) beraber okuduğunuzda anlam daha kolay ortaya çıkar. İkinci bir husus da şudur: Orada bir tartıdan söz edilmektedir. Bu tartının malzemesi sadece namaz ve diğer hasenat ya da sadece mesela alkol gibi bir haram değildir ki! Tartılırken hasenat arasında iman da bir yer alacak, küfür de bir yer alacak. Böylece terazisinde iman bulunmayan batmış olacak. Meseleye böyle bakınız. Allah Teâlâ akıbetimizi hayretsin, imanımızı muhafaza buyursun. Dualarınızı bekleriz.
Allah Teâlâ yardımcımız olsun. Size şöyle bir özet yapabilirim: Ahirete ait bilgileri dünya bilgilerimizle kıyaslamamalıyız. Oranın hesabı da işlemi de oraya göredir. Kimin tertemiz olup gittiği/gideceği belli değildir. Biz temizlendi gitti deriz ama bu bize göredir. Acaba Allah katında da öyle midir, bunu bilemeyiz. Kendi hesabını kendi gören biri olmamız akıllıca değildir. Evet, yüksek bir umut sahibi olacağız ama umudumuzdaki beklentilerimizi ne kadar hak edip etmediğimizi sadece Allah Teâlâ bilmektedir. Buna rağmen mahşer yerindeki beklemenin ayrıcalıklı kulları olacaktır. Onlar oradaki beklemeyi çok kısa bir zaman olarak hissedecek olabilirler. Hatta Arş’ın gölgesinde gölgelenerek o zamanı geçirenler olacaktır. Allah Teâlâ hepimize bunu lütfetsin. Âmin.
Kur'an'ın tek bir ayetini alarak ondan kati hükümler çıkarmanın doğru olmadığını anlayabileceğimiz bir örnek karşısındayız. Ayetlerin, diğer ayetlerle nasıl kesiştiğini, ayetler arasındaki bağlantıları bilmeden hüküm çıkarmak yanlıştır. Ehli Sünnet'in ittifak ettiği en temel ilkelerden biri şudur: Kâfirler ebediyen cehennemde kalacaklardır. Mü'minler de ebediyen cennette kalacaklardır. Mü'minler, günahları mağfiret görmezse geçici bir süre cehenneme gireceklerdir. Sonra da cennete gireceklerdir. Kâfirler, ayrıntılı bir hesap görmeyeceklerdir. Ama neden iman etmediği sorgulanıp, küfrünün cezası olan cehenneme sevk edileceklerdir. Allah'a emanet olunuz.
af konusundaki diğer fetvalar
Had gerektiren suçların büyük günah sınıfından olduğunu biliyoruz. Büyük günahların affı için tevbe şarttır. Tevbe sözlü ve benzeri beyanlı yapılır. Eylem ile de tevbe yapılabilir. Maiz radıyallahu anhın tevbesi, gelip itiraf ederek “beni temizle” demesi ile oldu ki o tevbe müthiş bir tevbe olarak meleklerin kaydına geçti. Recmi istemesi bir tevbe idi. Allah ondan razı olsun, bizi şefaatine nail etsin.
En özel gece, Rabbinin seni affettiği gecedir. O da senin ertesi günü eskini terk ettiğin gecenin ta kendisidir. Onu internette arama, yüreğinde ve samimiyetinde ara.
Kötü ile kastınız Allah’a imanı olmayan veya dinden çıkmış olmayı gerektiren bir iş yapan ise onun ne cenazesine gidilir ne de onun için af dilenir. Kastınız günah işleyen biri ise velev ki işlediği günahlar çok olmuş olsa bile Müslüman olduğunu bildiğimiz sürece cenazesine de gidilir arkasından af da dilenir. Zira o, günahlarına rağmen Müslüman biridir.
Bir insanın hakkına giren birisi tevbe etmelidir. Tevbesinin şartlarından biri de hakkına girdiği insandan helallik almasıdır. Helallik alması, ona verdiği zararı geri iade etmesidir. Size hakkını helal etmeyen kişiyi bir zaman sonra da olsa ikna etmelisiniz. Ona ait parayı bekletin. İlk fırsatta iade edersiniz. Hiç imkân olmaz da veremezseniz, bu arada o ölürse parayı onun adına sadaka verirsiniz.
Mü'min lanetçi insan değildir. Özellikle de mü'mine lanet tehlikelidir. Peygamber aleyhisselam efendimiz, haksız yere mü'mine lanet etmeyi onu öldürmek gibi görmektedir. Dilinizi zikre alıştırın ki bu yanlışa fırsat bulmasın. Çok Kur'an okuyun. “Lahavle velâ kuvvete illa billâh” günde bin kere bile olsa tekrar edin, dilinizi düzeltsin. Ve yaptıklarınızdan tevbe edin muhakkak. Allah bağışlar, o merhametlilerin en merhametlisidir.
Tevbe, işlenmiş sabit bir günahtan vazgeçmektir. Bu vazgeçmeyi Allah mağfiret ederse kul kurtulur. İstiğfar ise bütün hatalara ve özellikle bir hataya karşı genel af istemektir.