İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam birkaç gün önce hesabınızda bir video paylaşılmış. Kullandığınız bir ifade üzerinden soru sormak istiyorum. Videoda “Hesap vermek için elli bin sene sıra beklemek” ifadesi geçiyor. Bundan ne anlamalıyız? Dünyadayken birçok dertle mücadele etmiş ve temizlenmiş şekilde ölen birisinin derdi, sıkıntısı ölümüyle bitmiyor mu? Oradaki beklemeyi sorun gibi görerek yanlış mı anlıyorum? Bir mü'min, günahlarından arınmış bir şekilde ölse bile, ölümden sonra yine onu bekleyen sıkıntılar mı var?

Cevap

Allah Teâlâ yardımcımız olsun. Size şöyle bir özet yapabilirim: Ahirete ait bilgileri dünya bilgilerimizle kıyaslamamalıyız. Oranın hesabı da işlemi de oraya göredir. Kimin tertemiz olup gittiği/gideceği belli değildir. Biz temizlendi gitti deriz ama bu bize göredir. Acaba Allah katında da öyle midir, bunu bilemeyiz. Kendi hesabını kendi gören biri olmamız akıllıca değildir. Evet, yüksek bir umut sahibi olacağız ama umudumuzdaki beklentilerimizi ne kadar hak edip etmediğimizi sadece Allah Teâlâ bilmektedir. Buna rağmen mahşer yerindeki beklemenin ayrıcalıklı kulları olacaktır. Onlar oradaki beklemeyi çok kısa bir zaman olarak hissedecek olabilirler. Hatta Arş’ın gölgesinde gölgelenerek o zamanı geçirenler olacaktır. Allah Teâlâ hepimize bunu lütfetsin. Âmin.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ahirete ait işleri akıbetimizi merak ettiğimiz için öğreniriz, bir film izler gibi öğrenmeyi ise yanlış buluruz. Bunu böyle bilelim. Soruya gelince: İnsanlar önce iman açısından ayrılacaklar. Mü'minler ve mü'min olmayanlar olacak. Mü'min olmayanlar cehennemde ebedi kalacaklar. Mü'min olanların da hesabı görülecek. Bu hesap, her insanın iyi/kötü amellerinin tartılması demektir. İyiliği çok gelenler cennete girecek. Kötülüğü çok gelenler ise Allah’ın affını bekleyecekler. Affedilen cennete girecek, affedilmeyen de cehenneme girip takdir buyurulan kadar cezasını çekecek. Büyük günahlardan kulun tevbe etmiş olarak ahirete gelmesi gerekir. Tevbe etmeden gelenin durumu ise o büyük rahmet ve mağfiret umuduna kalmıştır artık. Hangi günahın ne kadar sevaba denk geleceğini bilemeyeceğimiz için sizin sorunuza net bir rakamlı cevap veremeyiz. Allah Teâlâ o gün yardımcımız olsun.

Hocam sevaplarımız ağır bassa bile yaptığımız günahları çekecek miyiz?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir çocuğun hayata tutunmasına vesile olmaya biz, bütün insanlığı kurtarmak gibi bakarız. Kur'an’ımızın bize öğrettiği budur. Fakat bazı gerçekleri tespit etmemiz gerekiyor: Devletin ailesiz çocuklar konusunda hassasiyeti yüksektir. Bu nedenle sokakta aç açık kalmış çocuk birkaç saatliğine olabilir. Uzun vadede böyle bir tehlike olmayacağına inanıyoruz. Kaldı ki bölge insanı da bu hususlarda dikkatlidir. Her çocuğun bir amcası, halası vs. vardır. Elbette her şeye rağmen olumsuzluk ihtimalini de düşünürüz ve kimsesiz çocuklara sahip olmayı Allah’ın razı olacağı mübarek bir iş olarak görürüz. Özellikle sizi kastederek söylemiyorum ama bu konu su götürür bir konudur. Mesele, oradaki çocukların ortada kalmasına karşı bir çare üretmek mi yoksa uygun ve yeterli şartları oluşturmadan bir anlık duygusallıkla hareket etmek mi, ya da beğenip almak şeklinde ifade edebileceğimiz dünyevi bir algıyla sahiplenmek mi? Bu noktaların hangisinde bulunulduğunu şüphesiz sadece Allah Teâlâ bilir. Fakat geçmişten bildiğimiz sıkıntılar bizi dikkatli olmaya sevk ediyor. Daha sonra bu çocuğun ileriki yıllarda aranan/umulan vasıflara uygun (!) olmamasına karşı yaşanan maddi ve manevi sıkıntıları ne yazık ki duyduk, gördük. Elbette ve elbette bunu genelleyemeyiz. Herkesin kalbi Allah ile arasında olup biten sırlarla doludur. Bir insanın bütün bir hayatına yönelik karar verilirken çok dikkat edilmelidir. Konunun bir de din boyutu vardır. Bu boyuta da şöyle işaret edelim: Bizim dinimizde hiçbir insan, kendisinden doğmadığı bir anne - babanın çocuğu olamaz. Sonradan mahkeme yoluyla veya sahiplenme ile evlat olmak yoktur. Bunun sonucu olarak da bir çocuk, evlatlık olarak girdiği evde mahremiyet ve miras konularında “evin çocuğu” işlemi göremez. Bunun tek istisnası emzirme yoluyla olabilir. Bunda da sadece mahremiyet sorunu kalkar. Miras yine hak edilemez. Çocuğun süt yoluyla aileye katılabilmesi için: - Çocuk yirmi dört ayını doldurmamış olmalıdır. - Gireceği evin hanımının sütünü emmelidir. Bu da yaklaşık olarak beş küçük fincan kadar olmalıdır. (Buradaki beş fincan ifadesi, ilk ayında yarım fincan kadar, bir yaşında iken tam fincan olarak ve iki yaşına yaklaştığı dönemde ise bir buçuk fincan olarak düşünülür.) -Fakihler arasında bu sütün miktarı farklı düşünülmüştür. Hanefi mezhebi çocuğun bir kere süte doymasını yeterli bulmuştur. Bunu da fincan olarak ölçtük. Diğer fukaha ise beş doyum olarak anlamıştır. Biz de ihtiyaten büyük olanı burada tespit ettik. - Bu süt, kadının göğsünden bir yolla alındığında yeterlidir. Kadının doğal süt günleri olmasa bile bir ilaç yardımı ile süt alınıp çocuğa içirildiğinde sütanneliği gerçekleşir. - Sütanneliği ile o kadının erkeği de sütbabası, varsa çocukları da süt kardeşleri olur. Böylece mahremiyet sebebiyle bir engel kalmaz. Müslümanlar olarak ihtiyaç duyulması durumunda evlerimizi kimsesiz çocuklara açmakla tam anlamıyla bir ibadet yapmış oluruz. Biiznillah kalıcı bir sadaka olur bu. Sevabını ancak Allah Teâlâ’nın bilebileceği kadar büyük bir kazanç kapısı olur. Fakat büyük bir kazancın büyük riskleri de olabileceğini anlamamız gerekir. Haber bültenlerindeki manzaralardan etkilenip duygusal kararlar vermek ve sonra da gevşemek vebale girmek olabilir. İyi düşünmek ve güzel karar vermek gerekir. Allah Teâlâ hepimizi güzel işlere muvaffak kılsın. Ümmetimizin çocuklarını zayi olmaktan muhafaza buyursun. Âmîn.

Hocam, asrın depremini yaşadık. Küçük çocuklar ailesiz kaldı. Bu çocukların evla
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'an’ımız ve hadislerde kıyamete dair pek çok bilgi bulunmaktadır. Bu bilgiler “şundan sonra bu, ondan sonra şu…” şeklinde değildir. Âlimler kıyamet olaylarını sıralamaya çalışmışlardır. Bu sıralamayı şu şekilde tespit etmemizde inşaallah bir sıkıntı yoktur: İkinci sur ile beraber insanlar mezarlarından (veya bulundukları yerlerden) dirilecekler. Mahşer yerine toplanacaklar. Allah’ın bildiği kadar bir zaman (ki bu zaman çok uzundur) orada bekleyecekler. Oradaki beklemenin elli bin sene olacağı biliniyor. Çok ağır bir bekleme olacak. Bu zamanda Allah Teâlâ peygamberimiz aleyhisselam için Havz’ını kuracak. Ona bağlı olarak ölenler oraya gelebilecekler. Bu bekleme çok uzun olacağı için Peygamber aleyhisselam efendimizin büyük şefaati gerçekleşecek. Bu şefaat hesabı öne alsın diye olacak. Ardından amellerin Allah’a arzı gerçekleşecek. Hesap olacak. İlk hesapla beraber amel defterleri uçuşacak. Kimi sağından kimi solundan defterini alacak. Mizan kurulacak. Mizanın ardından herkes adeta grubunu bulacak, bir araya getirilecek. Allah Teâlâ cehennem tarafına doğru büyük bir karanlık yaratacak. Mü'minler nurları ile o karanlıktan geçecekler. Peygamber aleyhisselam efendimiz ilk sıratı geçen olacak. Kâfirler cehennemde kalacak, mü'minler sıratı geçip cennet meydanında toplanacaklar. Muhacirlerin fakirleri ile cennete ilk grup alınmış olacak. Cennete girenler sonsuza kadar cennette kalacak. Cehenneme girenler de sonsuza kadar orada kalacaklar. Allah Teâlâ hepimize iman selameti ihsan buyursun. Âmîn.

Hocam sur üfürülüp kıyamet koptuktan sonra olacak olayların sıralaması hakkında
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Azap dünyada olur, ölürken olur, kabirde olur, ahirette olur ve hem dünyada hem ahirette olur. Dünyadaki azap bedenle hissedilen azap olur, içte hissedilen manevi azap olur. Neden biz, dünyada Allah’a asi olanların azaba uğradıklarını hemen göremiyoruz sorusu haddimizi aşan bir sorudur. Biz hayata, yaşadığımız an olarak bakabiliyoruz. Ne dünü ne de geleceği bilmiyoruz. Allah Teâlâ ise ezelden ebede olan süreç içerisinde her şeyi bir hikmetle yapmaktadır. Biz, bize göre bir uygulama isteriz ama biz yok denecek kadar kısa bir zaman için varız ve sadece kendi eksenimizde döneriz. Bütün kâinat içinde biz yok gibiyiz. Allah Teâlâ ise yaratan ve idare eden olarak hükmetmektedir. Yine de neden hemen azap etmiyor sorusuna bazı cevaplar tahmin edebiliriz: - Çünkü Allah çok mağfiret eden, çok merhamet edendir. Tevbe ederler diye asi kullarının azabını ertelemektedir. - Helim (yumuşak) olmak onun sıfatlarındandır. Azapta acele etmemek helim olmasının sonucudur. - Asi kullarının azabı kesindir, erteleme ile ne unutulur ne de azalır. Kıyamet gününe ertelenmiş olması büyük bakış açısından sonucu değiştirmez. Aksine azabı geciktikçe günahı artacağı için azabı da artacaktır. Bu anlamda da azabın gecikmesi de onlar için bir azaptır.

Madem dine inanmayanlar ve Allah’a karşı saygısız olanlar azabı hak ediyorlar, n
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Haklısınız, çevre böyle oldu, beklentiler de böyle olmaya başladı. Ama bir gerçek var, o gerçek herkesin elini kolunu bağlıyor: Kimse kalmasa bile biz mü'min kimliğimizle yaşamaya mecbur değil miyiz? Dünyanın ve insanların teki olmaya hazır değil miyiz? Kimse olmasa da biz var olacağız, buna mecburuz. Böylece Allah’ın kulları arasında zor zamanda dökülenlerle dökülmeyenler arasında bizim yerimiz belli olmuş olur. Bunu unutmayalım. Neden böyle oluyor sorusunun cevabını bilirsek öyle olmamak için çaremizi de bilmiş oluruz. a. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bugünleri haber vermişti. Size VEHN isabet edecek buyurmuştu. Vehn nedir sorulunca da DÜNYA SEVGİSİ VE ÖLÜMDEN NEFRET buyurmuştu. Bu VEHN, bir hastalıktır ve şahısları, onların toplamından da ümmeti vurur. Ahirete iman ettiklerini söyleyen ama dünyalığa tapınan kitleler oluşur bu hastalık yüzünden. Birinci ve en önemli neden budur. b. Zamanın kıymetini unutmuş bir nesil olduk. Sınırsız bir hayatın saatlerini harcar gibiyiz. Saatlerimizin bile mahdut olduğu bir hayatı çok hoyratça harcıyoruz, sonuç da böyle oluyor. c. Dinlenmesini beceremiyoruz. Peygamber aleyhisselam efendimiz, herkesin bir yorulma anı olur, onu da sünnete uygun değerlendirin diye emir buyurmuştu. Biz dinlenmeyi beceremeyince işimizden ve davamızdan usandık. Ailesini yıllarca dava adı üzerinden ihmal eden insanların aile zayiatı oldu. Bunun gibi farklı örnekler görebiliriz. d. Erteleme hastalığını tehlikeli görmüyoruz. Zevklerin dışındaki her şey ertelenebilirler arasına giriyor ne yazık ki. e. Peygamber aleyhisselamın Allah’a sığındığı PASİFLİK VE TEMBELLİKTEN korkmuyoruz. Tembeli suçlu görmüyoruz. Pasifliği geçici bir sıkıntı gibi görüyoruz. Özellikle de yeni nesil bu konuda gayet rahat görüyorlar kendilerini. f. Arkadaş ve çevre konusunda seçici olamıyoruz. Seviyesiz çevrenin ortasında yükseklerin adamı olmayı hayal ediyoruz. g. Bizi biz yapacak iman esaslarımız üzerinde şüpheler ve şehvetlerle oluşturulan çatlakları önemsemiyoruz. Bu da bizim ayakta durmamızı sağlayacak enerjiyi eritiyor. h. Müslüman nesillere yapılan zulümleri ya görmezden geliyoruz ya da o zulüm bilgileri üzerinden bir korku ve içine kapanma durumuna geçiyoruz. Başka sebepler de zikredilebilir ama ana hatları ile yeni nesli oyalayan nedenlerin başında bunlar geliyor zannederiz.

Neden dinim için hatta kendim için uzun vadeli hesaplar yapamıyorum ben, çevremd
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Allah o gün yardımcımız olsun; karşılaşalım veya karşılaşmayalım, durum ağırdır. O kişiyle karşılaşsan o ağır, onu yaratan ile karşılaşsan o daha ağır. Kul hakkını düzeltip ahirete gitmekten başka çaremiz yoktur.Evet, orada da helalleşmek mümkündür ama bu bizim ibadetlerimizden öbürüne verilmek yoluyla olacaktır. Allah Teâlâ bir yolla onu râzı edebilir ama böyle bir garanti yoktur, umuttur o sadece. Karşımızdakinin zararı telafi edilebiliyorsa açıklamaya gerek olmayabilir. Allah yardımcımız olsun.

Hocam bu dünyada helal edilmemiş bir kul hakkı için öbür tarafta o kişiyle hesap

affedilmek konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İman ehli kimseyle ilgili elimizdeki mevcut bilgiler, sevaplar ve günahlar tartıldıktan sonra sevaplar ağır basarsa cennete gireceği günahlar ağır basarsa Allah'ın izin vereceği kimselerin şefaat edeceği şeklindedir. O kimse hakkında şefaat de söz konusu olmazsa cehennemde Allah'ın takdir buyuracağı süre cehennemde kalıp sonunda ebedi cennete girecektir.

Hocam öldükten sonra öbür dünyada cehenneme gidip cezasını çeken kişi bir daha c
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Her insan Allah'a iman etmek ve imanının içini de ibadetle doldurmak için yaratılmıştır. Yaratılış gayemiz budur. İman etmeyen biri kökten kendisini helake atmış olur. İman ettiği halde ibadet etmeyen biri eğer ibadeti inkâr ediyorsa yani kabul etmiyorsa o da helak olmuştur. Kabul ettiği halde ibadeti ihmal eden günah işlemiş olur. İhmali bırakıp ibadete dönerse ve yapmadıkları için gerçekçi bir tevbe yaparsa yoluna devam eder. Bırakırsa tekrar zarar etmeye başlar. Bu başladı/bıraktı süreci kaç kere olursa olsun sonunda kul, Allah'ın rahmeti ve affı ile umutlu olmalı ve asla o kapıyı bırakmamalıdır. Kapıda kalmayı bilen için biiznillah sonunda kurtuluş vardır.

Hocam ben namazı bıraktım ve tekrar kılmaya başlamak istiyorum. Allah beni affed
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bahsettiğiniz bilgiyle ilgili rivayet var. Yalnız bunu doğru anlamak gerekir. Şöyle ki bu rivayet, Namazlarda bir kusur olmazsa Allah hakkını ilgilendiren hususlarda özel aflar olacaktır. Bu af kul hakkını ilgilendiren konularda olmayacaktır. Namazlarını istenilen şekilde eda eden bir kimse diğer ibadetlerini de aksatmayacağı gibi kul haklarına da dikkat eder. şeklinde de anlaşılabilir. Her gün bir günlük kaza namazı kılabilirsiniz.

Hocam ben bir şey duydum ve kaza namazım çok olduğu için kılmaya çalışıyorum. He
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sen bir hata yaptın ama sen hatalarından ibaret değilsin. Hatalar, insanın kim olduğu değil, ne yaşadığıdır. Herkesin hayatında düşüşler, yanlış adımlar olabilir ama önemli olan bundan sonra ne yapacağın. Kendini suçlamaktan vazgeç. Allah’ın rahmeti sonsuzdur. O’nun huzuruna dönmek istiyorsan, seni geri çevirmeyecek. Tevbe eden kişi, hiç günah işlememiş gibidir. İnsan kendini affetmezse Allah'ın affını tam anlamıyla hissedemez. Geçmişte yaptıkların için “Ben kötü bir insanım.” diyerek kendini mahkûm etme. Bunlar yaşandı ve bitti. Şimdi yeni bir sayfa açma zamanı. Yeter ki geçmişten yana pişman olmuş ol ve bir daha asla yaklaşmamaya niyet ve gayret et. Diyorsun ki "Kur'an'a sarılayım diyorum, bir sayfayı zor okuyorum." Bu normal. Çünkü insanın kalbi ve maneviyatı yıprandığında, manevi tatlar zayıflar. Bunun için hemen zorlayarak değil, yavaş yavaş başlaman gerekir: - Kur’an okurken zorlanıyorsan önce anlamıyla ilgilen. Günlük bir ayet ya da kısa sure seç ve anlamını düşün. Manevi bağın güçlendikçe okuma isteğin de artacak. - Zikirleri arttır. İçsel sıkıntıyı azaltan en güzel şeylerden biri zikir ve dua. Günde en az 100 defa istiğfar et (“Estağfirullah” de). - Allah ile konuş. Dua ederken ezbere kelimeler değil, kalbinden gelen sözleri kullan. Dertlerini Rabbine aç. “Allah’ım, bu halimden kurtulmam için bana yardım et.” diye dua et. Aynaya bakıp kendini bir canavar gibi görmen ise seni daha zora sokabilecek zararlı bir bakış açısı. Bu, kendini değersiz hissettiğin için. Hâlbuki sen değersiz değilsin. Belki yanlış insanlara değer verdin, belki yanlış yerlerde huzur aradın ama bu senin değersiz olduğunu göstermez. Kendini ihmal etmek, çirkinleştirmez ama kendini sevmemek, sana böyle hissettirir. Dış görünüşünü küçük adımlarla iyileştirmeye başla. Kilo ve görünüş meselesi bir sonuçtur, sebep değil. İç huzurun arttıkça, kendini daha iyi hissettikçe dışarıdan da daha enerjik ve güzel görüneceksin inşaallah. Sosyal hayattan uzak kalmak seni tüketir. Küçük adımlarla bir yerlere çık. Tek başına bile olsa kafede bir çay iç, kitap oku, yürüyüş yap. Eski arkadaşlarınla yeniden iletişime geçebilir misin, bir bak. Belki birine "Nasılsın?" demek bile bir kapı açabilir. Eğer yalnız kalmaya devam edersen iç sesin seni daha çok hırpalayacak. Psikolojik destek alıyorsan devam et. Eğer almayı bıraktıysan yeniden bir uzmana git. Kendi kendine küçük hedefler koy. Mesela "Bugün beş dakika egzersiz yapacağım." ya da "Bugün üç sayfa kitap okuyacağım." gibi küçük adımlarla ilerle. Hayatta amaçsız kalmak, çöküşü hızlandırır Allah korusun. Kendine küçük de olsa bir hedef belirle. Atanma konusunda bir plan yap. Ders çalışma isteğin yoksa bile, günde on beş dakika bile olsa başla. Yılmadan, yorulmadan umut etmeye, gayret etmeye, sabretmeye devam et. Allah yardımcın olsun. Allah’a emanet ol.

Hocam ben yirmi sekiz yaşına yaklaşan genç bir kızım. Liseyi imam hatipte okudum
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hiç şüphen olmasın. Hem de tertemiz, bu suçları işlememiş birisi olarak Allah'ın huzurunda dirilecektir. Yeter ki kul hakkı olmasın.

Hocam zina yapmış, faiz yemiş ve içki içmiş biri gerçekten nasuh bir tövbe eders
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah'a ait kavramları beşeri dağarcığımızla değerlendiremeyiz. ALLAH AFFETTİ, ALLAH RAHMET ETTİ derken başı ve sonu olmayan bir deryadan dağıtan Allah'ın rahmetini ve affını konuşuyoruz. Bunu unutmazsak o rahmete nail olan kimsenin haksızlığa uğramayacağını da anlarız. Bizle ölçmeye anlamaya kalkışırsak bitmez tükenmez sorular ve endişelerle karşılaşırız maazallah.

Hocam ben tövbe ediyorum Allah’ın rahmetinden asla şüphem yok ama günahına tövbe

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.