Fetva Meclisi
Soru
Sırat köprüsü ile alakalı bilgilerimizin kaynağı nedir? İmanla ilgili bir konu olarak mı görülmelidir?
Cevap
Benzer fetvalar
Sırat, cehennemin üstünde kurulu bir köprüdür. Sırat’tan geçileceği bilgisi Kur'an, Sünnet ve icma ile sabittir. Sırat hesaptan sonra olacaktır. Mü'min hesaptan sonra cennet ehli olduğunu anlayacak ama ateşten kurtulup kurtulmayacağını Sırat’tan geçtikten sonra anlayacak. Herkesin onun üzerinden geçmesi farklı olacak. Bu farklılık da günahları ile alakalı olacak. Sırat’ın geçilmesi kurtuluşun tam garantisi olacaktır. Allah’tan başkasına ibadet eden kâfirler Sırat’a gelmeden cehennemin kapılarından ateşe alınacaklar.
Sırat ile alakalı olarak bir Müslüman için bilinmesi ve inanılması zorunlu noktaları şöyle tespit edebiliriz: Sırat haktır, iman edilmesi gereken konulardan biridir. Bunun dayanağı da sahih hadislerdir. Kur'an’ımızda adı verilerek geçmemektedir. Meryem suresinin 71 ve 72. ayetleri buna işaret etmektedir. Sırat bir mecazi ifade değildir. Tam anlamı ile Türkçede derenin üstünde köprü ne demek ise cehennemin üzerinde Sırat o anlamı yansıtmaktadır. Sırat kıyamet günü cehennemin üzerine kurulacak bir köprüdür. Mü'min olanlar onun üzerinden geçecektir. Kâfirler ona gelmeden cehenneme atılmış olacaklardır. Sırat’ın iki tarafında peygamberler kurtuluş için dualar edeceklerdir. Etrafı kancalarla çevrilidir, suçlular o kancalarla çekilip cehenneme atılırlar. Mü'minler üzerinden geçerken farklı hızlarda geçerler. Herkes iman ve amel durumuna göre bir hızla geçer. Ya da durumuna göre aşağı düşer. Sırat’ın varlığı Allah’ın adaletinin gerçekleşmesi ve mü'minlerin bu tahakkuku gözleri ile görmelerini sağlayacaktır. İnceleyebildiğimiz kadarı ile diyebiliriz ki: KILDAN İNCE KILIÇTAN KESKİN benzetmesi hadislerde yoktur. İlk nesil müçtehitlerinin ifadelerinde de kullanılmamaktadır. Sonraki asırlarda durumun ağırlığını anlatma olarak söylenmiş bir söz olabilir. Yalnız Allah Teâlâ için Sırat’ı o şekilde yaratmak zor değildir. Buna da iman etmeliyiz.
Kur'an’ımız ve hadislerde kıyamete dair pek çok bilgi bulunmaktadır. Bu bilgiler “şundan sonra bu, ondan sonra şu…” şeklinde değildir. Âlimler kıyamet olaylarını sıralamaya çalışmışlardır. Bu sıralamayı şu şekilde tespit etmemizde inşaallah bir sıkıntı yoktur: İkinci sur ile beraber insanlar mezarlarından (veya bulundukları yerlerden) dirilecekler. Mahşer yerine toplanacaklar. Allah’ın bildiği kadar bir zaman (ki bu zaman çok uzundur) orada bekleyecekler. Oradaki beklemenin elli bin sene olacağı biliniyor. Çok ağır bir bekleme olacak. Bu zamanda Allah Teâlâ peygamberimiz aleyhisselam için Havz’ını kuracak. Ona bağlı olarak ölenler oraya gelebilecekler. Bu bekleme çok uzun olacağı için Peygamber aleyhisselam efendimizin büyük şefaati gerçekleşecek. Bu şefaat hesabı öne alsın diye olacak. Ardından amellerin Allah’a arzı gerçekleşecek. Hesap olacak. İlk hesapla beraber amel defterleri uçuşacak. Kimi sağından kimi solundan defterini alacak. Mizan kurulacak. Mizanın ardından herkes adeta grubunu bulacak, bir araya getirilecek. Allah Teâlâ cehennem tarafına doğru büyük bir karanlık yaratacak. Mü'minler nurları ile o karanlıktan geçecekler. Peygamber aleyhisselam efendimiz ilk sıratı geçen olacak. Kâfirler cehennemde kalacak, mü'minler sıratı geçip cennet meydanında toplanacaklar. Muhacirlerin fakirleri ile cennete ilk grup alınmış olacak. Cennete girenler sonsuza kadar cennette kalacak. Cehenneme girenler de sonsuza kadar orada kalacaklar. Allah Teâlâ hepimize iman selameti ihsan buyursun. Âmîn.
Kur'an'ın tek bir ayetini alarak ondan kati hükümler çıkarmanın doğru olmadığını anlayabileceğimiz bir örnek karşısındayız. Ayetlerin, diğer ayetlerle nasıl kesiştiğini, ayetler arasındaki bağlantıları bilmeden hüküm çıkarmak yanlıştır. Ehli Sünnet'in ittifak ettiği en temel ilkelerden biri şudur: Kâfirler ebediyen cehennemde kalacaklardır. Mü'minler de ebediyen cennette kalacaklardır. Mü'minler, günahları mağfiret görmezse geçici bir süre cehenneme gireceklerdir. Sonra da cennete gireceklerdir. Kâfirler, ayrıntılı bir hesap görmeyeceklerdir. Ama neden iman etmediği sorgulanıp, küfrünün cezası olan cehenneme sevk edileceklerdir. Allah'a emanet olunuz.
Ashab-ı Kiramdan itibaren bu ümmetin büyüklerinin, ulemasının inandığı şudur: a- Cennet iman ile ölenlere, cehennem küfür üzere ölenlere ebedî olarak tahsis edilecektir. b- Kâfir olarak ölenler için ayrıntı yoktur, direkt cehenneme girecek ve ebedî olarak orada kalacaklardır. c- Mümin olarak ölenlerden günahı olmayanlar ebedî olarak kalmak üzere cennete gireceklerdir. d- Mümin olarak ölen ama günahları olanlar ise Allah Teâlâ’nın dilemesine kalmışlardır; direkt affedip cennete koyabileceği gibi belli bir süre cehennemde cezalandırıp cennete de koyabilir. Allah Teâlâ’nın muradının nasıl tecelli edeceği hakkında rakamlı, ölçülü bir görüş beyan etmek mümkün değildir. Mesela, bu dünyada yaşarken günahkâr olan ama şu veya bu sıkıntılara sabır ve imanla dayanabilen ve imtihanı kazananlar o çektikleri sebebiyle direkt cennete girebilecekleri bir af görebilirler. Böyle bir beklentinin elimizde kati ve rakamsal bir ölçüsü yoktur. Ayetler ve hadislerde umut eksenli ifadelerden genel olarak anlaşılan bir sonuçtur bu. e- Bu kural ulemanın genel olarak çizdiği çizgiyi yansıtır. Şaz denebilecek tek tük tahminler, mantık oyununa dayalı beyanlar da varsa bile ilmî bir değeri yoktur.
Selamünaleyküm. Bu ayette anlaşılamayacak bir durum yoktur. Önceki ayetlerle (99’dan itibaren) beraber okuduğunuzda anlam daha kolay ortaya çıkar. İkinci bir husus da şudur: Orada bir tartıdan söz edilmektedir. Bu tartının malzemesi sadece namaz ve diğer hasenat ya da sadece mesela alkol gibi bir haram değildir ki! Tartılırken hasenat arasında iman da bir yer alacak, küfür de bir yer alacak. Böylece terazisinde iman bulunmayan batmış olacak. Meseleye böyle bakınız. Allah Teâlâ akıbetimizi hayretsin, imanımızı muhafaza buyursun. Dualarınızı bekleriz.
ahiret konusundaki diğer fetvalar
Peygamber aleyhisselam efendimiz, dünya ve ahiretimiz için gerekli bütün bilgileri bize aktararak bu dünyadan gitmiştir. Onun bize aktardığı bilgiler arasında kıyamete kadar olacak olağan dışı bazı olaylar da bulunmaktadır. Bu aktardığı bilgilerin bir kısmı herkesin çıplak gözle bile görebileceği kadar açık konular, bazıları da derin bilgi gerektirecek konulardır. Sözünü ettiğimiz bu derin konuları ele alırken şu noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir: Peygamber aleyhisselam efendimizden bize ulaşan bilgilerin sahih olanı ve olmayanı vardır. Sahih, ona ait olduğunda şüphe bulunmayan demektir. Bu bilgilerin önce sahih olup olmadığına bakılır. Özellikle sahih olmayan hadislerin sıradan insanlara aktarılıp zihinlerinin karışmasına ve umutsuz kalmalarına neden olmak yanlıştır. Hadisler bize Arapça dili ile taşınmıştır. Hadisleri anlarken iyi bir Arapça bilmeyenin iyi anlaması mümkün değildir. Hadislerde geçen konuları “işte şu olay/işte şu kişi/işte şu mekân” şeklinde muayyen bir noktaya tahsis etmek isabetli olmayabilir. Dünyanın ne kadar daha ömrü varsa bu hadisler o zamanlar için de geçerlidir ve bizim büyük, dehşet diye yorumladığımız nice olay belki de gelecek zamanlar içinde basit kalacaktır. Bu ihtimal unutulmamalıdır. Hadislerde anlatılan ağır olaylar Müslümanların umutsuz kalmalarını ve bir kenara çekilmelerini gerektirmemektedir. Müslüman için kural şudur: Her şeye rağmen Müslümanca hayatı devam ettirmek, kıyamete birkaç dakika bile kalsa elindeki fidanı dikmek. Bu ciddiyet ve önemseme ile bakılmadığında bu hadisler üzerinden Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme söylemediğini veya kastetmediğini söyletmiş oluruz. Allah muhafaza buyursun. Bu da Müslümanları yarın Rablerinin huzurunda mahcup olacakları evhama, vesveselere ve hatalı uygulamalara sevk edebilir. İnsanlara zulmetme, belli yerleri uğursuz görme, zaman ve umut israfına neden olma gibi sonuçlar da muhtemel olur.
Bu değerlendirme isabetli değil. Biz mesela evlat acısına bir ağırlık veriyoruz ve arabasını kaybedeninki kolaydır diyoruz. Dışarıdan bakıldığında bu doğrudur çünkü biz sadece bize yönelik olan direkt etkiyi hissediyor ve değerlendiriyoruz. Allah Teâlâ ise bize göre çok basit gibi duran bir imtihan konusunda bizim için en ağır olan gibi imtihan sonucu çıkarabiliyor. Bu nedenle de kimin imtihanının ağır kiminkinin de hafif olduğu kararını bize göre değil bize imtihan gönderene göre tartmaya mecburuz. Şöyle bir örnek de ele alabiliriz: Bir kere mesela “suphanallah” diyen cennetler dolusu sevap elde edebilirken bir cüz Kur'an okuyan hiç sevap elde edememiş olabiliyor. Niyetten ihlasa kadar pek çok etken burada etkili olur. İmtihan da böyledir. Büyük bir başlıktan kazanamayan bir kul olarak çıkabileceğimiz gibi herkese göre basit bir başlıktan da çok şey kazanmış olabiliriz. Allah Teâlâ akıbetimiz hayır kılsın. Âmîn
Şöyle bir prensip edinin: Önce Allah sonra anne baba. Önce ahiretimiz sonra dünyamız. Bizden istenen üzerimize farz ise her şeye rağmen yaparız. Bizden istenen serbest bir konu ise tercih yaparız.
Kendinizi Allah'tan başka kimseye muhtaç hissetmemeye alıştırınız. En yakınlarınız bile olsa insandan medet ummayın. Bunu hayat ilkeniz edinmeye çalışın. Birilerinin size karşı akrabalık hakkını gözetmemesini ise sizi yaratan Rabbinize bırakın. Böylesi sizin için daha huzurlu olur.
Güzel kardeşim benim, sen misin sadece böyle olan? Her insan dünyaya geldiği andan itibaren bir yoğunluk ve çile içindedir. Şöyle geriye dönüp bakarsan görürsün ki, hayata havasız, karanlık bir yerde başladın. Dokuz ay orada kaldın, seni duyan olmadı, dışarıyı göremedin. Dışarı çıktın hemen makas yedin, göbeğin kesildi. Kundaklandın, elin kolun bağlandı. Ağladın, memeye muhtaç kaldın, derdini anlatamadın. İğne üstüne iğne yedin. Sünnet edildin. Ne yapsan hemen sana “öyle olmaz” dendi. Öğretmenin önüne kondun, sana şekil verdi. Şöyle ceylanlar gibi sıçrayarak yürüyecektin bir gün, evlilik heyecanı sardı seni. Durup dururken aklın kilitlendi, kendini esir gibi gördün. Askere alındın. Bir ev bulma ihtiyacı sardı seni. Yaşlanmaya başladın. Ağrıların dertlerin oldu. Yakınlarından kayıplar vermeye başladın. Başın ağrıdı, dişin ağrıdı. Yemedin aç kaldın, yedin dokundu. Para aradın buldun, borç ezdi seni. Birilerini sevdin onlar seni sevmedi. Anlaşılmadığını anladın, kahroldun… Hayat budur, dünya böyledir. Senin için de herkes için de böyledir. Birileri yüksek bir yere çıkıp bütün insanların duyacağı şekilde haykırsa ve dese ki: Ey yakınını kaybedenler! Malını kaybedenler, hiç malı olmayanlar, sıkıntılarını anlatacak dert ortağı bulamayanlar. Bir evlilik peşinde hayallerini eskittiği hâlde yuva kuramayanlar. Baba veya anne sesine hasret bir ömür bitirenler. Bir yatakta kıpırdayamaz şekilde ömrü geçenler. Cebi boşlar, çenesi düşükler… Ey dertliler, ey ağlamak isteyenler! Emin olasın, bu sese cevap verenlerin sayısı bütün insanlığın sayısı kadardır. Her insanın bir derdi vardır ama herkes kendi derdini tek ve en büyük dert zanneder. Budur dünya, istesen de istemesen de budur. Böyle geldi böyle gidecek. Ve dünya asla değişmeyecek. Bazı kullar, bu şekliyle bile buradan cennete gitmeyi becerecekler ve çektikleri onlara ahiret kazancı olacak. Bazıları da burada boğulup gittikleri gibi ahiretlerini de perişan edecekler. Dünyanın istisnası yoktur. Peygamberler başta olmak üzere Allah’ın salih kulları da böyle yaşadılar. Ağlamak ve mızmızlanmak çare değil, planlı ve akıllı olmak çaredir. Size nelere dikkat ederseniz daha rahat ve huzurlu olabileceğinize dair maddeler sıralayayım. Siz de gayret edin, sabredin ve kazanın. Namaz kılan bir mü'min olduğuna göre ibadetler konusuna değinmeme gerek yoktur. İbadetler dışında şunlara dikkat edeceksin: Hayata bakışını değiştir. Dünyayı kalacağın bir yer olarak görme. Cennete gitmek için gelip uğradığın bir istasyon gibi gör dünyayı. Böyle yapabilirsen, dünyayı peşine takarsın, aksi olursa sen dünyanın peşinde sürüklenirsin ama onu yakalayamazsın. Bu bakış tarzı çok önemlidir. Günah işlememeye dikkat et. Günah işlersen de hiç geciktirmeden tevbe et. Tevben, acıktıkça ekmek yemen gibi tabii olsun senin için. Sen, Allah’ın seni izlediğini, hata ettikçe meleklerin hatalarını yazdığını bilir ve öyle davranırsan rahmete daha yakın durmuş olursun. İnsanlara minnet eden biri olma. Kimsenin hakkını yeme, kendi hakkını da yedirme. Dik dur, minnet altında kalma. Az ama senin olanla yetin. Dünyalık işlerde senden daha altta olanlara bak, senden yukarıda olanlara bakma. Din işlerinde ise senden daha iyi olanlara bak, onlara yetişmeye çalış. Eşine senin gibi bir kul olarak bak. Onu kölen ya da düşmanın zannetme. Sen de insansın, o da insandır. Beraberce imtihan oluyorsunuz. Sen üzerine düşeni yap, ondan beklenti içinde olma. O bilmese de onu yaratan Rabbi bilsin. Kendini asıl kapıya bağla ki ezilip gitmeyesin. Kur'an okuyacaksın. Bunun alternatifi yoktur. Günlük planlanmış Kur'an okumaların olacak. O, senin şifandır. Şifandır, tam bir şifa! Kadere iman ettiğini unutmayasın. a- Seni yaratan Allah’ın, kullarının her durumunu onlardan iyi bildiğine iman ediyorsun. b- Allah’ın her şeyi bir kaderle yazdığını biliyorsun. c- Allah her dilediğini dilediği gibi yapar, bunu biliyorsun. d- Her şeyi yaratan Allah’tır, gerisi mahluktur. Bunu da biliyorsun. Bu bildiğin KADERDİR. Sen de bu kadere iman ediyorsun. Sakın bu kadere imanını sarsma, sakın. Şeytanın seninle bu başlıkla oynamasına izin verme. Böyle bir imanı olmayanlarla beraber olma. Bunalıp sıkıldığını anlayınca hiç beklemeden abdest al ve iki rekât namaz kıl. Namazdan sonra Türkçe bildiğin kadar dua yap. Sonra da çık bir saat yürü. Kimse ile görüşmeden evine gel. Bunu rahatlayıncaya kadar en az bir yıl sürdür. Duayı nefesin gibi bil. Aynı sözlerle de olsa çok dua yap. Özellikle namazı bitirdiğinde seccadeden kalkma ve dua et. Camide kıldığında orada yapılan toplu duadan sonra da sen özel duanı yap. Çok salavat getir. Günde yüz kere salavat getirmiş ol. “La havle velâ kuvvete illa billah” zikrini de her bunaldığında onar kere söyle. Anne baban yaşıyorsa onların duasını muhakkak al. Teyzelerinden yaşayan varsa, onların duasını aspirin gibi değerlendir. Çevrende cenaze olunca muhakkak cenazeye katıl. Mezarlığa git. Mezar ziyareti yap. Hasta ziyaretlerin olsun. Gariplere alakan olsun. Küçük de olsa sadakalar ver. Kendine arkadaş bul ama mü'min arkadaş olsun. Yalnızlık kimseye iyi gelmez. Allah yardımcın olsun. İşini kolay etsin.
Mü’minin mantığı mezarın içini imar etmektir. O imar da iman ve salih amel ile olur. Bu imarı beceremeyen nesillerin mezarın dışını imarda geliştirdiği yeniliklerin Allah katında hiçbir değeri yoktur. Allah katında değeri olmayan bir şeye mü'minin yatırım yapması ne kadar ahiret için yaşama gerçeği ile bağdaşabilir? Bu bir tuzaktır, tuzağı şeytan kurmuştur. Tuzağın içeriği ise mezarın içini imar etme gayesini dışı ile geçiştirmektir. Evet, merak ettiğiniz şeyler dinden çıkaran şeyler değildir ama ne yararı var sorusunun da cevabı yoktur. Allah yardımcımız olsun.