Fetva Meclisi
Soru
Hocam, bize maddi ve manevi zarar veren kişilere karşı sınır koyabileceğimizi anladım diğer sorulara verilen cevaplardan. Peki, zarar veren anne babamız veya eşimizin anne babası ise sadece gerekli zamanlarda yanlarında bulunarak da Rabbimizin rızasını kazanabilir miyiz? Öyle bir durumdayız ki hiçbir şekilde memnun edemiyoruz. Kendimizi geri çektiğimizde de aklımızda hep aynı cümle oluyor, "öf bile demeyecektik". Bunun dengesini nasıl koruyabiliriz?
Cevap
Benzer fetvalar
Baba, bir insanın Allah'tan sonra en çok medyûn olması gereken bir isimdir. Yani baba, bizim kendisine o veya biz ölünceye kadar borcumuzun bitmediği biridir. Onun Rabbi ile olan ilişkilerindeki arızalar bizim sorumluluk alanımız dışında kalır. Onun yalan gibi hatalarına ortak olmayız, destek olacak tavırlar sahibi olmayız. Sınırlı bir şekilde, kırmadan ve terslemeden yanlışı terk etmesi için uğraşırız. Mümkün olmazsa da biz evlatlığımızı yapar, onu hatası ile baş başa bırakırız.
Gayen Allah rızası ve sevap ise BABANIN YANINDA SÜREKLİ KAL. İ'tikâfını ebedileştirmiş olursun biiznillah.
Eşinizin sizin paranızı kime borç verdiğinize dinen karışma yetkisi yok. Ama yuvanızı beraber yürüttüğünüz için istişareli hareket etmeniz daha doğru olur. Bu konuda orta yolu bulmak için eşinizle ve çevrenizdeki yaşını almış olgun hanımlarla değerlendirme yapmanız gerekir. Anne ve babanızı da üzmeyecek bir çözüm yolu üretin.
Şu anda onlara karşı olman gerektiği gibi isen, onlar da senden razı iseler, tevbeni de yaptı isen korkma ve yoluna devam et. Allah tevbenden sonra geçmişinle seni helak etmez.
Bu, sizin değil eşinizin sorunudur. Kaynananızın ahirete inancı olsun veya olmasın siz insanlık yapmak zorundasınız. İnsanlığı hak etmiyorsa veya dayanılmaz bir duruma geldiyse yine de nezaketle tepki gösterin. Tepki gösterin ama tartışma yapmayın. Cevap vermeyin. Siz karşılığını Allah'tan bekleyerek yapın yapacağınızı. Tekrar size gelmek isterse kabul edin, mesafeli davranın bu sefer, fazla yüz göz olmayın, hakaret de etmeyin. Sabredin ve kazanın.
Bir baba veya annenin çocuğundan nasihat dinlemesi çok zordur. Eğer sözleriniz onlara kırıcı geliyorsa söylemeyin. Beklediğiniz kâr, yaptığınız zararı karşılamayabilir. Dua edin, sabredin.
ahiret konusundaki diğer fetvalar
Bu değerlendirme isabetli değil. Biz mesela evlat acısına bir ağırlık veriyoruz ve arabasını kaybedeninki kolaydır diyoruz. Dışarıdan bakıldığında bu doğrudur çünkü biz sadece bize yönelik olan direkt etkiyi hissediyor ve değerlendiriyoruz. Allah Teâlâ ise bize göre çok basit gibi duran bir imtihan konusunda bizim için en ağır olan gibi imtihan sonucu çıkarabiliyor. Bu nedenle de kimin imtihanının ağır kiminkinin de hafif olduğu kararını bize göre değil bize imtihan gönderene göre tartmaya mecburuz. Şöyle bir örnek de ele alabiliriz: Bir kere mesela “suphanallah” diyen cennetler dolusu sevap elde edebilirken bir cüz Kur'an okuyan hiç sevap elde edememiş olabiliyor. Niyetten ihlasa kadar pek çok etken burada etkili olur. İmtihan da böyledir. Büyük bir başlıktan kazanamayan bir kul olarak çıkabileceğimiz gibi herkese göre basit bir başlıktan da çok şey kazanmış olabiliriz. Allah Teâlâ akıbetimiz hayır kılsın. Âmîn
Kendinizi Allah'tan başka kimseye muhtaç hissetmemeye alıştırınız. En yakınlarınız bile olsa insandan medet ummayın. Bunu hayat ilkeniz edinmeye çalışın. Birilerinin size karşı akrabalık hakkını gözetmemesini ise sizi yaratan Rabbinize bırakın. Böylesi sizin için daha huzurlu olur.
Sırat, cehennemin üstünde kurulu bir köprüdür. Sırat’tan geçileceği bilgisi Kur'an, sünnet ve icma ile sabittir. Sırat hesaptan sonra olacaktır. Mü'min hesaptan sonra cennet ehli olduğunu anlayacak ama ateşten kurtulup kurtulmayacağını Sırat’tan geçtikten sonra anlayacak. Herkesin onun üzerinden geçmesi farklı olacak. Bu farklılık da günahları ile alakalı olacak. Sırat’ın geçilmesi kurtuluşun tam garantisi olacaktır. Allah’tan başkasına ibadet eden kâfirler Sırat’a gelmeden cehennemin kapılarından ateşe alınacaklar.
Mü’minin mantığı mezarın içini imar etmektir. O imar da iman ve salih amel ile olur. Bu imarı beceremeyen nesillerin mezarın dışını imarda geliştirdiği yeniliklerin Allah katında hiçbir değeri yoktur. Allah katında değeri olmayan bir şeye mü'minin yatırım yapması ne kadar ahiret için yaşama gerçeği ile bağdaşabilir? Bu bir tuzaktır, tuzağı şeytan kurmuştur. Tuzağın içeriği ise mezarın içini imar etme gayesini dışı ile geçiştirmektir. Evet, merak ettiğiniz şeyler dinden çıkaran şeyler değildir ama ne yararı var sorusunun da cevabı yoktur. Allah yardımcımız olsun.
Peygamber aleyhisselam efendimiz, dünya ve ahiretimiz için gerekli bütün bilgileri bize aktararak bu dünyadan gitmiştir. Onun bize aktardığı bilgiler arasında kıyamete kadar olacak olağan dışı bazı olaylar da bulunmaktadır. Bu aktardığı bilgilerin bir kısmı herkesin çıplak gözle bile görebileceği kadar açık konular, bazıları da derin bilgi gerektirecek konulardır. Sözünü ettiğimiz bu derin konuları ele alırken şu noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir: Peygamber aleyhisselam efendimizden bize ulaşan bilgilerin sahih olanı ve olmayanı vardır. Sahih, ona ait olduğunda şüphe bulunmayan demektir. Bu bilgilerin önce sahih olup olmadığına bakılır. Özellikle sahih olmayan hadislerin sıradan insanlara aktarılıp zihinlerinin karışmasına ve umutsuz kalmalarına neden olmak yanlıştır. Hadisler bize Arapça dili ile taşınmıştır. Hadisleri anlarken iyi bir Arapça bilmeyenin iyi anlaması mümkün değildir. Hadislerde geçen konuları “işte şu olay/işte şu kişi/işte şu mekân” şeklinde muayyen bir noktaya tahsis etmek isabetli olmayabilir. Dünyanın ne kadar daha ömrü varsa bu hadisler o zamanlar için de geçerlidir ve bizim büyük, dehşet diye yorumladığımız nice olay belki de gelecek zamanlar içinde basit kalacaktır. Bu ihtimal unutulmamalıdır. Hadislerde anlatılan ağır olaylar Müslümanların umutsuz kalmalarını ve bir kenara çekilmelerini gerektirmemektedir. Müslüman için kural şudur: Her şeye rağmen Müslümanca hayatı devam ettirmek, kıyamete birkaç dakika bile kalsa elindeki fidanı dikmek. Bu ciddiyet ve önemseme ile bakılmadığında bu hadisler üzerinden Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme söylemediğini veya kastetmediğini söyletmiş oluruz. Allah muhafaza buyursun. Bu da Müslümanları yarın Rablerinin huzurunda mahcup olacakları evhama, vesveselere ve hatalı uygulamalara sevk edebilir. İnsanlara zulmetme, belli yerleri uğursuz görme, zaman ve umut israfına neden olma gibi sonuçlar da muhtemel olur.
Allah Teâlâ işini kolay etsin. Ürkerek gitme. Sen nereye gidersen veya nerede kalırsan kaderin seninledir. İnsanı kurşun öldürmez eceli öldürür. Orada imanlı bir gencin ideal örneği olarak bulunmaya çalış. Sabrı unutma, o senin miğferin gibi olsun. Namaz diye bir dert olamaz, korkma. Bizim şu kâinatta namaz kılamayacağımız bir yer yoktur. Başımızı olmadı gözlerimizi hareket ettirerek de olsa namazımızı kılarız biiznillah. Abdest alırız, alamazsak teyemmüm ederiz. Namazsız kalmayız yine de. Şimdiden öyle bir tereddüt yaşarsan şeytan sana namaz mazeretleri üretebilir. Namazsız bir dünya yoktur biiznillah, hiç korkma. Evden çıkarken Fatiha, Ayetelkürsi, İhlas, Felak ve Nas surelerini oku, üzerine üfle, öyle çık evden. Annenin babanın da duasını al. Daha korkma. Orada kendini esir havalarına daldırma. Ahiret derdi olmayanların dertlerine katılma. Boş vaktinde, normal yürürken zikirler yap. Ezber bildiğin yerleri oku. Mesela günde yüz Ayetelkürsi, yüz Fatiha gibi planlar yap. Göreceksin melekler adım adım seninle olacaklar. Garip kalmayacaksın Allah’ın izni ile. Biz de senin için dua ediyoruz. Allah emin kılsın, afiyetini daim etsin.