Fetva Meclisi
Soru
Tuvalette konuşmak haram mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Namaz huşû ve Allah’ın huzurunda bulunma bilinci ile kılınmalıdır. Bu sebeple, namazda dikkati dağıtacak durumların olabildiğince giderilmesi önem arz eder. Onun için mesela vakit daralmamış ise aç bir kimsenin sofra hazırken namaza durması uygun görülmemiştir. Tuvalet ihtiyacı da, namazda huşûyu engelleyen ve dikkati dağıtan bir etki yapacağından bu hâlde iken namaz kılmak mekruhtur. Hz. Peygamber (s.a.s.), idrarı sıkışık durumda olan veya yemek hazırken namaza duran kişinin namazının faziletinin tam olmayacağını belirtmiştir. (Müslim, Mesâcid, 67 [560])
Namazınız hususunda sitem işitmeniz normaldir. Elbette, ibadetimiz hususunda gerekiyorsa hapse de gireceğiz ama çok dikkat edin laubalilik nedeniyle namazınıza ve dininize sataşılmasın. Sadece farzları kılın, en çabuk olacak şekilde kılın.
Tuvalet ihtiyacını görürken konuşmak kerih görülmüştür. Mürüvvete aykırı, seviye düşüklüğünü gösteren bir davranış olarak sakıncalıdır.
Tuvalet ihtiyacının giderilmesinde esas olan necasetten korunmak ve sağlıklı bir şekilde ihtiyacı gidermektir. Özellikle idrar boşatma için ayakta yapılmasına karşı bu nedenle ikaz yapılmıştır. Bunun dışında klozet kullanılmasında fıkhi bir sakınca olmaz. Mesele biraz da örf meselesidir.
Selamünaleyküm. Necasete temas edilmedikçe yani görünürde temiz duran bir yerde kıbleye yönelerek namaz kılmak zaruret durumunda mümkündür. Allah yardımcınız olsun. Yalnız bu zarureti mümkün olduğu kadar en uç noktada kullanmaya çalışın. Namazınız sizin kompleksiniz olmasın.
1- İnsan olarak hataya müsait yaratıldık. Bütün insanlar hata edebilirler, etmektedirler de. Sadece Allah Teala'nın nebileri bundan korunmuşlardır. Bu durumda biz hata işlemekten ötürü değil de hata işlemeye karşı laubalilikten ötürü sıkıntıya girebiliriz. Kul olarak, hangi çeşidi olursa olsun hatadan sakınmalıyız, tekrarlamamaya gayret etmeliyiz. Ama işlenen bir hata kesinlikle işimizin bittiğini, artık rahmet kapılarının bize kapandığını göstermez. Bilakis işlenen her hata rahmete daha çok muhtaç olduğumuzu gösterir. Bir yandan hata ederken bir yandan da vazifelerimizi yapmaya çalışıyorsak işte tam anlamıyla insanız demektir; yapacak bir şey yoktur, yola devam edeceğiz. Hedefimiz, iyiliklerle kötülüklerin mizana konduğu gün iyiliklerin çok gelmesi için çalışmaktır. Unutmayalım ki, bir tek iyiliğin fazla gelmesi kazanmamız, cennete girmemiz demektir. Hedef belli, sorun belli, çare bellidir. 2- Tevbeden bıkmak, tevbeyi sulandırmak diye bir şey yoktur. Bin kere, milyon kere de olsa başka bir yol yoktur. Nefes alır verir gibi tevbe yolunu kullanırız. 3- Günahlar konusunda dikkat edilmesi gereken hassas noktalardan biri çevre meselesidir. İnsan tek başına yaşayamadığına göre kendisine iyi bir çevre oluşturmalıdır. İyiyi bulamayan ise en az kötü olanı aramalıdır. Eğer bir günahta ısrar ediliyorsa bu, o günaha teşvik eden çevrenin etkisinin giderilmediğini gösterir. Önce çevre temizliği için çalışmak şarttır. Salih kullarla oturup kalkmak, gıdadan göz temizliğine kadar her alanda helale yönelmek zorundayız. Allah'a emanet olunuz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
İmandan tat almak, ibadeti zevkle yapmak, ibadet uğruna eziyetlere katlanmak ve ibadeti her şeye tercih etmektir. Ancak ‘ibadet’ namaz kılmaktan ibaret değildir. Allah ve Resûlünün emrettiği her şey ibadet olarak bilinmelidir. Anne babaya itaat, yoldan eziyet veren bir dikeni kaldırmak bile ibadettir. Hasta ziyaret etmek ibadettir. Emri bilmaruf ve nehyi anilmünker ibadettir. Cihad ibadettir. İmandan tat almak için ibadeti zevkle yapmak gerekir diye bir kuraldan söz ederken, ibadetler arasında tercih yapmadan bunu gerçekleştirmek gerektiğini de bilmemiz lazımdır. İman, altı esasa inanmakla sınırlandırılmamalıdır. Sevgiden nefrete kadar, insan olmamız hasebiyle organlarımız ve hissiyatımızın ortaya koyduğu ne varsa, imanın onda etkisi bulunmalıdır. Her şeyden önce de sevmek imanın en belirgin etki alanlarındandır. Mü’minin, Allah’ı ve onun peygamberini, mü’min kullarını, Allah ve Resûlünün sevdiği salih amelleri sevmesi gerekir. Bu salih amelleri gereği gibi yerine getiremiyor olsa bile mü’min, onları sever, yerine getirmenin gayreti içinde olur. İmanın en tabii gereklerinden biri de, Allah’ın sevmediğini sevmemektir. Küfrü ve fıskı sevmemek imandır. Kâfirlerin, müşriklerin ve bütün iman dairesi dışında kalanların sevilmeyenler listesinde olması imanın gereğidir. Bu sevgi ve buğzun imanla olan bağlantısı, çoluk çocuğu, en yakın akrabayı ihtiva edecek kadar derindir. ‘Tat alma’ düzeyindeki bir imanın elde edilmesi için yardım edebilecek uygulamaları şöyle sıralayabiliriz: - Kul, üzerindeki Allah’ın nimetlerini takdir etmelidir. Önce iman, eşsiz bir nimet olarak bilinmelidir. Sonra sıhhat, ebeveyn, akrabalar, kapımıza gelen rızık, huzur içinde evlerimizde uyumamız gibi nimetler hiç göz ardı edilmemelidir. Allah Teâlâ’nın bir imtihan gereği bazen kıstığı nimetlerine karşı köpürmeden eldekilerin kıymetini bilerek yaşamaya devam edilmelidir. - Allah Teâlâ’yı, bütün isimleri ve sıfatlarıyla bilmek, imandan tat alma yolunda önemli bir yardımcıdır. - Tefekkürü iyi bir eğitim malzemesi olarak kullanmak zorundayız. Tefekkür, özel bir okulda eğitimi verilen bir bilgi değildir. Gözün gördüğü, kulağın duyduğu, elin temas ettiği her şey iyi bir tefekkür sebebidir. Bu anlamda, tatilimizi, hasta ziyaretimizi, iyi bir sofrayı, bir sabah namazını camide kılmayı, tefekkür sebebi olarak değerlendirebiliriz. Tefekkürün en büyük düşmanı olan, mâlâyâni ve seviyesiz meclislerden uzak kalmak da yardımcımız olacaktır. - İhlasla ibadet yapmak, zikir müdavimi olmak, en büyük zikir olarak Kur’an tilavetine yoğunluk vermek, ilim meclislerini izlemek, imandan tat almanın belki de şartlarındandır. - Nafile ibadetleri ihmal etmemek de ziyadesiyle önemli bir nedendir. - Asrın ve şartların icabı olan cihadı en iyi şekilde yapmaya gayret etmek, tat almak için uğraşmak olarak yorumlanmalıdır.
Müslüman standardı, ashabı kiramdır. Ya da sünnete uymaktır. Özellikle bu standart kelimelerle anlatılacaksa şu standartları sayabiliriz: Müslüman, Allah rızası için ibadet yapar, yaşar, yer ve içer. Kur’an ve sünnet iki kaynağıdır, onları tartışmaz, tartıştırmaz. Müslüman uydurmaz, uyar; uyduğu da ümmetin ilk neslidir. Müslüman ihsana koşar; ihsan en iyiyi yakalama hedefidir. Müslüman’ın ihlassız hiçbir işinde değer yoktur. Müslüman, hayrı kendisi için ve herkes için ister. İyilikte yarışır. Müslüman, umut doludur, yıkılıp sarsılmaz. Müslüman, kardeşleriyle Müslüman’dır. Rahatsız etmez, rahatsız edilmek istemez. Dinlemesini bilir, dinletir. İstişare temel siyasetidir. Özür kabul eder. Fitne durumlarında kenarda kalmasını bilir. Zorlukla karşılaşınca: ‘La havle vela kuvvete illa billah’ Nimetle buluşunca: ‘Elhamdülillah’ Enteresanlıkla karşılaşınca: ‘Sübhanellah’ Hata edince: ‘Estağfurullah,’ Daralınca: ‘Hasbunellah,’ Tevekkül anında: ‘Tevekkeltü alellah’ Musibet anında: ‘İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn.’ der. Müslüman, ebeveyninin hizmetkârıdır. Sılayı rahime dikkat eder. Müslüman, sabrı en büyük silahı olarak bilir, sabırla Allah’tan yardım diler. Edep, Müslüman’ın tacıdır. Nankör değildir, nimetlerin kadrini bilir, şükreder. İnsanlara teşekkürü vazifesi bilir. Müslüman, düşünen, aklını kullanan, basiretli, ileriyi görmeye çalışan bir insandır. Müslüman, yardımını Allah’tan bekler. Müslüman bozucu olmaz, düzelticidir. Geçinilir ve geçinebilen biridir. Müslüman emindir. Ahiret işlerini öncelikli görür ama dünyayı ihmal etmez. Yaptığı iyi işlerin erimemesi için uğraşır. İyi olmayı değil, en iyi olmayı düşünür. İnfak eder. Çocuk yetiştirmeyi bütün zamanların en önemli cihadı olarak görür. Dünyevileşme bataklığından kaçınır. Vakit israfının büyük bir afet olduğunu hiç unutmaz. Eş haklarına çok dikkatlidir; nikâhın Allah’ın adıyla kıyıldığını anlar. Akıbet endişesi sürekli zihnindedir, çok dua eder. Doyana kadar yemez. Şüpheli şeylerden kaçınır. Kendini ilgilendirmeyen işe karışmaz. Sıhhatine titizdir. İbadette, ahlâkta ve her şeyde dengelidir. Aşırılığa kaçmaz. Evine önem verir. Camiye yakın bir evde oturur, evini Kur’an uygulama merkezi gibi kullanır. Örnek olmaya çalışır. Sorumluluktan kaçınmaz, üstlendiğini yerine getirir. İnatçı değildir. Temizdir. Temizliği göstermelik değildir. Temizliğini insanların değil, meleklerin göreceğini bilerek temiz olur. Hediye verir, hediye alır. Müslüman’a eziyet olan bir işi yapmaz. Riyadan, gösterişten kaçınır. Şeytanın tuzaklarına karşı uyanıktır. Bu anlamda, faiz, zina, kumar, çıplaklık gibi afetleri şeytanın nasıl cazip hale getirdiğine dikkat eder. Okur ve dinler. Kesinlikle bir ders halkasına periyodik olarak katılır. İyiliği yaymak, kötülüğü engellemek Müslüman’ın sosyal kimliğidir. Hayrı ve sabrı tavsiye etmeyi imanının gereği bilir. Tövbekârdır. Mütevekkildir. Mütevazıdir. Asla tembel değildir. Yorulmaz, emekli olmaz, emeklemez, dik durur. Allah’ı, Peygamber’ini, ashabını, ehli beytini ve bütün mü’minleri sever. Kin gütmez. Bağışlar. Allah için sever, Allah için buğz eder. Müslüman hayâsını imanından bir parça bilir, onu kaybetmeyi imanını kaybetmek olarak bilir. Kolaylaştırır, zorlaştırmaz. Yumuşak huyludur. Merhametlidir. Zarar vermez, ikram eder. Sır yaymaz. Muruetini korur. Mutedildir. Vefalıdır. Sözünü bozmaz. Müslüman helal kazanmayı, yaşamak kadar ciddi görür. Haram lokmayı ağzına koymaz. Haramdan şiddetle kaçınır. Kur’an ezberler. Kur’an ezberlemeyi hocalara ait bir iş olarak görmez. Az da olsa sürekli ezberler ve okur. Kararlarında ciddi olur, ikide bir karar bozmaz.
Abdestli iken, kerahet vakti olmayan bir zamanda kıbleye dönüp kılınan iki rekât namaz nafile namazdır. Farz ve vaciplerin dışındaki namazlar nafiledir. Farz namazların öncesinde ve sonrasında kılınanların dışında nafile namaz olarak tavsiye edilen pek çok namaz çeşidi vardır. En önemlilerinden olarak şu namazları kaydedebiliriz: Tahiyyetülmescit namazı: Bir camiye girildiğinde kılınan ‘camiyi selamlama namazı’dır. İki rekât kılınır. Teheccüt namazı: Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra kılınan namazdır. Farz namazlardan sonra en sevaplı namazdır. İki rekâttan on iki rekâta kadar kılınabilir. Kuşluk namazı: Güneş yükselmeye başladıktan sonra öğlen vaktine kırk dakika kalana kadar kılınan bir namazdır. İki ile on iki rekât arasında kılınabilir. Evvabin namazı: Akşam namazından sonra kılınan altı rekâtlık bir namazdır. Bunların dışında da nafile olarak kılınabilecek namazlar vardır. Farzların hakkını vermeyi en önemli hedef görmeli, ondan sonra da namazlara bitişik olan nafileleri, ardından da bu ve benzeri nafileleri kılmaya çalışmalıdır.
Komşuluğun üzerinde çok durulduğu doğrudur. Şehirleşmeyle beraber komşuluk hukuku da önemini artırmış bulunmaktadır. Bu nedenle komşuluğun, ahirette muhasebe edileceğimiz bir hak olarak anlaşılması çok önemli bir meseledir. Şu hususlara dikkat edilirse inşaallah, hak olmaktan ecir kaynağı olmaya doğru çekebiliriz komşuluğu. İhtiyacı halinde komşuya, gücümüzle sınırlı da olsa yardım etmek. Hastalığıyla ilgilenmek. Ancak bu ilgilenme, ‘Nasılsın?’ sorgulamasıyla kalmamalı, görev talep edilip, yerine getirilmelidir. Mutluluğunu paylaşmak, elemine, acısına katılmak. Yokluğunda, onunla ilgilenmek. Güler yüzle karşılamak, uğurlamak. Komşu hakkında iyi kanaatleri öncelikli konuşmak, yaymak. Hatalarını gizlemek, yaymamak. Sözle, gözle, elle, bedenle ona bir zarar vermemek. Yemek ikramında bulunmak. Selamı yaygınlaştırmak. Cenazesiyle ilgilenmek.
Bir insanın saçlarının dökülmesi bir hastalık çeşididir. Hastalık durumunda tedavi olmak gerekmektedir. Saç ektirmek de bir tedavi çeşididir. Kul tedavi olurken de Rabbinin nimetlerini kullanmış olmaktadır. Bir nedenle saç ektirilebilir deriz. Sakal ise bitmemesi durumunda bir arızadan söz etmiyoruz. Sakalın gür olması veya seyrek olması ya da hiç bitmemesi bir cilt şekli olarak görülür. Fark da buradan gelmektedir.
Allah Teâlâ insanı en güzel şekilde yaratmıştır. İnsan güzeldir. Allah’ın lütfu olan güzelliğini koruması da insanın en tabii görevlerindendir. Allah Teâlâ’nın bir sanatı olan vücudun ihmal edilmesi caiz değildir. Günümüzde, göz boyama üzerine kurulu hayat anlayışı oluşmuştur. İnsanlar, kendi sıhhatinden önce, kendisini gören gözlerin nasıl göreceğini önemsemektedirler. Bu oranda abartılı bir anlayış şüphesiz kabul edilemez. İnsanların birbirlerinin gözetleyicisi durumunda olmaları, neden bu dünyada var olduğumuzun anlaşılmamasından kaynaklanmaktadır. İnsan vücudunu, ikamet ettiği meskenini, kullandığı odasını hatta özel eşyasını temiz ve şık tutmalıdır. Temizlik ve güzellik ilke edinilmelidir. Mübalağaya kaçmadan, mutedil ölçülerle sürdürülen şıklık ve süslenme kesinlikle Müslümanca bir tavırdır. Süslenme konusunda fıkıh ölçülerini uygulayarak oluşturacağımız kuralları şu şekilde özetleyebiliriz: 1- Süslenme, temiz ve helal maddelerle yapılmalıdır. Domuz ve alkol ürünü ile süslenme caiz değildir. 2- Süslenmenin ekonomik boyutu, insanın diğer görevlerini ve ihtiyaçlarını etkileyecek oranlara ulaşmamalıdır. Süslenmenin yeri ve önceliği, doğallık sınırını zorlamamalıdır. Başka bir zaviyeden bakıldığında israf riski ile yapılan bir süslenme zorlamadır, caiz değildir. 3- Süslenme, ikinci insanları yanıltma üzerine olmamalıdır. Evlenmesini kolaylaştırmak için yaşını küçük gösterecek tarzda yapılan uygulamalar caiz değildir. Süslenmede ilke, şıklık ve temizlik olmalıdır. 4- Allah’ın yarattığı fıtratla asla oynanmamalıdır. Kaşların aldırılması, peruk kullanma bu anlamda kötü örneklerdir. Bilhassa estetik ameliyatlar, tıbbî ihtiyaçtan kaynaklanmalıdır. Vücuda yaptırılan dövme bu alanda en kötü örneklerdendir. 5- Süslenme ve diğer müdahaleler, kadının erkeğe, erkeğin kadına benzemesi sonucunu doğurmamalıdır. Bu kural giyim-kuşamda da geçerlidir. 6- Batıl ehlini taklit olabilecek uygulamalardan uzak durulmalıdır. Yüzden örnek verecek olursak; sakal Müslüman için fıtri bir süstür. Süslenme anlayışımızda, sakalsız bir süslenme olmamalıdır. 7- Kadının eşine karşı süslenmesi dışında, şehveti körükleyici bir süslenmeyi de benimsememiz mümkün değildir.