Fetva Meclisi
Soru
Hocam, iman sahipleri ölünce günahkâr olsalar bile cehenneme girmeden cennete girerler sözü doğru mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. nBunun gibi pek çok hadis vardır. Bu bir kuraldır: Cehennemde sıfır imanlı olanlar yani kâfirlerden başkası sonsuza kadar kalmayacaktır. Müm'inler ise dünya hayatında günah işledilerse ve tevbe etmeden öldülerse, günahlarının gerektirdiği kadar cehennemde kalacaklardır. Sonra da Allah Teâlâ'nın lütfu ile cehennemden çıkıp cennete gireceklerdir. Tabii bu durum, mü'minin günahlarını Allah Teâlâ'ınn affetmemesi hâlindedir. Af görürse zaten kurtulacaktır. Allah Teâlâ sonumuz hayertsin.
Kur'an'ın tek bir ayetini alarak ondan kati hükümler çıkarmanın doğru olmadığını anlayabileceğimiz bir örnek karşısındayız. Ayetlerin, diğer ayetlerle nasıl kesiştiğini, ayetler arasındaki bağlantıları bilmeden hüküm çıkarmak yanlıştır. Ehli Sünnet'in ittifak ettiği en temel ilkelerden biri şudur: Kâfirler ebediyen cehennemde kalacaklardır. Mü'minler de ebediyen cennette kalacaklardır. Mü'minler, günahları mağfiret görmezse geçici bir süre cehenneme gireceklerdir. Sonra da cennete gireceklerdir. Kâfirler, ayrıntılı bir hesap görmeyeceklerdir. Ama neden iman etmediği sorgulanıp, küfrünün cezası olan cehenneme sevk edileceklerdir. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm.Kur'an'ımızın bir ayeti münferit alınarak tefsir edilmesi durumunda yanlış anlaşılabilir. Bu âyet örneğinde olduğu gibi yanlış anlaşılma ortaya çıkabilir. Örnekteki ayette ise durum şöyledir: Bundan önceki âyet, kurtulanlardan söz ediyor. Bu âyet de, kurtulamayanları anlatmaktadır. Onlar da kâfirlerdir. Dolayısıyla mü'min olanlar için söz konusu bir durum yoktur. Nitekim bu ayetin bir benzeri olan A'raf suresinin dokuzuncu âyeti, açık bir şekilde 'kendilerine yazık edenlerin' kâfirler olduğunu beyan etmektedir.
Cennete girmenin ana şartı Allah’a iman etmiş olmaktır. İman edip imanın gereklerini yapanlar için cennet vaadi vardır. İman etmeyenler için ise cehennem vardır. İman etmemiş sayılan hiç kimse için asla cehennemden kurtuluş umudu yoktur. İman ettiği hâlde imana aykırı günah işleyenler, günahlarından hakkıyla tevbe ederlerse ve o şekilde ölürlerse onların da cennette olmalarında sıkıntı yoktur. İman ettikleri hâlde günah sahibi olanlar tevbe etmeden ölürlerse onların durumu Allah’a kalmıştır; dilerse affeder direkt cennete koyar, dilerse de cehenneme koyup belli bir ceza çektirdikten sonra cennete koyar. Kime ne yapacağını burada bilemeyiz.
Sırat ile alakalı olarak bir Müslüman için bilinmesi ve inanılması zorunlu noktaları şöyle tespit edebiliriz: Sırat haktır, iman edilmesi gereken konulardan biridir. Bunun dayanağı da sahih hadislerdir. Kur'an’ımızda adı verilerek geçmemektedir. Meryem suresinin 71 ve 72. ayetleri buna işaret etmektedir. Sırat bir mecazi ifade değildir. Tam anlamı ile Türkçede derenin üstünde köprü ne demek ise cehennemin üzerinde Sırat o anlamı yansıtmaktadır. Sırat kıyamet günü cehennemin üzerine kurulacak bir köprüdür. Mü'min olanlar onun üzerinden geçecektir. Kâfirler ona gelmeden cehenneme atılmış olacaklardır. Sırat’ın iki tarafında peygamberler kurtuluş için dualar edeceklerdir. Etrafı kancalarla çevrilidir, suçlular o kancalarla çekilip cehenneme atılırlar. Mü'minler üzerinden geçerken farklı hızlarda geçerler. Herkes iman ve amel durumuna göre bir hızla geçer. Ya da durumuna göre aşağı düşer. Sırat’ın varlığı Allah’ın adaletinin gerçekleşmesi ve mü'minlerin bu tahakkuku gözleri ile görmelerini sağlayacaktır. İnceleyebildiğimiz kadarı ile diyebiliriz ki: KILDAN İNCE KILIÇTAN KESKİN benzetmesi hadislerde yoktur. İlk nesil müçtehitlerinin ifadelerinde de kullanılmamaktadır. Sonraki asırlarda durumun ağırlığını anlatma olarak söylenmiş bir söz olabilir. Yalnız Allah Teâlâ için Sırat’ı o şekilde yaratmak zor değildir. Buna da iman etmeliyiz.
Değerli kardeşim, sakın ahirete ait bilgileri bu dünya bilgileri ile değerlendirmeye kalkmayınız. Orası cennet, burası dünyadır. İsimlerin benziyor olması pratiğin de benziyor olacağını göstermez. Biz burada “üzüm” diyoruz ama cennetteki üzümün sadece adı dünyadakine benzer. Ahirete ait ne biliyorsanız bu kural dâhilinde bilin onu. Orada zulüm ve haksızlık yoktur. Ne varsa o mahza adalettir, rahmettir. Cennete girmek için mü'min olarak ölmek şarttır. Ancak mü'min olarak ölebilenler cennete girecek ve orada buluşacaklar. Buna eşler de dâhildir. Eşlerden birinin mü'min olarak ölmemesi durumunda eşi cennette olduğu için onun da cennete girmesi mümkün değildir. Cennet varlık olarak bir tanedir ama kendi içinde mü'minlerin birikimlerine göre farklı cennetler olacaktır. En yükseği FİRDEVS cenneti olan pek çok cennet vardır. Mü'minlerin dünyadaki birikimleri orada bir kere SÜBHANELLAH demeyi fazla yapan biri için bile olsa karşılığını bulacaktır. Bunun için de aynı cennetin içinde olsalar bile bu üstünlük farkı yaşanacaktır. Eşler için de geçerli bir kuraldır bu. İkisi de mü'min olarak ölse bile birinin sevap fazlası daha çok ise onun karşılığını derece olarak orada görecektir. Cennetteki dereceleri farklı olsa bile Allah Teâlâ eşleri ve çocuklarını cennetlerden birinde bir araya getirebilir. Bu onun kullarına lütfu olur. Hak ettikleri cennet ve dereceler farklı olur ama bir araya gelebilirler. Böyle bir durum dünya hayatında bile mümkün iken cennette neden olmasın?
affedilmek konusundaki diğer fetvalar
Allah'a ait kavramları beşeri dağarcığımızla değerlendiremeyiz. ALLAH AFFETTİ, ALLAH RAHMET ETTİ derken başı ve sonu olmayan bir deryadan dağıtan Allah'ın rahmetini ve affını konuşuyoruz. Bunu unutmazsak o rahmete nail olan kimsenin haksızlığa uğramayacağını da anlarız. Bizle ölçmeye anlamaya kalkışırsak bitmez tükenmez sorular ve endişelerle karşılaşırız maazallah.
Hiç şüphen olmasın. Hem de tertemiz, bu suçları işlememiş birisi olarak Allah'ın huzurunda dirilecektir. Yeter ki kul hakkı olmasın.
Bahsettiğiniz bilgiyle ilgili rivayet var. Yalnız bunu doğru anlamak gerekir. Şöyle ki bu rivayet, Namazlarda bir kusur olmazsa Allah hakkını ilgilendiren hususlarda özel aflar olacaktır. Bu af kul hakkını ilgilendiren konularda olmayacaktır. Namazlarını istenilen şekilde eda eden bir kimse diğer ibadetlerini de aksatmayacağı gibi kul haklarına da dikkat eder. şeklinde de anlaşılabilir. Her gün bir günlük kaza namazı kılabilirsiniz.
İman ehli kimseyle ilgili elimizdeki mevcut bilgiler, sevaplar ve günahlar tartıldıktan sonra sevaplar ağır basarsa cennete gireceği günahlar ağır basarsa Allah'ın izin vereceği kimselerin şefaat edeceği şeklindedir. O kimse hakkında şefaat de söz konusu olmazsa cehennemde Allah'ın takdir buyuracağı süre cehennemde kalıp sonunda ebedi cennete girecektir.
Allah Teâlâ yardımcımız olsun. Size şöyle bir özet yapabilirim: Ahirete ait bilgileri dünya bilgilerimizle kıyaslamamalıyız. Oranın hesabı da işlemi de oraya göredir. Kimin tertemiz olup gittiği/gideceği belli değildir. Biz temizlendi gitti deriz ama bu bize göredir. Acaba Allah katında da öyle midir, bunu bilemeyiz. Kendi hesabını kendi gören biri olmamız akıllıca değildir. Evet, yüksek bir umut sahibi olacağız ama umudumuzdaki beklentilerimizi ne kadar hak edip etmediğimizi sadece Allah Teâlâ bilmektedir. Buna rağmen mahşer yerindeki beklemenin ayrıcalıklı kulları olacaktır. Onlar oradaki beklemeyi çok kısa bir zaman olarak hissedecek olabilirler. Hatta Arş’ın gölgesinde gölgelenerek o zamanı geçirenler olacaktır. Allah Teâlâ hepimize bunu lütfetsin. Âmin.
Her insan Allah'a iman etmek ve imanının içini de ibadetle doldurmak için yaratılmıştır. Yaratılış gayemiz budur. İman etmeyen biri kökten kendisini helake atmış olur. İman ettiği halde ibadet etmeyen biri eğer ibadeti inkâr ediyorsa yani kabul etmiyorsa o da helak olmuştur. Kabul ettiği halde ibadeti ihmal eden günah işlemiş olur. İhmali bırakıp ibadete dönerse ve yapmadıkları için gerçekçi bir tevbe yaparsa yoluna devam eder. Bırakırsa tekrar zarar etmeye başlar. Bu başladı/bıraktı süreci kaç kere olursa olsun sonunda kul, Allah'ın rahmeti ve affı ile umutlu olmalı ve asla o kapıyı bırakmamalıdır. Kapıda kalmayı bilen için biiznillah sonunda kurtuluş vardır.