Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben bir şey duydum ve kaza namazım çok olduğu için kılmaya çalışıyorum. Hesap anında namaz tam değilse diğer amellere bakılmayacağı söyleniyor. Bu ne kadar doğru, böyle bir şey var mıdır? En kısa zamanda kaza namazlarımı nasıl bitirebilirim?
Cevap
Benzer fetvalar
Önce, kazaya namaz bıraktığınız için samimi bir tevbe edin. Tevbenizde de canlı ve samimi kalmaya çalışın. Sonra da bir “kaza namazı planı” yapın. Bu şu demektir: Belli bir kazaları tamamlama programı yapıyorsunuz ve onu uyguluyorsunuz. Mesela yatmadan önce bir günlük kaza namazı kılıyorsunuz ve bunu aksatmıyorsunuz. Bunun gibi. Bu planı aksatmayın. Ve Allah’ın mağfiretine sonsuz şekilde itimat edin. Bu kadar.
Okul veya başka bir neden, bu dünyada namazı kazaya bırakma gerekçesi olmamalıdır. Namaz hayatımızdır. Bunu böyle bileceğiz. Kazaya kalan namazlarınızı bu durumda iseniz yaklaşık olarak tespit edebilirsiniz. Mesela seksen öğlen namazı gibi diyebilir ve ona göre kaza edebilirsiniz.
Selamünaleyküm. Kesin bir tevbe yaptıktan sonra, planlı bir şekilde kılmaya da devam ediliyorsa biiznillah umutlu bir durumdur.
Sizin durumunuzdaki bir mü'min şöyle yapmalıdır: Namaz gibi büyük bir ibadeti ihmal ettiği için tevbe etmeli ve tevbesini korumalıdır. Geçmiş namazların toplamını hesap etmeli ve onları kaza etmeye karar vermelidir. Mesela 3650 sabah namazı gibi, belirlemelidir. Ardından da “üzerime kaza kalan son sabah namazına niyet ettim” diyerek sabah namazı gibi iki rekât namaz kılmalı. Kaza ederken namazların sünnetlerinin kazası yoktur. Sadece yatsıyı kaza ederken vitir namazı da onunla beraber kaza edilir. Bu takvimi çalıştırırken mesela sabah namazlarını bitirip öğleye geçebilirsiniz veya bir günlüğü bitirip diğer güne geçebilirsiniz. İkisi de aynı sonuca götürür. Cuma namazlarının kazası olmaz, onların yerine öğleyi kaza etmiş olursunuz. Kazaları bitirmek için kendinize plan yapın. Mesela: Hafta tatillerinde bir haftalık namaz kılmak gibi ya da yatmadan önce bir günlük namaz kılmak gibi… Bu plana da sadık kalırsanız yani tevbenizin pratiğini yapmaya devam ederseniz, o tevbeye sadık kaldığınız anlaşılırsa biiznillah ömrünüz kazaları bitirmeye yetmese bile Allah’ın mağfireti size yeter.
Selamünaleyküm. Farz namazların öncesinde ve sonrasındaki namazları ihmal etmeyin. Diğer nafileleri, kazalar bitene kadar kılmayın. Doğru olanı budur.
Kaza namazları konusunda, daha fazla kılabilmek için kısa sureleri tercih etmeniz uygundur. Asıl olan, borcunuzu eda etme niyetinizdir ve bu süreçte kolaylık tercih edilebilir. Ancak burada önemli olan, tadili erkâna dikkat etmektir ki, maşallah zaten buna özen gösterdiğinizi ifade etmişsiniz. Ezberinizin az olması sizi endişelendirmesin. Önemli olan, Allah'ın huzurunda niyetinizi düzgün tutup ihlasla ibadetinizi yapmanızdır. Günlük namazlarınızda farklı sureler okuyarak ezberinizi de artırma çabanız çok kıymetlidir. İnşallah zamanla ezberiniz arttırır ve daha da çok gönül huzuruyla ibadet edersiniz.
affedilmek konusundaki diğer fetvalar
Hiç şüphen olmasın. Hem de tertemiz, bu suçları işlememiş birisi olarak Allah'ın huzurunda dirilecektir. Yeter ki kul hakkı olmasın.
İman ehli kimseyle ilgili elimizdeki mevcut bilgiler, sevaplar ve günahlar tartıldıktan sonra sevaplar ağır basarsa cennete gireceği günahlar ağır basarsa Allah'ın izin vereceği kimselerin şefaat edeceği şeklindedir. O kimse hakkında şefaat de söz konusu olmazsa cehennemde Allah'ın takdir buyuracağı süre cehennemde kalıp sonunda ebedi cennete girecektir.
Allah Teâlâ yardımcımız olsun. Size şöyle bir özet yapabilirim: Ahirete ait bilgileri dünya bilgilerimizle kıyaslamamalıyız. Oranın hesabı da işlemi de oraya göredir. Kimin tertemiz olup gittiği/gideceği belli değildir. Biz temizlendi gitti deriz ama bu bize göredir. Acaba Allah katında da öyle midir, bunu bilemeyiz. Kendi hesabını kendi gören biri olmamız akıllıca değildir. Evet, yüksek bir umut sahibi olacağız ama umudumuzdaki beklentilerimizi ne kadar hak edip etmediğimizi sadece Allah Teâlâ bilmektedir. Buna rağmen mahşer yerindeki beklemenin ayrıcalıklı kulları olacaktır. Onlar oradaki beklemeyi çok kısa bir zaman olarak hissedecek olabilirler. Hatta Arş’ın gölgesinde gölgelenerek o zamanı geçirenler olacaktır. Allah Teâlâ hepimize bunu lütfetsin. Âmin.
Allah'a ait kavramları beşeri dağarcığımızla değerlendiremeyiz. ALLAH AFFETTİ, ALLAH RAHMET ETTİ derken başı ve sonu olmayan bir deryadan dağıtan Allah'ın rahmetini ve affını konuşuyoruz. Bunu unutmazsak o rahmete nail olan kimsenin haksızlığa uğramayacağını da anlarız. Bizle ölçmeye anlamaya kalkışırsak bitmez tükenmez sorular ve endişelerle karşılaşırız maazallah.
Her insan Allah'a iman etmek ve imanının içini de ibadetle doldurmak için yaratılmıştır. Yaratılış gayemiz budur. İman etmeyen biri kökten kendisini helake atmış olur. İman ettiği halde ibadet etmeyen biri eğer ibadeti inkâr ediyorsa yani kabul etmiyorsa o da helak olmuştur. Kabul ettiği halde ibadeti ihmal eden günah işlemiş olur. İhmali bırakıp ibadete dönerse ve yapmadıkları için gerçekçi bir tevbe yaparsa yoluna devam eder. Bırakırsa tekrar zarar etmeye başlar. Bu başladı/bıraktı süreci kaç kere olursa olsun sonunda kul, Allah'ın rahmeti ve affı ile umutlu olmalı ve asla o kapıyı bırakmamalıdır. Kapıda kalmayı bilen için biiznillah sonunda kurtuluş vardır.
Ashab-ı Kiramdan itibaren bu ümmetin büyüklerinin, ulemasının inandığı şudur: a- Cennet iman ile ölenlere, cehennem küfür üzere ölenlere ebedî olarak tahsis edilecektir. b- Kâfir olarak ölenler için ayrıntı yoktur, direkt cehenneme girecek ve ebedî olarak orada kalacaklardır. c- Mümin olarak ölenlerden günahı olmayanlar ebedî olarak kalmak üzere cennete gireceklerdir. d- Mümin olarak ölen ama günahları olanlar ise Allah Teâlâ’nın dilemesine kalmışlardır; direkt affedip cennete koyabileceği gibi belli bir süre cehennemde cezalandırıp cennete de koyabilir. Allah Teâlâ’nın muradının nasıl tecelli edeceği hakkında rakamlı, ölçülü bir görüş beyan etmek mümkün değildir. Mesela, bu dünyada yaşarken günahkâr olan ama şu veya bu sıkıntılara sabır ve imanla dayanabilen ve imtihanı kazananlar o çektikleri sebebiyle direkt cennete girebilecekleri bir af görebilirler. Böyle bir beklentinin elimizde kati ve rakamsal bir ölçüsü yoktur. Ayetler ve hadislerde umut eksenli ifadelerden genel olarak anlaşılan bir sonuçtur bu. e- Bu kural ulemanın genel olarak çizdiği çizgiyi yansıtır. Şaz denebilecek tek tük tahminler, mantık oyununa dayalı beyanlar da varsa bile ilmî bir değeri yoktur.