Fetva Meclisi
Soru
Hocam, cehennemin üzerinde sırat köprüsünün olacağı, onun da kılıçtan keskin kıldan ince olacağı sözü dinimizde var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Sırat, cehennemin üstünde kurulu bir köprüdür. Sırat’tan geçileceği bilgisi Kur'an, sünnet ve icma ile sabittir. Sırat hesaptan sonra olacaktır. Mü'min hesaptan sonra cennet ehli olduğunu anlayacak ama ateşten kurtulup kurtulmayacağını Sırat’tan geçtikten sonra anlayacak. Herkesin onun üzerinden geçmesi farklı olacak. Bu farklılık da günahları ile alakalı olacak. Sırat’ın geçilmesi kurtuluşun tam garantisi olacaktır. Allah’tan başkasına ibadet eden kâfirler Sırat’a gelmeden cehennemin kapılarından ateşe alınacaklar.
Sırat, cehennemin üstünde kurulu bir köprüdür. Sırat’tan geçileceği bilgisi Kur'an, Sünnet ve icma ile sabittir. Sırat hesaptan sonra olacaktır. Mü'min hesaptan sonra cennet ehli olduğunu anlayacak ama ateşten kurtulup kurtulmayacağını Sırat’tan geçtikten sonra anlayacak. Herkesin onun üzerinden geçmesi farklı olacak. Bu farklılık da günahları ile alakalı olacak. Sırat’ın geçilmesi kurtuluşun tam garantisi olacaktır. Allah’tan başkasına ibadet eden kâfirler Sırat’a gelmeden cehennemin kapılarından ateşe alınacaklar.
Selamünaleyküm. nBunun gibi pek çok hadis vardır. Bu bir kuraldır: Cehennemde sıfır imanlı olanlar yani kâfirlerden başkası sonsuza kadar kalmayacaktır. Müm'inler ise dünya hayatında günah işledilerse ve tevbe etmeden öldülerse, günahlarının gerektirdiği kadar cehennemde kalacaklardır. Sonra da Allah Teâlâ'nın lütfu ile cehennemden çıkıp cennete gireceklerdir. Tabii bu durum, mü'minin günahlarını Allah Teâlâ'ınn affetmemesi hâlindedir. Af görürse zaten kurtulacaktır. Allah Teâlâ sonumuz hayertsin.
Ashab-ı Kiramdan itibaren bu ümmetin büyüklerinin, ulemasının inandığı şudur: a- Cennet iman ile ölenlere, cehennem küfür üzere ölenlere ebedî olarak tahsis edilecektir. b- Kâfir olarak ölenler için ayrıntı yoktur, direkt cehenneme girecek ve ebedî olarak orada kalacaklardır. c- Mümin olarak ölenlerden günahı olmayanlar ebedî olarak kalmak üzere cennete gireceklerdir. d- Mümin olarak ölen ama günahları olanlar ise Allah Teâlâ’nın dilemesine kalmışlardır; direkt affedip cennete koyabileceği gibi belli bir süre cehennemde cezalandırıp cennete de koyabilir. Allah Teâlâ’nın muradının nasıl tecelli edeceği hakkında rakamlı, ölçülü bir görüş beyan etmek mümkün değildir. Mesela, bu dünyada yaşarken günahkâr olan ama şu veya bu sıkıntılara sabır ve imanla dayanabilen ve imtihanı kazananlar o çektikleri sebebiyle direkt cennete girebilecekleri bir af görebilirler. Böyle bir beklentinin elimizde kati ve rakamsal bir ölçüsü yoktur. Ayetler ve hadislerde umut eksenli ifadelerden genel olarak anlaşılan bir sonuçtur bu. e- Bu kural ulemanın genel olarak çizdiği çizgiyi yansıtır. Şaz denebilecek tek tük tahminler, mantık oyununa dayalı beyanlar da varsa bile ilmî bir değeri yoktur.
Cennete gidiş güzergahında cehennemin bulunduğunu düşünürsek, mü'min kâfir herkes cehennem üzerinden geçecektir. Buna SIRATTAN GEÇME denmektedir. Mü'minler oradan cehenneme düşmeden geçecektir. Kâfirler ebedi kalmak üzere cehenneme düşecekler, günahkâr mü'minler de takdir edilen cezalarını çekmek üzere ateşe gireceklerdir. Böylece herkes oraya varacak ve orayı görecektir. İnşaallah âyetten kastedilen budur. Başta Abdullah bin Mesud olmak üzere pek çok müfessirin izahı bu şekildedir. Allah Teâlâ hepimizi muhafaza buyursun.
Kur'an’ımız ve hadislerde kıyamete dair pek çok bilgi bulunmaktadır. Bu bilgiler “şundan sonra bu, ondan sonra şu…” şeklinde değildir. Âlimler kıyamet olaylarını sıralamaya çalışmışlardır. Bu sıralamayı şu şekilde tespit etmemizde inşaallah bir sıkıntı yoktur: İkinci sur ile beraber insanlar mezarlarından (veya bulundukları yerlerden) dirilecekler. Mahşer yerine toplanacaklar. Allah’ın bildiği kadar bir zaman (ki bu zaman çok uzundur) orada bekleyecekler. Oradaki beklemenin elli bin sene olacağı biliniyor. Çok ağır bir bekleme olacak. Bu zamanda Allah Teâlâ peygamberimiz aleyhisselam için Havz’ını kuracak. Ona bağlı olarak ölenler oraya gelebilecekler. Bu bekleme çok uzun olacağı için Peygamber aleyhisselam efendimizin büyük şefaati gerçekleşecek. Bu şefaat hesabı öne alsın diye olacak. Ardından amellerin Allah’a arzı gerçekleşecek. Hesap olacak. İlk hesapla beraber amel defterleri uçuşacak. Kimi sağından kimi solundan defterini alacak. Mizan kurulacak. Mizanın ardından herkes adeta grubunu bulacak, bir araya getirilecek. Allah Teâlâ cehennem tarafına doğru büyük bir karanlık yaratacak. Mü'minler nurları ile o karanlıktan geçecekler. Peygamber aleyhisselam efendimiz ilk sıratı geçen olacak. Kâfirler cehennemde kalacak, mü'minler sıratı geçip cennet meydanında toplanacaklar. Muhacirlerin fakirleri ile cennete ilk grup alınmış olacak. Cennete girenler sonsuza kadar cennette kalacak. Cehenneme girenler de sonsuza kadar orada kalacaklar. Allah Teâlâ hepimize iman selameti ihsan buyursun. Âmîn.
ahiret konusundaki diğer fetvalar
Allah sizden razı olsun. Ne güzel düşünmüşsünüz. Rabbim sizi, bizi, ailelerimizi ateşten muhafaza buyursun. Rabbimizin emri budur: “Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taş olan ateşten koruyun!” Becerip bu korumayı yapabilirsek sıkıntılı günlerimizi rahmete dönüştürmüş oluruz Allah’ın izni ile. Şeytanın kışkırtması, nefsimizin hoşlanması ve çevremizin etkilemesi ile içine düşebileceğimiz her günah, ateşe bir adım atmak belki de dalmaktır. Bu sebeple her aile, çocuklarının ve kendilerinin adım adım ateşten korunmalarını sağlamaları gerekiyor. Allah yardımcımız olsun. İnsanı sonsuza kadar ateşte bırakan ağır suçlar: En büyük tehlike ŞİRKTİR. Biz şirki, Mekkeli müşriklerin hastalığı zannediyoruz ama asıl olan o bir insan hastalığıdır. Her asırda ve her zaman bulunabilir. Yerlerin ve göklerin Rabbi olan Allah’a ortak koşulan her iş ve söz bir şirktir. Dün, yontulmuş putlar bu işlevi görüyordu. Bugün insanların icat ettikleri sistemler mesela bu işi görüyor olabilir. Allah’ın sözünün kısılmaya çalışıldığı her iş için bu geçerlidir. Evet, şirk var, sonsuza kadar cehennemde hapseder; şirk var, ateş cezasına sebep olur. Hangisi olursa olsun oyun şeytan oyunudur ve biz bundan korunmaya mecburuz. İkinci büyük ateş çemberi küfür yani kâfirliktir. Allah’ı inkâr ederek, ona karşı büyüklük taslayarak, varlığından şüphe ederek, kitabını veya peygamberini kabul etmeyerek, münafıklık yaparak… Hangisi ile olursa olsun küfür sonsuza kadar cehennemde kalmaktır. Allah’tan başka güçleri Allah yerine koyarak onlara bağlanmak böyle bir hastalıktır. İslam’dan başka bir dini din olarak benimseyen herkes böyledir. Allah’ın kitabından tek bir kelime bile olsa inkâr etmek, uygun bulmamak böyledir. Üçüncü büyük tehlike ise ahireti reddetmek veya şüphe ile karşılamaktır. Öldükten sonrasına inanmamak bütün ateşliklerin ortak sorunudur. Biz ve çocuklarımız, elimizi gözümüzün önüne getirip baktığımızda kendi elimize ne kadar inanıyorsak ondan daha güçlü bir şekilde ahiretin, cennet ve cehennemin varlığına inanmadıkça mü'min olmuş sayılmayız. Dinle alay etmek, dinin mukaddesatı ile eğlenmek ateşin adamı olmaktır. İçinden inanmadığı hâlde dışından sosyal menfaatleri gereği inanıyor gibi görünüp sahte mü'min olmak yani münafıklık, tam bir ateş adamı olmaktır. Allah’ın kitabının hükümlerini bilerek ve isteyerek yok kabul etmek, onları geçersiz durumda görmek, namazlı biri olunsa bile ateşte kalmaktır. Allah hakkında suizanda bulunmak büyük bir hatadır, bedeli cehennemdir. Allah’ın kudretini zayıf görmek gibi onun azametine yakıştırılamayacak şeyleri düşünmek böyle bir suizandır. Mü'minlerin aleyhine olacak şekilde kâfirlerle iş birliği içinde olmak, onlara gönül vermek ateşe atlamaktır. Sihirbazlara, büyücülere, falcılara inanmak, onlara gitmeyi Allah’ın yasak ettiğini yok kabul etmek böyle bir ateşe tutulmuşluktur. Buraya kadar sayılanlar ateşe girip SONSUZA KADAR ORADA KALMAYI gerektiren suçlardır. Bunların tamamı imanı varsa da yok duruma getirirler maazallah. İşlendiği zaman tevbe etmek nasip olmadan ölen için cehennem cezası gerektiren büyük suçlar: Fasıklık. Fasıklık, Allah’ın yasaklarını, mü'min olduğu hâlde işleyen insanın tavrına verilen isimdir. Sürekli büyük günahlarla iç içe olan için fasık denir. Günahı umursamamak, basit görmek, uyarıları yok kabul etmek. Faiz yemek. Zulmetmek. Kul hakkı yemek. Yetim malına el koymak. Mü'min cana kıymak. Namaz kılmamak. Zekât vermemek. Oruç tutmamak. Haccetmemek. Allah yolunda cihat gerektiğinde kaçmak. İftira etmek. Yalan şahitlik yapmak. Namuslu mü'min kadınlara iftira etmek. Hırsızlık yapmak. Kumar oynamak. Ticarette hile yapmak. İsraf etmek. İntihar etmek. Her çeşidi ile yalan konuşmak, yazmak. Gıybet etmek. Nemime yapmak. Kamu malı yemek. Komşuya eziyet etmek. Kur'an’dan uzak yaşamak, onu okumamak, ilgilenmemek. Diline sahip olmamak. Riyakârlık. Kibir. Sılayırahimi yapmamak. Anne babayı üzmek. Alkol kullanmak. Mü'min kardeşle üç günden fazla küsmek. Yalan yere yemin etmek. Hayvanlara eziyet etmek. Rüşvet almak ve vermek. Kadının erkeğe, erkeğin kadına benzemesi. Erkeklerin ipek giymesi… Ana hatları ile bunlar, tevbe etmeden ölürse sahibini ateşe attırır. Allah’ın takdir edeceği kadar ateşte kalır ve imanlı öldü ise sonunda cennete girer. Maazallah. Elbette, ahirette Allah dilediğini affeder, o ayrı bir meseledir ama kural böyledir.
Allah Teâlâ eşinizi mağfiret buyursun. Berzah âlemi hakkında ayrıntılı bilgimiz yoktur. Şu kadar diyebiliriz ki mezarlığın yakın veya uzak olması önemli bir ayrıntı değildir. Önemli olan iman beraberliği olmasıdır. Allah'a iman konusunda bir eksiklik yoksa dünyanın her yeri bir mezar kadar yakındır biiznillah.
Elbette, günahsız tertemiz ölmek mümkündür. Allah bizi bir hayalin peşinde koşturmuyor. Önemli olan sırasıyla: Günah işlemeden yaşamaktır. Günah işlendi ise samimi ve kalıcı bir tevbe yapmaktır. Tevbeden sonra Allah’a güvenmek ve affedildiğine inanmaktır. Boşluğu doldurması için ibadeti artırmaktır. Yeni günahlardan korunmak ve istiğfara devam etmektir.
Dinimiz, insanların malını korunaklı bir mevkide tutmaktadır; kimse kimsenin malından alamaz. Genel kural böyledir. Bunun tek istisnası babanın evladının malından almasıdır. O da sınırsız bir alma değildir. Baba muhtaç ise evladı da ona vermiyorsa alabilir. Bu alma evladını zora sokacak şekilde olursa caiz olmaz. Bir çocuğundan alıp diğer çocuğuna verirse yine caiz olmaz. Siz eğer babanız sebebiyle mesela evinizi geçindiremez duruma düşüyorsanız babanızın da aslında aciliyeti yoksa vermeyebilirsiniz. Beddua etmesinin anlamı yoktur. Bunun haricinde, sabredin ve kazanın.
Firdevs cennetlerin en üstü ve en büyüğünün adıdır. Allah Teâlâ’nın mü'min kullarına vaat ettiği nimetlerin bulunduğu en büyük ödül olan yerin adıdır. Orada Allah’ın seçkin kullarının bulunacağı bilinmektedir. Cennet zor bir hedeftir, Firdevs Cenneti ise daha zor olan bir hedeftir. Cennet için kul ne kadar gayret ederse o kadar büyük ecirler bulacaktır. Çok gayret etmek, çok dua etmek Firdevs’i kazanmaya vesile olur. İhlas ve istikrar ile yapılan bütün ibadetler başta cihat olmak üzere Firdevs cennetine biiznillah sebeptir.
Hayır. Asıl orada rahmet tecelli edecek. Allah'ın ne kadar lütuf sahibi olduğunu orada göreceğiz. Yeter ki buradaki tevbe, tevbe olsun. Sözle değil yürekle yapılmış bir tevbe ile kapatılmış ve tekrarlanmamış günahlar orada bizi bulmayacak biiznillah. Hadiste buyuruluyor ki: Allah Teâlâ kuluna “ben seni dünyada örttüğüm gibi burada da örtüyorum” diyecektir. Her şey samimi ve kalıcı bir tevbede gizlidir.