Fetva Meclisi
Soru
Oruçlu iken diş çektirmek orucu bozar mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Sırf diş tedavisi sebebi ile oruç bozulmaz. Tedavinin ağrısız gerçekleşmesi için yapılan enjeksiyonlar da beslenme amacı taşımadığı için orucu bozmazlar. Ancak tedavi sırasında yapılan başka işlemler sebebi ile -mesela ağız su ile çalkalanırken- boğaza su, kan veya tedavide kullanılan maddelerden biri kaçarsa oruç bozulur ve kaza edilmesi gerekir.
Oruçla alakalı meselelerde bizim öne çıkardığımız fetva, kadim ulemanın tespitlerini yansıtmaktadır. Diyanet ise başta Ezher olmak üzere çağdaş kurumların esnettiği meselelerde o esnek uygulamayı esas almaktadır. Diyanet’in bu ve benzeri görüşleri için ‘Şeriat’a aykırılık’ söz konusu değildir diye umuyorum. Bir içtihat farklılığı olarak görülmesi gerekir. İnşaallah bir vebal yoktur.
Boğaza su kaçırmadan ağzı su ile çalkalamak orucu bozmadığı gibi diş fırçalamakla da oruç bozulmaz. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/202) Bununla birlikte, diş macununun veya suyun boğaza kaçması hâlinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsaktan önce veya iftardan sonra fırçalanması, oruçluyken fırçalanacaksa da macun kullanılmaması uygun olur.
Diş kanaması orucu bozmaz. Ancak çıkan kan, karıştığı tükürüğe eşit veya daha fazla olursa yutulması hâlinde oruç bozulur ve kaza edilmesi gerekir. Daha az miktarda olan kan ise dikkate alınmaz. (Haddâd, el-Cevhera, 1/141)
Selamünaleyküm. Esasen ne diş fırçalamak ne de gargara orucu bozmaz. Onlara ait tadın mideye inmesiyle oruç bozulur. Bu da genellikle zor kontrol edilebilir olduğundan 'bozar' hükmü verilmektedir. Dikkatli kullanılıp tatları mideye inmedikten sonra kullanılabilir.
Aleykümselam. Tuzlu su ile gargara orucu bozar. Zorunlu bir tedaviden kaynaklanırsa yani mecburen oruçlu iken yapılırsa sonra o gün kaza edilir.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Buna karanlıkta tırnakları uygun olmayacak yerlere kaçırmak şeklinde bakın. Dinen tırnak kesmenin sakıncalı olacağı bir zaman dilimi yoktur.
Harama bakmak, sadece bakmak olarak kalırsa orucu bozmaz. Ahlâkı bozar, takvayı eritir.
Bir konu, iman edilmesi gerekli konular arasındaysa, o konunun ağır olduğunu anlamamız gerekir. Taşın sert, pamuğun yumuşak olduğuna iman etmek gerekmez. Gözle görünen ve ilk bakışta kavranabilen bir nesne için iman dosyası açılmaz elbette. Gayb başta olmak üzere, imanla ilgili başlıkların tamamı için geçerlidir bu kural. Bizden binlerce yıl önce gelmiş ve elimizde hiçbir izi bulunmayan on binlerce peygamberin geldiğine iman ediyoruz. Hiçbir şekilde görüp, konuşamadığımız meleklere iman ediyoruz. Kur’an zikrettiği için cinlere iman ediyoruz. Yine Kur’an zikretti diye ahirete ve dirilmeye iman ediyoruz. Topluca bakıldığında bunların hangisi, KADER konusundan daha hafif, anlaşılması kolay, insan beyninin tartışmak istemeyeceği konulardır? Asırlarca mezarlarda çürüyüp erimiş cesetlerin yeniden, ilk kıvamındaki gibi yaratılacağına inanmak, gözümüzün önünde yıllarca seyretmiş ve belli bir devir izleyen olaylarda Allah’ın hâkimiyetini yani KADER’i kabul etmekten daha kolay değildir. Kader’e iman, asırlardan beri tartışılmak istenen ve çizgileri çok ince olduğu için alenen tartışılamayan konulardandır. Önceki âlimlerimizin kitaplarında bu tartışmalar vardır. Şu bir hakikattir ki, KADER adeta tartışılmak için önümüze konmuş kadar, karmaşık bir konudur. Şeytanın tuzak sorularının en rahat zemin bulabileceği alanlardandır. Bunun için, felsefeden arınmış olarak, ‘iman ettim’ deyip kurtulmak her zaman en kestirme yoldur. Kader etrafında derin tartışmalara girenlerin, tartışmayı genelde o noktada bırakamadıkları, aslında kaderle ilgisi olmayan konuları bile tartışma alanına çektikleri veya böyle bir tuzağa düştükleri görülmüştür. Kaderi doğru anlayabilmek için şu dört doğruyu kavramış olmak gerekir: a- Allah Teâlâ’nın bilgisi sınırsızdır. Bizim bilgimizin geçmişi ve geleceği sınırlıdır. Kaynaklarımız açısından da sınırlı bir bilgi kullanıyoruz. Sadece bize bildirilenler ve duyu organlarımızın ulaşabildiklerini bilebiliriz. Allah Teâlâ ise, Olanı, Olacağı, Olmayan, olacak olsaydı nasıl olacağını, Mevcudu ve yoğu, Mümkünü ve imkânsızı bilmektedir. Allah Teâlâ için ‘bilmek’ bu çapta bir bilgiyi ihtiva etmektedir. Bilgisi bu olan Allah’ın kuluna ait bir konuyu, geçmişte bilip kader diye yazmasını, bilmesi duyu organlarıyla sınırlı bir kulun yorumlaması makul sayılmaz. b- Allah Teâlâ, kıyamete kadar olacak her şeyi LEVHİ MAHFUZ’da yazmıştır. Bu yazma, göklerin ve yerin yaratılmasından elli bin yıl önce olmuştur. c- Allah Teâlâ diler ve dilediğini yapar. O’nun dilemesinde mesela, ‘imkânlar ölçüsünde’ gibi bir sınır yoktur. Dildiği gibi diler. Dilediği şeyi de yapar. Yapmak istemesinin önünde hiçbir engel bulunmaz. Dilemediği şey için de ‘olma’ imkânı yoktur. Mülk O’nundur. Her şey O’nun emri karşısında O’nun askeridir. d- Her şeyi yaratan Allah’tır. İçinde insanın da bulunduğu bu geniş evreni dileyip yara-tan O’dur. Evrenin içinde kıyamete kadar olup bitecek ne varsa onları da yaratan O’dur. O’nun dışındakilerin yaratılmış olmaktan başka seçenekleri yoktur. Hiçbir güç, O’na rağmen yaratmış olamaz. Kulların yaptığı işleri, onlar henüz yaratılmadan o işleri yapacaklarını biliyordu ve o bilgisini de Levhi Mahfuz’a yazmıştı. Kullar, o işi yaptığı için yazmış olmadığı gibi, Allah yazdığı için kullar o işi yapmış da olmadılar. Kulların yapacağını bildi ve yazdı. Kullar da yazılanı yaptı. Bu noktada tekrar, ‘bilme’ sözcüğünün insanlar tarafından kullanılan boyutu ile Allah Teâlâ’nın zatı için kullanılan boyutuna dikkat etmek durumunda olduğumuzu unutmayalım. Kader konusunu irdelemeden, Kur’an ve Sünnet’te belirtildiği kadarı ile yetinip, derin tartışmalara girmemenin en selim yol olduğunu ele almamızın gerektiğini bilmeliyiz.
Ağızda biriken az bir kanı yutmak orucu bozmaz. Dışarıdan ağza alınan kan ise bozar.
Fıtr sadakası bayram namazından sonraya kaldığında vakti çıkmış olur. Bu da gösteriyor ki son vakti bayram namazı öncesidir. İlk vakti ise bayramdan üç gün öncesi olarak belirlenebilir. Bu iki vakit arasında yerine getirilmelidir.
Yaralama, sakatlama ve öldürme suçlarına karşılık dinimizin getirdiği misilleme cezasına KISAS denmektedir.Maide suresinin 45.ayeti bu konuya aittir. Kısas akıllı, baliğ ve kastederek cinayet işleyene yapılır. Hata ile öldürme ya da tam kasıt bulunmayan durumlarda kısas olmaz.Ayrıca anne babaya, dede ve nineye uygulanmaz. Masum bir insanın öldürülmesi durumunda caniye kısas uygulanır. Terörist veya gaspçının öldürülmesi durumunda kısas yoktur. Ölenin kan sahipleri yani ona varis olanları kısası affedebilirler. Dinen bunun bir sakıncası yoktur. Affetmeleri onlar için daha efdal bir davranış olur. Affetme bir bedel karşılığı veya bedelsiz olabilir. Buna bir sulh yapmalarının caiz olması da diyebiliriz. Kısasta uygulama, yaptığının aynısının caniye yapılması olarak özetlenebilir. Kısas uygulamasının sadece devlet tarafından yapılabileceğini bilmek gerekir. Şahısların bu uygulamayı yapma hakları yoktur.