Fetva Meclisi
Soru
Fetvalarınızda, saç ektirmekle ilgili olarak ‘caizdir’ demişsiniz ancak sakal çıkması için ‘bir şey yapmayın’ demişsiniz. Biz, ‘Rabbimiz bizi nasıl görmek istiyorsa öyle yaratmıştır’ diyoruz lakin sakal için dediğimizi saç için demeyince nerede yanlış düşündüğümü bulamadım. Konuyu biraz açarak bilgilendirebilir misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Allah Teâlâ ölmüşünüze rahmet eylesin. Âmin. Kural şöyledir: Ölü kefenlenip mezara defnedilir. Ölüden düşen saç, tırnak gibi parçalar da onunla beraber aynı mezara gömülür. Bu mümkün değilse başka bir yere de olsa defnedilir. Buna göre de ölüden kalan saç ve benzeri parçaların saklanması doğru olmayan bir iştir. Ölmüşünüzün eziyet görmesine sebep olma ihtimalinden ise o saçları gömünüz.
Eşinizin daha güzel ve bakımlı olmasını istemenizin dini bir sakıncası olmaz. Bunu mutluluğunuzun yegâne gerekçesi gibi, yoğun ilgi alanınızda tutmanız ise sizden nefrete neden olabilir, dikkat ediniz.
Saçı dökülen için saç ektirmek denen işlemi yaptırmak bir tıbbi tedavidir, o da caizdir.
Selamünaleyküm. Kendi vücudunuzdan sökülüp dikilerek yapılan tedavinin bir sakıncası yoktur. Başkasının saçını alıp dikme ise ihtilaflıdır. Siz, tedavinizi olduğunuza göre yapacak bir şey yoktur. Geçmiş olsun. Hatalarımız için istiğfar etmeye mecburuz. Allah kolaylıklar versin.
Selamünaleyküm. Başınızdaki kelliği gidermenizde sakınca yoktur. Vücudunuzdaki başka tüylerden alıp dikmeleri caizdir. Yaptırabilirsiniz. Bedeninizdeki tiksindirici tüyleri de aldırabilirsiniz.
Saydığınız bölümlerin her birinde caiz olabilecekler ve olmayacaklar vardır. İlke olarak hepsi caizdir de denebilir. Caiz değildir de denebilir. Bu da gösteriyor ki, bu başlıklar ilgili kişiye göre özel olarak değerlendirilmesi gereken meseleler olarak durmaktadır. Netice olarak siz bu işi İLKE OLARAK yapabilirsiniz. Bu tedavinin yapılması caiz olmayacak kişilerin arada kaynaması, eğer siz bilerek ve teşvik ederek sebep olmuyorsanız, işlemi yapacak tıp kurumu ile caiz olamayacak türden bir ittifak içinde değilseniz sizin sorumluluğunuzda olmaz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Komşuluğun üzerinde çok durulduğu doğrudur. Şehirleşmeyle beraber komşuluk hukuku da önemini artırmış bulunmaktadır. Bu nedenle komşuluğun, ahirette muhasebe edileceğimiz bir hak olarak anlaşılması çok önemli bir meseledir. Şu hususlara dikkat edilirse inşaallah, hak olmaktan ecir kaynağı olmaya doğru çekebiliriz komşuluğu. İhtiyacı halinde komşuya, gücümüzle sınırlı da olsa yardım etmek. Hastalığıyla ilgilenmek. Ancak bu ilgilenme, ‘Nasılsın?’ sorgulamasıyla kalmamalı, görev talep edilip, yerine getirilmelidir. Mutluluğunu paylaşmak, elemine, acısına katılmak. Yokluğunda, onunla ilgilenmek. Güler yüzle karşılamak, uğurlamak. Komşu hakkında iyi kanaatleri öncelikli konuşmak, yaymak. Hatalarını gizlemek, yaymamak. Sözle, gözle, elle, bedenle ona bir zarar vermemek. Yemek ikramında bulunmak. Selamı yaygınlaştırmak. Cenazesiyle ilgilenmek.
Müslüman standardı, ashabı kiramdır. Ya da sünnete uymaktır. Özellikle bu standart kelimelerle anlatılacaksa şu standartları sayabiliriz: Müslüman, Allah rızası için ibadet yapar, yaşar, yer ve içer. Kur’an ve sünnet iki kaynağıdır, onları tartışmaz, tartıştırmaz. Müslüman uydurmaz, uyar; uyduğu da ümmetin ilk neslidir. Müslüman ihsana koşar; ihsan en iyiyi yakalama hedefidir. Müslüman’ın ihlassız hiçbir işinde değer yoktur. Müslüman, hayrı kendisi için ve herkes için ister. İyilikte yarışır. Müslüman, umut doludur, yıkılıp sarsılmaz. Müslüman, kardeşleriyle Müslüman’dır. Rahatsız etmez, rahatsız edilmek istemez. Dinlemesini bilir, dinletir. İstişare temel siyasetidir. Özür kabul eder. Fitne durumlarında kenarda kalmasını bilir. Zorlukla karşılaşınca: ‘La havle vela kuvvete illa billah’ Nimetle buluşunca: ‘Elhamdülillah’ Enteresanlıkla karşılaşınca: ‘Sübhanellah’ Hata edince: ‘Estağfurullah,’ Daralınca: ‘Hasbunellah,’ Tevekkül anında: ‘Tevekkeltü alellah’ Musibet anında: ‘İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn.’ der. Müslüman, ebeveyninin hizmetkârıdır. Sılayı rahime dikkat eder. Müslüman, sabrı en büyük silahı olarak bilir, sabırla Allah’tan yardım diler. Edep, Müslüman’ın tacıdır. Nankör değildir, nimetlerin kadrini bilir, şükreder. İnsanlara teşekkürü vazifesi bilir. Müslüman, düşünen, aklını kullanan, basiretli, ileriyi görmeye çalışan bir insandır. Müslüman, yardımını Allah’tan bekler. Müslüman bozucu olmaz, düzelticidir. Geçinilir ve geçinebilen biridir. Müslüman emindir. Ahiret işlerini öncelikli görür ama dünyayı ihmal etmez. Yaptığı iyi işlerin erimemesi için uğraşır. İyi olmayı değil, en iyi olmayı düşünür. İnfak eder. Çocuk yetiştirmeyi bütün zamanların en önemli cihadı olarak görür. Dünyevileşme bataklığından kaçınır. Vakit israfının büyük bir afet olduğunu hiç unutmaz. Eş haklarına çok dikkatlidir; nikâhın Allah’ın adıyla kıyıldığını anlar. Akıbet endişesi sürekli zihnindedir, çok dua eder. Doyana kadar yemez. Şüpheli şeylerden kaçınır. Kendini ilgilendirmeyen işe karışmaz. Sıhhatine titizdir. İbadette, ahlâkta ve her şeyde dengelidir. Aşırılığa kaçmaz. Evine önem verir. Camiye yakın bir evde oturur, evini Kur’an uygulama merkezi gibi kullanır. Örnek olmaya çalışır. Sorumluluktan kaçınmaz, üstlendiğini yerine getirir. İnatçı değildir. Temizdir. Temizliği göstermelik değildir. Temizliğini insanların değil, meleklerin göreceğini bilerek temiz olur. Hediye verir, hediye alır. Müslüman’a eziyet olan bir işi yapmaz. Riyadan, gösterişten kaçınır. Şeytanın tuzaklarına karşı uyanıktır. Bu anlamda, faiz, zina, kumar, çıplaklık gibi afetleri şeytanın nasıl cazip hale getirdiğine dikkat eder. Okur ve dinler. Kesinlikle bir ders halkasına periyodik olarak katılır. İyiliği yaymak, kötülüğü engellemek Müslüman’ın sosyal kimliğidir. Hayrı ve sabrı tavsiye etmeyi imanının gereği bilir. Tövbekârdır. Mütevekkildir. Mütevazıdir. Asla tembel değildir. Yorulmaz, emekli olmaz, emeklemez, dik durur. Allah’ı, Peygamber’ini, ashabını, ehli beytini ve bütün mü’minleri sever. Kin gütmez. Bağışlar. Allah için sever, Allah için buğz eder. Müslüman hayâsını imanından bir parça bilir, onu kaybetmeyi imanını kaybetmek olarak bilir. Kolaylaştırır, zorlaştırmaz. Yumuşak huyludur. Merhametlidir. Zarar vermez, ikram eder. Sır yaymaz. Muruetini korur. Mutedildir. Vefalıdır. Sözünü bozmaz. Müslüman helal kazanmayı, yaşamak kadar ciddi görür. Haram lokmayı ağzına koymaz. Haramdan şiddetle kaçınır. Kur’an ezberler. Kur’an ezberlemeyi hocalara ait bir iş olarak görmez. Az da olsa sürekli ezberler ve okur. Kararlarında ciddi olur, ikide bir karar bozmaz.
Kızım, Evlenmek senin için farz duruma gelmiş ise yani artık harama kayma riski taşıyacak durumda isen anne babanın ne diyeceği önemli olmaz. İlk helal yolu denemelisin. Öyle değilse sabredeceksin. Şu kadar ki, duygusal olmamaya gayret et. Allah yardımcın olsun.
Meseleye İslam terbiyesi açısından bakalım ve tuvalette konuşmakla sınırlamayalım. Tuvalet, hayatî ihtiyaçlarımızdan biridir. Böyle bir ihtiyacı dinimizin programsız bırakması mümkün değildir. Tuvaletle ilgili ihtiyacımızın giderilmesinde bile terbiyemizi yansıtacak bazı kurallar vardır. Bu kuralları şu şekilde sıralayabiliriz: 1- Tuvalet için tahsis edilmiş yerlerin dışında, enkaz arasına, yol kenarlarına, bahçelere, suya ve benzeri yerlere ihtiyaç gidermek caiz değildir. Çok acil bir ihtiyaç olursa o zaman ortaya çıkacak nahoş görüntüyü gidermemiz gerekir. 2- Ayakta ihtiyaç gidermek caiz değildir. 3- İhtiyaç giderme anında ön ve arkanın kıbleye gelmesi caiz değildir. 4- Sağ elle taharetlenmek mekruhtur. Taharetlenme sol elle yapılmalıdır. 5- Tuvalette konuşulmaz. 6- İdrar sıçramasına karşı çok dikkatli olmak gerekir. 7- Ayet veya Lafzayı Celal yazılı bir şeyle tuvalete girmek caiz değildir. 8- Su israfına karşı çok dikkatli olmak gerekir. 9- Tuvalete girerken ve oradan çıkarken şu duaları okumak sünnete uymaktır: Girerken, ‘Allahumme inni euzu bike minelhubsi velhabais’ çıkarken, ‘Ğufranek.’
Temel kural şudur: Sözlü veya yazılı ya da benzer bir yolla uygulamaya konmayan, konması için uğraşılmayan yanlış düşünceler günah nedeni değildir. İyilikler ise mü’min tarafından besleniyor ve sahipleniyorsa biiznillah sevap nedenidir.
İmandan tat almak, ibadeti zevkle yapmak, ibadet uğruna eziyetlere katlanmak ve ibadeti her şeye tercih etmektir. Ancak ‘ibadet’ namaz kılmaktan ibaret değildir. Allah ve Resûlünün emrettiği her şey ibadet olarak bilinmelidir. Anne babaya itaat, yoldan eziyet veren bir dikeni kaldırmak bile ibadettir. Hasta ziyaret etmek ibadettir. Emri bilmaruf ve nehyi anilmünker ibadettir. Cihad ibadettir. İmandan tat almak için ibadeti zevkle yapmak gerekir diye bir kuraldan söz ederken, ibadetler arasında tercih yapmadan bunu gerçekleştirmek gerektiğini de bilmemiz lazımdır. İman, altı esasa inanmakla sınırlandırılmamalıdır. Sevgiden nefrete kadar, insan olmamız hasebiyle organlarımız ve hissiyatımızın ortaya koyduğu ne varsa, imanın onda etkisi bulunmalıdır. Her şeyden önce de sevmek imanın en belirgin etki alanlarındandır. Mü’minin, Allah’ı ve onun peygamberini, mü’min kullarını, Allah ve Resûlünün sevdiği salih amelleri sevmesi gerekir. Bu salih amelleri gereği gibi yerine getiremiyor olsa bile mü’min, onları sever, yerine getirmenin gayreti içinde olur. İmanın en tabii gereklerinden biri de, Allah’ın sevmediğini sevmemektir. Küfrü ve fıskı sevmemek imandır. Kâfirlerin, müşriklerin ve bütün iman dairesi dışında kalanların sevilmeyenler listesinde olması imanın gereğidir. Bu sevgi ve buğzun imanla olan bağlantısı, çoluk çocuğu, en yakın akrabayı ihtiva edecek kadar derindir. ‘Tat alma’ düzeyindeki bir imanın elde edilmesi için yardım edebilecek uygulamaları şöyle sıralayabiliriz: - Kul, üzerindeki Allah’ın nimetlerini takdir etmelidir. Önce iman, eşsiz bir nimet olarak bilinmelidir. Sonra sıhhat, ebeveyn, akrabalar, kapımıza gelen rızık, huzur içinde evlerimizde uyumamız gibi nimetler hiç göz ardı edilmemelidir. Allah Teâlâ’nın bir imtihan gereği bazen kıstığı nimetlerine karşı köpürmeden eldekilerin kıymetini bilerek yaşamaya devam edilmelidir. - Allah Teâlâ’yı, bütün isimleri ve sıfatlarıyla bilmek, imandan tat alma yolunda önemli bir yardımcıdır. - Tefekkürü iyi bir eğitim malzemesi olarak kullanmak zorundayız. Tefekkür, özel bir okulda eğitimi verilen bir bilgi değildir. Gözün gördüğü, kulağın duyduğu, elin temas ettiği her şey iyi bir tefekkür sebebidir. Bu anlamda, tatilimizi, hasta ziyaretimizi, iyi bir sofrayı, bir sabah namazını camide kılmayı, tefekkür sebebi olarak değerlendirebiliriz. Tefekkürün en büyük düşmanı olan, mâlâyâni ve seviyesiz meclislerden uzak kalmak da yardımcımız olacaktır. - İhlasla ibadet yapmak, zikir müdavimi olmak, en büyük zikir olarak Kur’an tilavetine yoğunluk vermek, ilim meclislerini izlemek, imandan tat almanın belki de şartlarındandır. - Nafile ibadetleri ihmal etmemek de ziyadesiyle önemli bir nedendir. - Asrın ve şartların icabı olan cihadı en iyi şekilde yapmaya gayret etmek, tat almak için uğraşmak olarak yorumlanmalıdır.