Fetva Meclisi
Soru
Hocam, birilerine yazdığınız mektupları okuyorum, içim gidiyor. Benden daha dertli biri yok zannediyorum, bakıyorum çok dertli insanlar varmış. Ben dertlerimin çaresini bilsem de yapamıyorum, içim el bombası gibi duruyor. Namaz kılıyorum, Kur'an da biliyorum ama çatlıyorum hocam. Ben mi böyleyim, herkes mi böyle bilmiyorum. Şimdi salgın hastalık oldu, hiçbir yakınım hasta değil ama ben hasta olmadan bu virüs beni bitirecek. Bana ne tavsiye edersiniz, ne yaparsam rahat ederim?
Cevap
Benzer fetvalar
Sen bir hata yaptın ama sen hatalarından ibaret değilsin. Hatalar, insanın kim olduğu değil, ne yaşadığıdır. Herkesin hayatında düşüşler, yanlış adımlar olabilir ama önemli olan bundan sonra ne yapacağın. Kendini suçlamaktan vazgeç. Allah’ın rahmeti sonsuzdur. O’nun huzuruna dönmek istiyorsan, seni geri çevirmeyecek. Tevbe eden kişi, hiç günah işlememiş gibidir. İnsan kendini affetmezse Allah'ın affını tam anlamıyla hissedemez. Geçmişte yaptıkların için “Ben kötü bir insanım.” diyerek kendini mahkûm etme. Bunlar yaşandı ve bitti. Şimdi yeni bir sayfa açma zamanı. Yeter ki geçmişten yana pişman olmuş ol ve bir daha asla yaklaşmamaya niyet ve gayret et. Diyorsun ki "Kur'an'a sarılayım diyorum, bir sayfayı zor okuyorum." Bu normal. Çünkü insanın kalbi ve maneviyatı yıprandığında, manevi tatlar zayıflar. Bunun için hemen zorlayarak değil, yavaş yavaş başlaman gerekir: - Kur’an okurken zorlanıyorsan önce anlamıyla ilgilen. Günlük bir ayet ya da kısa sure seç ve anlamını düşün. Manevi bağın güçlendikçe okuma isteğin de artacak. - Zikirleri arttır. İçsel sıkıntıyı azaltan en güzel şeylerden biri zikir ve dua. Günde en az 100 defa istiğfar et (“Estağfirullah” de). - Allah ile konuş. Dua ederken ezbere kelimeler değil, kalbinden gelen sözleri kullan. Dertlerini Rabbine aç. “Allah’ım, bu halimden kurtulmam için bana yardım et.” diye dua et. Aynaya bakıp kendini bir canavar gibi görmen ise seni daha zora sokabilecek zararlı bir bakış açısı. Bu, kendini değersiz hissettiğin için. Hâlbuki sen değersiz değilsin. Belki yanlış insanlara değer verdin, belki yanlış yerlerde huzur aradın ama bu senin değersiz olduğunu göstermez. Kendini ihmal etmek, çirkinleştirmez ama kendini sevmemek, sana böyle hissettirir. Dış görünüşünü küçük adımlarla iyileştirmeye başla. Kilo ve görünüş meselesi bir sonuçtur, sebep değil. İç huzurun arttıkça, kendini daha iyi hissettikçe dışarıdan da daha enerjik ve güzel görüneceksin inşaallah. Sosyal hayattan uzak kalmak seni tüketir. Küçük adımlarla bir yerlere çık. Tek başına bile olsa kafede bir çay iç, kitap oku, yürüyüş yap. Eski arkadaşlarınla yeniden iletişime geçebilir misin, bir bak. Belki birine "Nasılsın?" demek bile bir kapı açabilir. Eğer yalnız kalmaya devam edersen iç sesin seni daha çok hırpalayacak. Psikolojik destek alıyorsan devam et. Eğer almayı bıraktıysan yeniden bir uzmana git. Kendi kendine küçük hedefler koy. Mesela "Bugün beş dakika egzersiz yapacağım." ya da "Bugün üç sayfa kitap okuyacağım." gibi küçük adımlarla ilerle. Hayatta amaçsız kalmak, çöküşü hızlandırır Allah korusun. Kendine küçük de olsa bir hedef belirle. Atanma konusunda bir plan yap. Ders çalışma isteğin yoksa bile, günde on beş dakika bile olsa başla. Yılmadan, yorulmadan umut etmeye, gayret etmeye, sabretmeye devam et. Allah yardımcın olsun. Allah’a emanet ol.
Bir kere hayatı olduğu gibi bir imtihan olarak görmeyi başarın. Herkes bir çeşit imtihan olacak, çare yok! Sizin imtihanınız da budur. Bu imtihanı yaşadıkça kazanma sürecinde tutacaksınız. Yılıp bir kenara yığılmaktansa sabredip sebat ederek kazanmaya bakacaksınız. Bulunduğunuz noktada şeytan sizi, nefis muhasebesi süsü ile yıpratıyor. Çıplak olmadığınız ortada, sorununuz daha iyisini yapamamak. 'Daha iyisini yapmak' bir mücadele meselesidir. Elli yıl da sürebilir bu mücadele; neden bu gözle bakmıyorsunuz? Dik durun, şeytana taviz vermeyin. Daha iyi olma mücadelesi her şeyden önce dirayet ister, dik duruş ister, unutmayın. Kendinize yeni bir bakış açısı belirleyin, yeni bir değerlendirme yapın ve yolunuza devam edin. Allah yardımcınız olsun.
Kızım, size dua ediyorum. Allah size sabır versin, sizi korusun, ufkunuzu açık kılsın. Umarım ve isterim ki sen bir kâbus görüp bunları yazmış olasın da baban öyle biri olmamış olsun. Yok, yazdıkların doğru ise Allah babana acilen dönüş nasip etsin. Kızım, bir kere Allah’a çok dua edin. O her şeye kadirdir, babanı da ıslah edebilir. Çok dua edin. Bir de siz babanızı sevmeye elbette mecbur edilemezsiniz ama maddi olarak iyi görünmeye bakın. Ona karşı kusurunuz olmasın. İyiliğinizi kötülükle karşılarsa bu onun vebali olsun. Siz böyle iyi davrandığınız hâlde o ne yaparsa yapsın, ne bedduasından korkun ne de dayağından. İyi bir evlilik fırsatı gelince de evlenin. Annenize manevi destek olmayı unutmayın. Kızım, size dua ediyorum.
Değerli kardeşim, İnsan tek başına dünyadır. Her insanı bir dünya kabul ettiğimizde ise dünyanın bir insandan ibaret olmadığını idrak etmiş oluruz. Her ne kadar bu hakikatler bilinse de iş insanın kendi derdi olunca, unutulur gider. Hâlbuki dünyayı yöneten Allah için plan, gelmiş, mevcut ve gelecek olan herkesi kapsar. O, kıyamete göre kader yazar. İnsan ise anlık kaderi düşünür. Mesela; kendi doğumu ve yaşamı için yıllarca dert çeken bir anne babayı hatırlamak istemez. Belki de kendisinin doğumunda sakat kalan ya da vefat eden annesini hiç hatırına getirmez. Çünkü bencilce düşünür ve dünyayı kendisinden ibaret sanır. Evet, imanı böyle değildir ancak dünyaya ait sıkıntılar onu sarınca şeytan bu vesveselerle karşısına çıkar, o da istemese de hoşuna gittiği için kabul eder gibi yapar. İşte tam bu nokta şeytanın tuzağına takıldığı yerdir. Tek başına bilmek ne yazık ki insana yetmiyor. Allah’ın muradını aramak ve yazdığı planı hissetmeye çalışmak o bilginin asıl gayesidir. Kur’an-ı Kerim, peygamberlerin kıssalarını bunun için anlatmıyor mu? Yoksa çocuk ve genç yaşlarında mutlu olmak Yusuf’un da hakkı değil miydi? Babası olmadan doğan peygamberimiz o sevgiden mahrum yaşamadı mı? Sonuçlarını görünce “meğer öyle olması gerekiyormuş Allah katında” demiyor muyuz? İnsan çok aceleci yaşamak istiyor. Kendi isteklerini doğru zannederek ne kötü düşünüyor. Allah’ın yazdığı kaderdeki büyüklüğü anlamaya yanaşmıyor. Hâlbuki bunu ömrü boyunca tam bir imanla kabul etse dualarının kabul edildiğini de görecek, ibadet gevşekliği de onu bulmayacak. Zira o Allah’ın yazdığına razı olamama hali, intikamını ibadetten alıyor. Size bu imanı yakalamaya vesile olacağını umduğumuz bazı tavsiyelerle sözlerimizi tamamlayalım: Ne kendinizi ne de başkalarını dıştan göründüğü hale göre değerlendirmeyin. Nice mutlu görünen evlilerin evleri yangın yeri olabilir. Kendinizi mutlu etmek için belli dünyevi şartlara bağlanmayın. Asıl huzur, olumsuzluklar içinden sıyrılabilmektir. Bu da Allah’ın kaderine teslimiyetle olur. Bunun için peygamber kıssalarını, ölümün içindeki hayatları, yeniden hatırlamanızı tavsiye ederiz. Duaların kabulünde şunu unutmayın: Allah sizi hep dua ederken, O’nun zatına yalvarırken görmek istiyor olabilir. Duadaki sabrınızı ve samimiyetinizi test ediyor olabilir. Bu yüzden erteliyordur. İstediğinizin Allah katında size sonraları daha büyük sorunlar oluşturacağını bildiği için Allah, size acıdığı için kabul etmiyor olabilir. Duaların kabulünü ahiret gününe bırakmış olabilir. Her işinizde “Allah bilir, ben bilmem” düsturu ile hareket etmelisiniz. Kim bilir, yirmili yaşlarında evlenip iki-üç çocukla boşanmaktansa kırklı yaşlarda huzur dolu bir evlilik sizi bekliyordur. İnsanların sizin hakkınızdaki rahat konuşmaları, bir miktar sizin onlarla laubali oluşunuzdan da kaynaklanıyor olabilir. Bir süre kendinizi daha ciddi bir kimlikle tanıtın. Özellikle kadınlarla bu tarz konuları konuşmaktan kaçının. Ev ve evlilik sizin mahreminiz olarak gizli kalsın. Oturup dertleşeceğiniz doğru insanları arayın. “Yok” demeyin. Hele hele internet çağında sakın “yok” demeyin. Sanal da olsa telefonla da olsa sizi anlayan insanlarla haftada bir buluşun. Sohbet dinleyin. Nasihat isteyin. Takvanın azalması, büyük oranda geçmişteki dengesiz politikalardan kaynaklanıyordur. Örneğin; farzlarda istikrar yerine nafileleri abartmak zamanla bir bıkkınlık oluşturmuş olabilir. Bu saatten sonra haramlardan kaçınmayı ve imanı korumayı birincil iş olarak, farz ibadetleri ve üstün bir ahlakı da bununla beraber destekleyerek yol almalısınız. Ekstra sevap olacak amellerde ise gücünüz yettiği kadar adım adım bir taktik izlemek gerekir. Bunun için de Kur’an tilaveti ile başlayabilirsiniz. Oruç yerine düzenli Kur’an okumaya odaklanın. Her gün bir sayfa okuyarak başlayın. Üç ay sonra bunu iki sayfaya çıkarır ve böyle üç aylık periyotlarla kendinizi hızlandırabilirsiniz. Günlük hayattaki asıl işinizi, mesleğinizi sakın ihmal etmeyin. Para kazandığınız alanı en iyi şekilde değerlendirin. İyi çalışın, uzman olun. İşinizi kaliteli yapın. Fırsat buldukça gezi ve seyahat ile kendinizi yenileyin. Farklı mekânlar ve insanlarla tecrübe kazanın. Dinimiz her türlü sıkıntının çözümünü barındıran âlemlerin dinidir. Biz dini yanlış anlarsak İslam’ın altında kalırız. Yanlış fikirler ve hatalı uygulamalar bizi ezer. Namaz ve sabırla Allah’tan istemeye devam edin. Son nefese kadar sebat edin. Allah, sizi sevdiği ve razı olduğu işlerde muvaffak kılsın. İmanınıza iman katsın. Sizi salih arkadaşlarla desteklesin. Allah’a emanet olun.
Bacım, Bu çağa farklı bir isim olarak “nimetler ve imkânlar içinde ama gariplerin çağı” demekte bir sakınca görmüyorum. Sizin derdiniz de bunu yansıtıyor. Nimetler içinde yüzerken yokluktan şikâyet etmek durumundayız. Siz veya biz, hâlimiz şöyle veya böyle benzeşiyor. Allah’a sığınmak ve şeriatına teslim olmaktan başka çaremiz yoktur. Acilen ona dönmeliyiz. Size bu huzursuzluğunuzun azalması için bazı tavsiyelerde bulunabilirim ama kesin bir düzelme için sizin özel nedenleriniz üzerinde de araştırma yapılması gerekiyor olabilir. Bu da bir psikolog nezaretinde yürümek demektir. Bu tarzda sizin yaptığınız gibi bir inceleme kendimize yapmalıyız, gereklidir de bu. Ne durumdayız, nasıl gidiyoruz muhasebesi yapalım. Yalnız bunu “münafıklık” kavramı ile pekiştirecek düzeye getirmeyelim. Aileyi itham edecek sonuçları öne çekmeyelim. Halk dilinde buna, en son söylenecek sözü en başta söylemek denir. O da şeytanın bize nüfuz etmesi ve bizi sömürmesi bakımından aleyhimize bir tutumdur. Abartmadan ama titiz davranmak ilkemiz olsun. İnsan olduğumuzu, etten ve kemikten yaratıldığımızı unutmayalım. Yorulmamız, usanmamız, ağlamamız/gülmemiz, mutlu olmamız sinirlenmemiz normaldir. Normal olmayan ise bir yere kilitlenip kalmaktır. Mesela sizdeki bu durum, insan hayatı akışında normal bir durumdur. Evlenmenizin gecikmesinden, bedeninizdeki keşfedemediğiniz bir arızadan, çevrenizin sizi bunaltmasından, kapasitenizi zorlayan bir işte olmanızdan, fıtratınızın tersine işler yapmanızdan kaynaklanıyor olabilir. Hangisi olursa olsun, hepsinin çözümü vardır biiznillah. Çözümü olmayan tek şey, çözümsüzlüğe takılmaktır. Günlük hayatınızı iyi programlayın. Namaza eksenli bir planlama yapabilirsiniz. Özellikle yemek ve uyku ne kadar kontrolünüzde ise günlük hayatınız için o kadar uygulanabilir bir program yapabilirsiniz demektir. Şu üç şey avcunuzun içindeki gibi kontrol ettiğiniz şeyler olmalıdır: Uyku, yemek ve arkadaş. Uyku sıkıntısı sizin yemek tarzınızdan kaynaklanıyor olabilir. Çok yiyorsunuzdur, zamansız yiyorsunuzdur, ağır gıdalar alıyorsunuzdur, hazım sorununuz vardır… Bunları bir diyetisyenle de değerlendirebilirsiniz. Yemek açısından sıkıntı yoksa bedensel bir sorunu inceleyeceksiniz. Öyle veya böyle acil bir eylem planı olarak şunu yapın: Gündüz uykusunu özellikle de ikindi civarındaki uykuyu iptal edin. Gece aynı saatte yatın, aynı saatte kalkın. Toplam uyuduğunuz da yedi saati geçmesin altı saati düşmesin. Uyku öncesinde yemek yemeyin. Üç saat öncesinde en az yemek işi bitsin ve asla ağır yiyecekler yemeyin. İnternet ve cep telefonu kullanımınızı sınırlayın. Arkadaş çevrenizi kontrol edin. Gündemi sizin gündeminizden farklı olanları elemek zorundasınız. Ebeveyninizle tartışma ortamlarını azaltın. Mesela onlar sizi görmek istiyorlarsa siz, onların bu isteğinden önce gözlerine görünün, ellerini yanaklarını öpün ve odanıza çekilin. Bu sizi merak etmelerini azaltır. Odanıza çekilirken de “Ben gelmeden yemeğe başlamayın ha!” diyerek alakanızı gösterin. Bunlar basit ama sizi rahatlatır şeylerdir. Bilhassa namazın rahatlatıcı yönünü bilmelisiniz. Kur'an okumanın huzur verdiğini bilmelisiniz. Zikir yapmayı becerin. Ve unutmayın: Hayat, sabretmesini bilenlerin kazandığı bir cihat imtihanıdır. Sabır da her an ve her iş için geçerlidir. Size dua ederim, kalbinize huzur akıtmasını Allah’tan dilerim.
Selamünaleyküm. Acilen bir kardeş grubunun içine katılın. Bir dernek vakıf gibi kuruma gidin, destek verin destek görün. Bilmiyorsanız Kur'an öğrenin, günlük beş sayfa Kur'an okuyun. Her sabah Fatiha, Ayetelkürsi, İhlas, Felak-Nas surelerini muhakkak okuyun. Uykunuz tam bastırmadan yatağa girmeyin yani yatakta boş duracak pozisyonda durmayın. Kısa zamanda farklılık elde ettiğinizi göreceksiniz. Ankara'da ÇATIDER, bildiğimiz arkadaşların kuruluşudur. Ardesini öğrenip gidebilirsiniz. Allah'a emanet olunuz.
ahiret konusundaki diğer fetvalar
Hayır. Asıl orada rahmet tecelli edecek. Allah'ın ne kadar lütuf sahibi olduğunu orada göreceğiz. Yeter ki buradaki tevbe, tevbe olsun. Sözle değil yürekle yapılmış bir tevbe ile kapatılmış ve tekrarlanmamış günahlar orada bizi bulmayacak biiznillah. Hadiste buyuruluyor ki: Allah Teâlâ kuluna “ben seni dünyada örttüğüm gibi burada da örtüyorum” diyecektir. Her şey samimi ve kalıcı bir tevbede gizlidir.
Peygamber aleyhisselam efendimiz, dünya ve ahiretimiz için gerekli bütün bilgileri bize aktararak bu dünyadan gitmiştir. Onun bize aktardığı bilgiler arasında kıyamete kadar olacak olağan dışı bazı olaylar da bulunmaktadır. Bu aktardığı bilgilerin bir kısmı herkesin çıplak gözle bile görebileceği kadar açık konular, bazıları da derin bilgi gerektirecek konulardır. Sözünü ettiğimiz bu derin konuları ele alırken şu noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir: Peygamber aleyhisselam efendimizden bize ulaşan bilgilerin sahih olanı ve olmayanı vardır. Sahih, ona ait olduğunda şüphe bulunmayan demektir. Bu bilgilerin önce sahih olup olmadığına bakılır. Özellikle sahih olmayan hadislerin sıradan insanlara aktarılıp zihinlerinin karışmasına ve umutsuz kalmalarına neden olmak yanlıştır. Hadisler bize Arapça dili ile taşınmıştır. Hadisleri anlarken iyi bir Arapça bilmeyenin iyi anlaması mümkün değildir. Hadislerde geçen konuları “işte şu olay/işte şu kişi/işte şu mekân” şeklinde muayyen bir noktaya tahsis etmek isabetli olmayabilir. Dünyanın ne kadar daha ömrü varsa bu hadisler o zamanlar için de geçerlidir ve bizim büyük, dehşet diye yorumladığımız nice olay belki de gelecek zamanlar içinde basit kalacaktır. Bu ihtimal unutulmamalıdır. Hadislerde anlatılan ağır olaylar Müslümanların umutsuz kalmalarını ve bir kenara çekilmelerini gerektirmemektedir. Müslüman için kural şudur: Her şeye rağmen Müslümanca hayatı devam ettirmek, kıyamete birkaç dakika bile kalsa elindeki fidanı dikmek. Bu ciddiyet ve önemseme ile bakılmadığında bu hadisler üzerinden Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme söylemediğini veya kastetmediğini söyletmiş oluruz. Allah muhafaza buyursun. Bu da Müslümanları yarın Rablerinin huzurunda mahcup olacakları evhama, vesveselere ve hatalı uygulamalara sevk edebilir. İnsanlara zulmetme, belli yerleri uğursuz görme, zaman ve umut israfına neden olma gibi sonuçlar da muhtemel olur.
Sırat, cehennemin üstünde kurulu bir köprüdür. Sırat’tan geçileceği bilgisi Kur'an, sünnet ve icma ile sabittir. Sırat hesaptan sonra olacaktır. Mü'min hesaptan sonra cennet ehli olduğunu anlayacak ama ateşten kurtulup kurtulmayacağını Sırat’tan geçtikten sonra anlayacak. Herkesin onun üzerinden geçmesi farklı olacak. Bu farklılık da günahları ile alakalı olacak. Sırat’ın geçilmesi kurtuluşun tam garantisi olacaktır. Allah’tan başkasına ibadet eden kâfirler Sırat’a gelmeden cehennemin kapılarından ateşe alınacaklar.
Firdevs cennetlerin en üstü ve en büyüğünün adıdır. Allah Teâlâ’nın mü'min kullarına vaat ettiği nimetlerin bulunduğu en büyük ödül olan yerin adıdır. Orada Allah’ın seçkin kullarının bulunacağı bilinmektedir. Cennet zor bir hedeftir, Firdevs Cenneti ise daha zor olan bir hedeftir. Cennet için kul ne kadar gayret ederse o kadar büyük ecirler bulacaktır. Çok gayret etmek, çok dua etmek Firdevs’i kazanmaya vesile olur. İhlas ve istikrar ile yapılan bütün ibadetler başta cihat olmak üzere Firdevs cennetine biiznillah sebeptir.
Dinimiz, insanların malını korunaklı bir mevkide tutmaktadır; kimse kimsenin malından alamaz. Genel kural böyledir. Bunun tek istisnası babanın evladının malından almasıdır. O da sınırsız bir alma değildir. Baba muhtaç ise evladı da ona vermiyorsa alabilir. Bu alma evladını zora sokacak şekilde olursa caiz olmaz. Bir çocuğundan alıp diğer çocuğuna verirse yine caiz olmaz. Siz eğer babanız sebebiyle mesela evinizi geçindiremez duruma düşüyorsanız babanızın da aslında aciliyeti yoksa vermeyebilirsiniz. Beddua etmesinin anlamı yoktur. Bunun haricinde, sabredin ve kazanın.
Bu değerlendirme isabetli değil. Biz mesela evlat acısına bir ağırlık veriyoruz ve arabasını kaybedeninki kolaydır diyoruz. Dışarıdan bakıldığında bu doğrudur çünkü biz sadece bize yönelik olan direkt etkiyi hissediyor ve değerlendiriyoruz. Allah Teâlâ ise bize göre çok basit gibi duran bir imtihan konusunda bizim için en ağır olan gibi imtihan sonucu çıkarabiliyor. Bu nedenle de kimin imtihanının ağır kiminkinin de hafif olduğu kararını bize göre değil bize imtihan gönderene göre tartmaya mecburuz. Şöyle bir örnek de ele alabiliriz: Bir kere mesela “suphanallah” diyen cennetler dolusu sevap elde edebilirken bir cüz Kur'an okuyan hiç sevap elde edememiş olabiliyor. Niyetten ihlasa kadar pek çok etken burada etkili olur. İmtihan da böyledir. Büyük bir başlıktan kazanamayan bir kul olarak çıkabileceğimiz gibi herkese göre basit bir başlıktan da çok şey kazanmış olabiliriz. Allah Teâlâ akıbetimiz hayır kılsın. Âmîn